KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi İncelenen Kararı Veren
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2024
- Dosya no
- 2022/377
- Karar no
- 2024/1154
- Mahkeme
- İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 07/12/2021
- Dosya numarası
- 2019/240 Esas - 2021/808 Karar
- Dava
- Alacak
Karar Metni
3.143 kelime·16 dk okuma·4 bölüm
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı bankadan 25.4.2016 başlangıç tarihli aylık 7.215,34 TL taksitle 36 ay vadeli ödenmek üzere 200.000,00TL kredi çektiğini taksitlerin ödenmesi halinde toplam 259.752,28 TL ödeyeceğini, ancak 5 taksit ödendikten sonra kredi geri ödemelerinin aksaması üzerine bankanın yeniden bir taksitlendirme yaparak 250.000 TL anapara aylık 13.100,45 TL taksitle ve 24 aylık vade ile 250.000,00TL kredi tahsis edip taksitler sonunda toplam 314.410,69 TL ödediğini, davalı bankaca davacının zor durumu sebebiyle taksit sayısı azaltılıp ödeme miktarı artırılarak mağdur edildiğini,
davacıdan kredi limit tahsis ücreti adı altında 26.250,00 TL alındığını, yapılan kesintilerin taraflar arasında müzakere edilmeden tek yanlı ve keyfi olarak davacıya dayatıldığını, banka tarafından tahsil edilen 26.250 TL'nin mesnetsiz, mükerrer ve haksız olduğunu, işlem tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi üzerinden faiz talep ettiklerini, dava şartı arabuluculuk koşulunun yerine getirildiğini belirterek davanın kabulüne yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi'nin 8.1 maddesi gereğince tahsis edilen krediler üzerinden komisyon alma hak ve yetkisi bulunduğunu, TTK, Bankacılık Kanunu ve ilgili Tebliğler ile bankaların faiz ve faiz dışında sağlayacağı diğer menfaatler ile tahsil olunacak masrafların niteliklerinin ve sınırlarının serbestçe belirleneceğinin düzenlendiğini, imzalanan genel kredi sözleşmesinin TBK hükümlerine tabi bir sözleşme olup sözleşme serbestliği ve ahde vefa kurallarına tâbi olduğunu,
davacının tacir olmakla imzaladığı sözleşmenin muhteviyatını bilebilen ve tartışabilen durumda olduğunu ve dava konusu sözleşmeye TBK'nm genel işlem koşulları denetimi yapılamayacağını, sözleşme tarihinden önce davacı yana sözleşme öncesi bilgi formu verildiğini okunarak teslim alındığını belirterek davanın reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 07/12/2021 tarih ve 2019/240 Esas - 2021/808 Karar sayılı kararı ile; " Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre dava; ticari kredi kullanımı nedeniyle alınan limit tahsis ücretinin iadesi istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki sözleşeme, kredi hesap hareketleri ve sözleşmenin ve krediye ilişkin bilgilerin CD olarak dosyaya sunulduğu görülmüştür.
Taraflar arasındaki ihtilaf davalı tarafından tahsil edilen kredi limit tahsis ücretinin taraflar arasındaki sözleşmeye ve bankacılık uygulamalarına uygun olup olmadığı ve yapılabilecek kesinti miktarı noktalarında toplanmaktadır.Tüm deliller toplandıktan sonra, bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiştir.Mahkememizce Ticaret ve Borçlar Mevzuatı Nitelik Hesaplamalar Uzmanı bilirkişi Prof.
Dr....'dan alınan 14/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak; "...1)Davalı bankanın, davacıya 24.03.2016 tarihinde %1,39 faizle 7.215,34 TL'lik 36 ay eşit taksitler halinde geri ödenmek üzere 200.000,00 TL İşletme Sermayesi Kredisi kullandırdığı, yaklaşık altı ay geçtikten sonra, önceki kredi borcunu kapatarak davacıya 09.09.2016 tarihinde bu defa %1,8 faizle aylık 13.100,45 TL'lik 24 ay eşit taksitle geri ödenmek üzere 250.000 TL İşletme Sermayesi kredisi kullandırdığı,
davalı bankanın CD ortamında gönderilen kayıtlarına göre, kredi geri ödemelerinde anapara, faiz, komisyon, BSMV, KKDF adı altında tahsilatlar yaptığı fakat kredi kullandınm ücreti veya kredi limit tahsis ücreti adı altında bir kesinti veya tahsilat yapmadığı tespit edilmiştir.2)Davacıya kullandırılan kredilerin ticari kredi niteliğinde olması sebebiyle TBK.m.88 ve m. 120'deki faiz sınırlamalarına tabi olmadığı, TTK.m.8 ve bankacılık mevzuatı gereğince faiz oranının serbestçe belirlenebileceği değerlendirilmektedir.
3) 200.000,00 TL ve 250.000,00 TL tutarlı krediler için ekte sunulan örnek hesaplama tabloları çerçevesinde, banka tarafından davacıya kullandırılan ve tahsil edilen miktarların hesaplama tekniği ve bankacılık uygulamaları ile uyumlu olduğu değerlendirilmektedir..." belirtildiği görüldü.Davacı vekilinin bilirkişi raporuna itirazları sonucu aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi tarafından hazırlanan 18/10/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda sonuç olarak;
"...1.Davalı bankanın, davacıya 24.03.2016 tarihinde %1,39 faizle 7.215,34 TL’lik 36 ay eşit taksitler halinde geri ödenmek üzere 200.000 TL İşletme Sermayesi Kredisi kullandırdığı, yaklaşık altı ay geçtikten sonra, önceki kredi borcunu kapatarak davacıya 09.09.2016 tarihinde bu defa %1,8 faizle aylık 13.100,45 TL’lik 24 ay eşit taksitle geri ödenmek üzere 250.000 TL İşletme Sermayesi kredisi kullandırdığı,
davalı bankanın CD ortamında gönderilen kayıtlarına göre, kredi geri ödemelerinde anapara, faiz, komisyon, BSMV, KKDF adı altında tahsilatlar yaptığı, ayrıca 03.03.2021 tarihli yazı ve ekinde gönderilen CD'den 09.09.2016 tarihinde davacıdan 26.250 TL kredi ve limit tahsis ücreti tahsil edildiği tespit edilmiştir.
2.Davalı bankanın davacıdan dava konusu kredi ilişkisi sebebiyle kredi tahsis ücreti ve kredi kullanım ücreti olarak toplam 3.025 TL alabileceği, bunu aşan kısmın iadesi gerektiği, buna göre davacının davalı bankadan 26.250-3.025 = 23.225 TL talep edebileceği,3.Davalı bankanın daha önce temerrüde düşürüldüğüne dair ihtara rastlanmadığından, tarafların tacir olması ve dava konusu işin ticari iş niteliğinde olması gözetilerek dava tarihinden itibaren TCMB avans faizi istenebileceği..." belirtildiği görüldü.Dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmesi,
ile dayanılan diğer deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafından davacıya 24.03.2016 tarihinde 200.000,00 TL İşletme Sermayesi Kredisi kullandırıldığı, yaklaşık altı ay geçtikten sonra, önceki kredi borcunun kapatılarak 09.09.2016 tarihinde 250.000 TL İşletme Sermayesi kredisi kullandırdığı, davalı tarafından 26.250,00 TL kredi limit tahsis ücreti tahsil edildiği,
alınan bilirkişi raporunda TCMB’nin 20.02.2020 tarihli ve 31035 sayılı RG’de yayımlanan Bankalarca Ticari Müşterilerden Alınabilecek Ücretlere İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğin 9. Maddesine göre bankaların kredi tahsis ücretinin tahsis edilen kredinin onbinde yirmibeşini, kredi kullandırma ücretinin ise kullandırılan kredinin yüzde birini geçemeyeceği, tahsis edilen kredi limitinin değişmesi ve limit güncelleme talebinin müşteriden gelmesi halinde yalnızca artırılan limit için yeniden kredi tahsis ücreti alınabileceği düzenlendiği,
tebliğ sözleşme/kesinti tarihinden sonra yayımlanmış olmakla birlikte, tebliğdeki miktar ve oranların bankacılık uygulamasında zaten uygulanmakta olan makul oranlar olduğu, emsali krediler için diğer bankaların uygulamaları da yaklaşık bu oranlarda olduğundan dava konusu olay yönünden de uygulanma imkanın olduğu yönünde görüş bildirildiği,
mahkememizce bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli denetime elverişli görülmüş her ne kadar sözleşmenin/kesintinin yapıldığı tarih itibariyle itibariyle TTK, Bankacılık Kanunu ve ilgili Tebliğler ile bankaların faiz ve faiz dışında sağlayacağı diğer menfaatler ile tahsil olunacak masrafların serbestçe belirlenebileck ise de davacının kesintiye dayanak olarak gösterdiği sözleşmenin 8/1 maddesinde kesinti oranı konusunda bir hüküm bulunmadığı,
bilirkişi raporu ile sonradan yürürlüğü giren tebliğ hükümlerinin zaten bankalarca uygulanan oranlarla yaklaşık olarak aynı olduğu yönündeki tespitleri dikkate alınarak bilirkişi raporu ile tespit edilen tutar kadar davalının fazla limit tahsis ücreti aldığı yününde mahkememizde kanaat oluştuğundan davacının davasının kısmen kabulü ile 23.225,00 TL’nin dava tarihi olan 17.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçeleri ile;
" 1-Davacının davasının kısmen kabulü ile 23.225,00 TL’nin dava tarihi olan 17.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Yerel mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, mahkemenin karar verirken bilirkişi raporuna dayanarak karar vermesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesinin yukarıda özetlendiği üzere bilirkişi raporuna dayanarak karar verdiğini, bu durumun hukuk düzenince kabul edilemeyeceğini, bilirkişi raporunun doktrinde takdiri delil olarak kabul edilmekte olduğunu (Atalı/Ermenek/Erdoğan, s. 513.
(Toraman)/Görgün/Börü/Kodakoğlu, s. 495), takdiri delillerin hâkimin serbestçe değerlendireceği deliller olduğunu, HMK m. 282’de “Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü ile de bu durumun ayrıca bilirkişi incelemesi bakımından vurgulandığını, dolayısıyla bilirkişi raporunun delil niteliği taşıdığı, ancak hâkimin bilirkişi raporuyla doğrudan bağlı olmadığı hususlarının ifade edilebileceğini, bu hususla beraber Anayasa (AY) m. 138 “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar.
Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.” düzenlemesi uyarınca hakimlerin karar verirken kanuna ve hukuka uygun karar vermekle yükümlü olduklarını, İlk derece mahkemesi tarafından hüküm verilirken sundukları bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin dikkate alınmadığını, Yargıtay 22. HD E. 2019/5678, K. 2019/20807 kararı bakımından "Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır.
Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir.
Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir.
Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır.
Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Davacı vekili, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bilirkişi tarafından dava konusu olayın yanlış değerlendirildiğini, yapılan tespitlere dosya kapsamındaki veriler değerlendirilmeden ulaşıldığını , yapılan itirazların değerlendirilerek yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında da davacı vekili yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep etmiştir. Davacının bilirkişi raporuna itirazlarını karşılar mahiyette inceleme yapılmaksızın, itiraza uğramış bilirkişi raporuna değer verilerek sonuca gidilmesi isabetli değildir.
Bu durumda, dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler ile birlikte davacının bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazları da gözetilmek suretiyle konusunda uzman olan bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.", işbu sebeple kararın bozulması gerektiğini, Davacı yandan tahsil edilen komisyona ilişkin hukuki dayanak ve izahatin: Davacı şirket ile müvekkil banka arasında imza edilmiş Genel Kredi Sözleşmesinin 8.1inci maddesinin;
hükmünü içermekte olduğunu, Söz konusu madde içeriğine göre müvekkil Bankanın tahsis edilen krediler üzerinden komisyon alma hak ve yetkisi bulunmakta olduğunu, Müvekkil bankanın bu hükme istinaden davacıya firmaya yönelik olarak yapmış olduğu kredi limiti yenilemesi ve tahsisine istinaden davacı taraftan komisyon tahsil etmiş olduğunu, Türk Ticaret Kanunun 11inci maddesine göre, ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin ticari işletme sayılmakta olduğunu, 12inci maddeye göre ise, bir ticari işletmeyi kısmen dahi kendi adına işleten kimseye “tacir” denmekte olduğunu,
kanunun bu açık tanımından bankaların tacir olduğu sonucunun çıkmakta olduğunu, kanunun " ücret isteme hakkı " başlıklı 20. Maddesinde, “Tacir olan veya olmayan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir ücret isteyebilir.” hükmü bulunmakta olduğunu, bankaların müşterilerine kredi tahsis işlemi yapmakla müşterilerine hizmet sunmakta olduğunu, bankaların müşterilerine kredi tahsis etmekle, müşterilerine güven ve itibar kazandırmakta, kredi açmakta olduklarını,
Bankaların Türk Ticaret Kanunu’na göre tacir olması nedeniyle yukarıda belirtildiği şekilde ücret/ komisyon alma hakkı bulunmakta olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu' nun “Faiz oranları ile diğer menfaatler” başlıklı 144üncü maddesinin.
“Bakanlar Kurulu, bankaların ödünç para verme işlemleri ve mevduat kabulünde uygulanacak azami faiz oranlarını, katılma hesaplarında kar ve zarara katılma oranlarını, özel cari hesaplar dahil bu maddede belirtilen işlemlerde sağlanacak diğer menfaatlerin nitelikleri ile azami miktar ya da oranlarını tespit etmeye, bunları kısmen veya tamamen serbest bırakmaya yetkilidir.
Bakanlar Kurulu, bu yetkilerini Merkez Bankası' na devredebilir.” hükmünü içermekte olduğunu, -16 Ekim 2006 tarih ve 2006/11188 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Bankacılık Kanunu’nun sözü edilen 144’üncü maddesinden aldığı yetkiye istinaden Bakanlar Kurulu tarafından 16 Ekim 2006 tarih ve 2006/11188 sayılı Kararı yayımlanmıştır.
Resmi Gazetenin 22 Kasım 2006 tarih ve 26354 sayılı nüshasında yayımlanan kararın “Diğer menfaatler” başlıklı 4’üncü maddesinde; bankaların kredi işlemlerinde sağlayacakları faiz dışındaki diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ile azami miktar ya da oranları ve bunların kısmen veya tamamen serbest bırakılmasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanacak tebliğlerle düzenlenmesi öngörülmüştür. -2006/1 Sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Tebliği Bakanlar Kurulunun 2006/11188 Sayılı Kararında öngörüldüğü üzere,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından “Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kar ve Zarara Katılma Oranları ile Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında” 2006/1 Sayılı Tebliğ yayımlanmıştır.
Resmi Gazetenin 9 Aralık 2006 tarih ve 26371 sayılı nüshasında yayımlanan 2006/1 Sayılı Tebliğ'in, “Kredi faiz oranları ve sağlanacak diğer menfaatler” başlıklı 4’üncü maddesinde; bankalar tarafından reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları ile FAİZ DIŞINDA SAĞLANACAK DİĞER MENFAATLERİN ve TAHSİL OLUNACAK MASRAFLARIN NİTELİKLERİ VE SINIRLARININ SERBESTÇE BELİRLENMESİ öngörülmüştür.
Bu düzenlemeler paralelinde davacı ile müvekkil Banka arasında imza edilmiş olan Genel Kredi Sözleşmesinin, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi bir sözleşme olup; sözleşme serbestliği ilkesi ve ahde vefa kuralları kapsamında ele alınması gerektiğini, Taraflar Arasındaki Sözleşmeye 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunun Genel İşlem Koşulları Denetimi Açısından Uygulanmasının mümkün olmadığını, Her şeyden önce davacının senelerdir faaliyet gösteren müddebir bir tacir olup;
imzaladığı sözleşmenin muhteviyatını bilen, şartlarını tartışabilen bir tacir olduğunu, Dolayısıyla davacının salt GİŞ koşullarına dayanan taleplerinin kabul edilebilir nitelikte olmadığını, Davacı yan dilekçesinin bazı kısımlarında 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 20 vd. maddelerinde hükmünü bulan “Genel İşlem Koşulları”na değindiğini ve esasen müvekkil banka ile davacı arasında imza edilmiş Genel Kredi Sözleşmesinin yeni TBK' nun da hükmünü bulan genel işlem koşullarına aykırı olması sebebiyle geçersizliği iddiasında bulunduğunu, Söz konusu sözleşme hükmünün,
sözleşmenin esasına yabancı bir hüküm olmayıp; tüm Bankacılık piyasasında geçerli olan bir uygulamayı ihtiva eden düzenleme olduğunu, Davacının, tacir olup imzaladığı sözleşmenin içeriğine vakıf durumda olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi' nin imza tarihinden önce davacı yana “Sözleşme Öncesi Bilgi Formu” verildiğini ve kendisi tarafından okunarak teslim alındığını, Davacıdan tahsil edilen periyodik hizmet komisyonu mevzuat ve sözleşmelere uygun olduğundan İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini beyanla.
Açıklandığı üzere, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın bozulmasına yönelik karar verilmesi, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı bankanın davacıya kullandırdığı işletme sermayesi kredileri dolayısıyla davalı banka tarafından kredi ve limit tahsis ücreti adı altında tahsil edilen bedelin iadesi talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili, davalı bankanın davacıya 24/03/2016 tarihli ve 200.000,00 TL bedelli işletme sermaye kredisi kullandırıldığını, daha sonra davacının kredi yapılandırma talebi üzerine bankaca kredinin yapılandırıldığını ve davacıya 09/09/2016 tarihli ve 250.000,00 TL bedelli işletme sermaye kredisi kullandırıldığını, davalı banka tarafından kullandırılan krediler için haksız olarak kredi limit tahsis ücreti tahsil edildiğini, tahsil edilen bu bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı banka vekili, davacıdan tahsil edilen ücretin taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 8.1 maddesine ve yasal mevzuata uygun olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, Mahkemece takdiri delil olan bilirkişi raporuna dayanarak ve bilirkişi raporuna itirazları dikkate alınmaksızın karar verilmesinin ve dava konusu ücretin taraflar arasındaki sözleşme ve yasal mevzuata uygun olarak tahsil edilmesine rağmen Mahkemece aksi yönde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Somut uyuşmazlıkta; davalı banka tarafından davacıya 24/03/2016 tarihli ve 200.000,00 TL bedelli işletme sermaye kredisi kullandırıldığı, daha sonra davacının kredi yapılandırma talebi üzerine bankaca kredinin yapılandırıldığı ve davacıya 09/09/2016 tarihli ve 250.000,00 TL bedelli işletme sermaye kredisi kullandırıldığı ve 09/09/2016 tarihinde davacıdan 26.250,00 TL kredi ve limit tahsis ücreti tahsil edildiği anlaşılmıştır.Taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 8.1 maddesi.
"Banka, bu sözleşmeye dayanarak açtığı veya açacağı döviz kredisi, teminat mektubu, ve aval-kabul kredisi, döviz endeksli TL kredi dahil her türlü krediye, yetkili, merciler tarafından bildirilen veya ileride bildirilecek en yüksek oranları geçmemek üzere belirleyeceği oranlarda faiz ve her nevi komisyonları ve kaynak kullanımı destekleme fonu gibi yasal ve banka düzenlemelerine veya teamüllerine göre talep edebilecek her türlü ücret, masraf ve sair giderleri uygulayacak ve bunların gider vergileri ve sair resim ve harçları ile birlikte müşterinin cari hesabına borç yazacaktır." hükmünü içermektedir.
6102 sayılı TTK'nın 20. maddesi uyarınca, tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir. Tacir olan bankalar da temel iştigal konuları olan kredi işlemleri dolayısıyla şartların mevcut olması halinde ücret isteyebilirler.
Bankalarca masraf ve komisyon adı altında yapılan tahsilatların yasal dayanağı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 144. maddesinin vermiş olduğu yetkiye istinaden çıkarılan ve bankacılık işlemlerinin gerçekleştirildiği tarihte yürürlükte bulunan 2014/6 sayılı Tebliğ ile değişik 2006/1 sayılı Tebliğ hükümleridir.
09.12.2006 tarihli RG’de 2006/1 sayılı Tebliğin 3. maddesinde, bankalarca mevduata uygulanacak sabit veya değişken faiz oranlarının serbestçe belirleneceği, 4. maddesinde ise reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve sınırlarının serbestçe belirleneceği kabul edilmiştir.
Yine aynı Tebliğin 6/2. maddesine göre; bankalar, TCMB'na bildirdikleri azami oranları aşmamak kaydıyla, mevduat ve kredi işlemlerinde uygulayacakları faiz oranlarını ve katılma hesaplarında uygulayacakları kâr ve zarara katılma oranlarını vadelerine göre tüm şubelerinde halkın görebileceği şekilde ilan eder ve bu oranları internet sitelerinde yayımlar.
Bu durumda ticari kredilerde bankalar tarafından alınacak olan masrafların hukukilik denetimi yapılırken öncelikle, kredi sözleşmesiyle belirlenen bir oran olup olmadığı araştırılmalı, olması halinde bu oran üzerinden masraf tahsil edilebileceği kabul edilmeli, sözleşmeyle bir oran belirlenmediğinin tespiti halinde ise, bankanın masraflara ilişkin olarak belirlediği ve ilan ettiği oranlar bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, varsa yine bu oran üzerinden masraf tahsil edilebileceği kabul edilmeli,
ilan edilen bir tutar bulunmaması halinde ise tahsil edilen masrafların emsal banka uygulamalarına göre orantılı olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik uygulaması da bu yöndedir (Emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.04.2019 Tarih, 2019/1303 Esas- 2019/2961 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10/01/2019 tarih, 2017/1380 esas ve 2019/239 karar sayılı ilamı)Yukarıda belirtilen yasal mevzuat, yargısal içtihat ve taraflar arasında akdedilen sözleşme hükmü uyarınca davalı bankanın kullandırılan kredi kapsamında davaya konu ücreti tahsil etme hakkı ve yetkisi bulunmaktadır.
Ancak taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde tahsil edilecek masrafa ilişkin oran belirtilmemiştir.
Mahkemece de yukarıda belirtilen yargısal içtihat doğrultusunda gerektiğinde banka uzmanı bilirkişiye banka nezdinde yerinde inceleme yaptırılmak suretiyle davalı bankanın kredi yapılandırması sırasında müşterilerden kredi ve limit tahsis ücreti adı altında ücret tahsil etme uygulaması bulunup bulunmadığı, bulunması halinde bankanın dava konusu ücrete ilişkin olarak belirlediği ve ilan ettiği oranlar bulunup bulunmadığı,
ilan edilen bir tutar bulunmaması halinde ise tahsil edilen ücrete ilişkin emsal banka uygulamalarının ne şekilde olduğu ve davalı bankanın talep edebileceği miktar belirlenmeden, kredinin kullandırıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren tebliğ hükümleri dikkate alınarak hesaplama yapan ve banka uzmanı olmayan hukukçu bilirkişisinden alınan bilirkişi raporuna göre, rapora itirazlar da değerlendirilmeksizin hüküm kurulması yerinde olmamış, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve kaldırma kararı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/377, K. 2024/1154, 4 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama