KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 26 Eylül 2024
- Dosya no
- 2022/612 Esas
- Karar no
- 2024/1442 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2019/1001 Esas - 2021/653 Karar
- Tarihi
- 23/06/2021
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Yazım tarihi
- 14/10/2024
Karar Metni
2.663 kelime·13 dk okuma·6 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, taraflar arasındaki ticari alışveriş sonucu davalıya satılan emtiaya ilişkin e-faturaların ödenmemesi nedeniyle alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı .... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, taraflar arasındaki ticari ilişki gereği tüm alımlarda çek keşide edilerek teslim edildiği ve çeklerin vadesinde ödendiğini,
davacının cari hesap ve kur farkı alacağı istemiyle açtığı davada, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2019/1178 karar sayılı ilamında da belirtidiği üzere somut olay yönünden taraflar arasında sözleşme bulunmadığını, defalarca yapılmış alımlarda kur farkının talep edilmediğini, çeklerin teslim tutanağı ile teslim edildiğini, hiçbir itiraz olmadığını, faturaların kesinleşip, çeklerin süresinde ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 23/06/2021 tarih ve 2019/1001 Esas - 2021/653 Karar sayılı kararında; " Dava, davacının, kur farkına dayalı fatura ve cari hesap alacağının tahsili için davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. ... sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhinde dayanak 17.061,46 USD asıl alacak, 221,80 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.283,26 USD alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsili için faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği,
borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde, borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği, İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği, bu kararın alacaklıya tebliğ edilmediği,
davanın yasal bir yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır.Davacı tarafın ticari defter ve belgelerinin incelenmesi için talimat
mahkemesinden aldırılan 13/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 2018 yılına ait yasal defter bilgilerine göre davalıdan 17.061,46 USD alacaklı olduğu, tarafların ... formları incelendiğinde birbiriyle uyumlu olduğu, 2018 yılı içinde 66 adet fatura ile 739.021,00 TL alış ve satışın bildiriminin yapıldığını bildirmiştir.
Davalı tarafın ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda aldırılan 20/04/2021 tarihli bilirkişi raporunda; tarafların ticari defterlerindeki borç kaydındaki farklılığın kur farkı dekontlarının davalı defterlerine kaydedilmemiş olmasından kaynaklandığını, kur farkı dekontunun toplam tutarının 60.168,32 TL olduğunu, davacının icra takibine konu ettiği alacağın 3 adet kur farkına ilişkin dekonta dayandığını, faturaya dayalı bir alacak olmadığını,
fatura düzenlenmemiş olması sebebiyle kur farkı tahakkuklarının kabul edilmesi veya kabul edilmemesi durumuna göre alternatifli hesaplama yapıldığını bildirmiştir.İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı tarafça kur farkına ilişkin düzenlenen dekontlara ilişkin olup, taraflar arasında her iki tarafında ticari defterlerinde kayıtlı olduğu üzere ticari bir alım satım gerçekleştiği ve bununla ilgili bir kısım ödemenin çek verilmek suretiyle yapıldığı hususunda bir ihtilaf yoktur.
Davaya konu edilen kur farkları da çekle yapılan bu ödemelerdeki vade tarihlerindeki kurlar nedeniyle kurlar nedeniyle düzenlenmiştir.Davacı, bilirkişi raporuna itirazında, davalının asıl borcunun " USD borcuna karşılık vermiş olduğu vadeli TL çeklerinin verdiği tarih ile tahsil tarihindeki kurun değişiminden kaynaklandığını belirtmiştir."her ne kadar davacı, kur farkına ilişkin fatura düzenlememiş ise de, bu husus kur farkı talebine engel değildir.
Ancak, taraflar arasındaki ticari ilişkide faturalar döviz satış kuru ile değerlendirilip, döviz tutarı, faturalar üzerinde gösterilmiş ise de, ödemelerin TL çeki ile yapıldığı, davacının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde de, bahsettiği üzere uyuşmazlığın TL çeklerinin verildiği tarih ile tahsil tarihindeki kur değişiminden kaynaklandığının belirtilmesi karşısında davacının yapılan ödemeleri ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul ettiği, çekin bir ödeme vasıtası olup,
döviz üzerinden düzenlenmesi de mümkün olmasına rağmen ödemenin TL üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceği ve davacı alacağının bu bedel üzerinden kabul etmiş sayılacağı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/2682 esas, 2020/5731 karar.
2020/3692 esas, 2021/984 karar) kanaatine varıldığından davacının davasının reddine, davalının, yasal şartları oluşmadığından kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, "davanın reddine, davalının kötüniyet tazminat talebinin, yasal şartları oluşmadığından reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkemenin, delillerin takdirinde hata yaptığını, usul ve yasaya aykırı bir karar verdiğini, Öncelikle taraflar arasındaki ticari ilişkide alım satım, emtianın niteliğinden dolayı daima ABD Doları ile yapıldığını; davalı borçlu tarafın da buna bir itirazının olmadığını ve bu nedenle ihtirazi kayıt olmadan ödeme tahsilat yapıldığına dair bir itiraz ileri sürmediklerini;
davaya itirazlarının, arada anlaşma olmadan kur farkı tahsil edilemeyeceği ile ilgili olduğunu, bu yönüyle kararın hatalı olduğunu, Davalı tarafın kur farkı alınmasına dair anlaşma olmadığı iddiasının yersiz ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu; taraflar arasında uygulama varsa kur farkı talep edilmesinin mümkün olduğunu;
taraflar arasında dava konusu alacaların tahsil edileceğine dair yazışmalar yapılmasına ve yabancı paranın değerindeki farkın tahsil edildiğine dair beyanlarının dikkate alınmadan hazırlanan ikinci bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğini, Davalı tarafın, 30/06/2018 ve 31/07/2018 tarihli kur farkı faturalarını kayıtlarına aldığı incelenmeden ve değerlendirilmeden karar verildiğini,
müvekkili şirketin ticari defterlerinde yapılan inceleme ile davalı tarafın ticari defterlerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan bilirkişi raporları arasında çelişkiler ve farklılıklar olmasına ve taraflarınca itiraz edilmesine rağmen yukarıda açıklanan gerekçeyle gerekli ve yeterli inceleme yapılmadan davanın reddine karar verildiğini, Türk lirası çeklerin ihtirazi kayıt dermeyan edilmeden teslim alındığı gerekçesiyle Müvekkil Şirketin alacaklarından vazgeçtiği veya çekleri teslim aldığı tarih itibariyle borcun sona erdiği sonucuna varılamayacağını, çünkü çeklerin ileri tarihli düzenlenerek teslim edildiğini,
teslim tarihinde doğrudan tahsilat kabul edilemeyeceğini, muhasebe tekniği açısından alınan çek müşteri lehine alacak kaydedilmekte, tahsil edildiği takdirde mahsup yapılmakta, karşılıksız çıkması halinde ters kayıt oluşturulmakta olduğunu, yani ödeme çek ancak tahsil edildiği tarih itibariyle ve tahsil edilen tutar kadar borca mahsup edilebileceğini; çekin ödeme aracı olması,
ileri tarihli düzenlenmesi gerçeğini değiştirmeyeceğini, çekin düzenleme tarihinden önce bankaya ibrazını men eden yasal düzenlemenin, 31.12.2022 tarihine kadar tekrar uzatıldığını, Bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde ayrıntılı olarak açıkladıklarını, bilirkişi raporunda alacağın kur farkından kaynaklandığı belirtilmiş olsa da gerçekte Davalı Tarafın asıl borcunun.
USD borcuna karşılık vermiş olduğu vadeli TL çeklerin verdiği tarih ile tahsil tarihindeki kurun değişiminden kaynaklanmakta olduğunu; bunun da kur farkı olmadığını, davalı tarafın USD borcuna karşılık verdiği 17 adet çekin TL tutarının, 265.887,65 TL olduğunu; bu çeklerin müvekkile verildiği tarihteki karşılığının 65.143,4840 USD olduğunu; ama kur artışından kaynaklı olarak çeklerin vade tarihlerindeki kurlardan USD karşılığının ise 49.218,0318 USD olduğunu;
yani davalı tarafın kur artışından kaynaklanan borcunun 15.925,4522 USD olduğunu, iki şirketin TL cari hesabındaki farkların ise davalı tarafın USD yaptığı ödemelerinde ... döviz satış kurundan farklı kur almasından kaynaklanan ve TL bakiyede farka sebep olan 302,93 TL olduğunu, davalı Tarafın, TL ve USD olarak farklı para cinsleriyle ödemeler yaptığını.
38.693,1000 USD ödemesini USD olarak yaptığını ama 353.540,12 TL ödemesini de 80.624,8911 USD karşılığı olarak yaptığını; buna rağmen üç adet kur farkı dekontunu kayıtlarına almadıklarını, İstinaf sebepleri saklı kalmak kaydıyla mahkemenin gerekçesinin yerinde olduğu kabul edilse dahi son sunulan bilirkişi raporuna göre bile davanın reddine karar verilmesinin olanaklı olmadığını, çünkü son bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalı tarafın defterlerine göre dahi davalı tarafın, müvekkili şirkete 10.453,81 TL borçlu olduğunu;
yani kur farkı veya her ne sebeple olursa olsun müvekkili şirketin diğer talepleri kabul edilmese bile 10.453,81 TL için davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davacı şirketin defterlerinde ise alacak tutarının 70.319,42 TL olduğunu, davalı tarafın ticari defterlerine göre dahi 10.453,81 TL alacak varken ve en azından bu alacak nedeniyle kısmen kabulüne karar verilmesi yerine davanın tamamen reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, İleri sürerek,
yukarıda sunulan ve doğrudan dikkate alınacak nedenlerle, usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün kaldırılmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, hükmün kaldırılması yerine, Bölge Adliye Mahkemesinde davanın yeniden görülmesine karar verilirse ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne yargılama giderlerinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; taraflar arasındaki açık hesaba dayalı yürütülen ticari satış ilişkisinden doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine 17.061,46-USD asıl alacak, 221,80-USD işlemiş faiz olmak üzere 17.283,26-USD alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı anlaşılmıştır.
Mahkemece taraf delilleri toplanmış, uyuşmazlık dönemine ilişkin taraf şirketlerin ... formları celbedilmiş olup, davalı defterleri üzerinde ve istinabe yoluyla davacı defterleri üzerinde yaptırılan mali bilirkişi incelemeleri kapsamından; taraflar arasındaki ticari ilişkinin USD para birimi ile düzenlenen faturalar üzerinden yürütüldüğü, davacının defterlerinde hesabın hem usd alacak/borç, hem de karşılığı TL alacak/borç şeklinde tutulduğu, davalı defterlerinin ise yalnızca TL alacak/borç şeklinde tutulduğu,
davacının tanzim ettiği satış faturalarının ve davalının gerek havale ile gerekse çek ile yaptığı ödemelerin taraf defterlerinde karşılıklı olarak kayıtlı bulunduğu, davalının kendi defterlerine göre takip tarihi itibariyle davacıya 10.451,83-TL borçlu göründüğü, davacının ise kendi defterlerine göre davalıdan 17.046,41-USD(70.319,42-TL) alacaklı göründüğü anlaşılmaktadır.
Defterler arasındaki esas farkın davacının davalı tarafından TL cinsinden 17 adet çek ile yaptığı toplam 265.887,65-TL tutarındaki ödemeleri giriş tarihlerine göre 65.143,48-USD olarak, defterlerine 49.218,03-USD olarak kaydetmesi, aradaki 15.925,45-USD fark için hesabın TL alacak/borç kısmına davalı aleyhine 31/08/2018 tarihli 36.092,52-TL bedelli, 30/09/2018 tarihli 18.143,91-TL bedelli ve 25/10/2018 tarihli 5.931,89-TL bedelli toplam 60.168,32-TL tutarında üç adet kur farkı dekontunu borç kaydetmesinden kaynaklandığı, bu dekontların davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı,
buna göre kur farkı kayıtları esas alınmaz ise davacının kendi defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan USD cinsinden 1.136,01-USD, Türk Lirası cinsinden ise 10.151,10-TL alacaklı göründüğü, davalı defterlerindeki 10.451,83-TL borç tutarı ile davalı defterlerindeki 10.151,10-TL alacak tutarı arasındaki farkın ise, davalı defterlerine günlük kur dalgalanmasından kaynaklanan tutarlar girilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Mahkemece davacının çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, davacı vekilince bu karar TL cinsinden çeklerle yapılan ödemeler için kur farkı talep edilebileceği, davanın tümden kabul edilmesi gerektiği, öte yandan aksi kabul edilse dahi bilirkişi raporlarında kur farkına dayalı olmayan alacak tutarının da tespit edilmesi karşısında davanın kısmen kabul edilmesi gerektiği iddiaları ile istinaf edildiği anlaşılmaktadır.TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için;
satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamülün aranmamakla birlikte, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere çek bir ödeme aracı olduğundan, çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemez, zira çekin üzerine fiili ödeme tarihindeki TL karşılığın yazılması zaten mümkün olduğu gibi çekin döviz cinsinden düzenlenmesi de mümkündür (bkz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/3819 esas, 2021/2489 karar sayılı, 16/03/2021 tarihli, 2020/4821 esas, 2021/65 karar sayılı, 18/01/2021 tarihli ilamları). Mahkemenin TL cinsinden çek ile yapılmış ödemeler bakımından kur farkı talep edilemeyeceğine yönelik tespiti esas itibariyle yerindedir (BU KISIM ÇIKARTILABİLİR). Ne varki itirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı davalar olduklarından, usulüne uygun bir takip başlatılmış olması dava şartıdır.
Yargıtay 11 HD'nin 26/05/2022 tarih, 2020/694 Esas ve 2022/4076 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kur farkı alacağının yabancı para alacağı üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihteki kur ile faturanın tahsil edildiği tarihteki kur arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacak olduğu ve yabancı para cinsinden talep edilmesinin mümkün olmadığı, davacı tarafından 60.168,32-TL(15.925,45-USD karşılığı) olduğu ileri sürülen kur farkı alacağının USD cinsinden talep edildiği,
TL olarak doğduğu iddia olunan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığından davacı tarafından kur farkı istemi yönünden usulüne uygun şekilde başlatılmış bir takibin varlığından bahsedilemeyeceği, buna göre mahkemece takipte talep edilen asıl alacağın 15.925,45-USD'lik kısmı yönünden davanın HMK'nun 114 ve 115. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esas girilerek karar verilmesi yerinde olmamış, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen gözetilmiştir.
Her iki taraf defterlerine göre davacının kur farkı tutarları haricinde de davalıdan bakiye cari hesap alacağı bulunduğunun bilirkişi raporları ile tespit edildiği, takibin açık hesap bakiyesine dayalı olması karşısında mahkemece kur farkı haricindeki alacak yönünden değerlendirme yapılması gerekirken, takipte talep edilen asıl alacağın tamamının kur farkına dayalı olduğu yönünde hataya düşüldüğü, taraflar arasında satış ilişkisinin USD cinsinden faturalar ile yürütüldüğü, TBK'nun 99/3 maddesi uyarınca;
ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça alacaklının alacağın aynen veya vade yahut fiili ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenmesini talep edebileceği, buna göre davacının takip tarihinde bakiye 1.136,01-USD alacağını, USD cinsinden talep edebileceği, taraflar arasında vade kararlaştırılmadığından ve takip öncesi davalı temerrüde düşürülmediğinden işlemiş faiz isteminin yerinde olmadığı,
buna göre mahkemece takipte istenen asıl alacağın 1.136,01-USD lik kısmı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu, davacı yanın istinaf başvurusunun bu yönden yerinde olduğu anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 ve 353/1-b2 maddeleri uyarınca kaldırılmasına dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;
takipte talep edilen 15.925,45-USD yönünden davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/2 ve 115/2 fıkraları uyarınca usulden reddine, davalı tarafından takibe yapılan itirazın 1.136,01-USD asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu tutara takip tarihinden itibaren 4095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile devamına, kabul edilen tutar üzerinden davalının %20 inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN
7-Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Harçlar Kanunu ve tarifesi uyarınca alınması gereken 447,04-TL nispi karar ve ilam harcının davacı tarafından dava açılırken yatırılan 1.132,94-TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 685,90-TL' nin davacıya iadesine, 8-Davacı tarafından yatırılan 447,04-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 44,40-TL başvuru harcı, 653,50-TL tebligat/ posta gideri ile 700,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere;
toplam 1.379,90-TL yargılama giderinin davanın kabul/ ret oranına göre 91,07-TL'sının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 10-Davalı tarafının sarf edilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
11-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak hesap edilen 6.544,21-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,12-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca dava şartı yokluğundan reddedilen tutar ile reddedilen işlemiş faiz tutarı üzerinden hesaplanan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
13-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN
14-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,15-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 72,00-TL posta gideri olmak üzere; toplam 292,70-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 16-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 17-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/09/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/612, K. 2024/1442, 26 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama