KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
- Dosya no
- 2023/811 Esas
- Karar no
- 2024/1623 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Numarası
- 2019/302 Esas - 2022/559 Karar
- Tarih
- 07/09/2022
- Dava
- Alacak (Aşırı Yararlanmadan Kaynaklanan
Karar Metni
5.997 kelime·30 dk okuma·6 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'un “...” markası adı altında faaliyet gösteren ...
A.Ş.'nin kurucu ortaklarından olduğunu, son olarak diğer iki davalı ile birlikte işbu şirketim eşit oranda hissedarı ve müşterek temsil ve ilzam yetkilisi olduklarını, müvekkilinin İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3 Sorgu nolu 09.01.2018 tarihli kararı ile tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklanmayı fırsat bilen davalı ortaklar tarafından, müvekkilinin bilgisi, izni ve imzası olmaksızın 8.1.2018 tarih 2018/01 karar sayılı Yönetim Kurulu kararı alınarak müvekkilinin yetkilerinin hukuka aykırı bir şekilde kaldırdığını,
şirketin bu tarihten itibaren diğer iki ortak ... ve ...'in müşterek imzaları ile temsil edileceğine karar verildiğini, mezkur kararda müvekkilinin imzası bulunmamış olmasına rağmen, müvekkilinin imzası varmışcasına işlem gerçekleştirildiğini, hukuka aykırı olan YK kararı ile yetkileri kaldırılan müvekkilinin bu durumdan haberdar olması üzerine avukatı aracılığıyla gönderdiği Beyoğlu ...
Noterliğinin 07.02.2018 tarih ve ... sayılı ihtarı ile bu karara istinaden alınan 2018/02-02-03 nolu kararlarının da hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu görevinden istifa etmesi gibi bir durumun söz konusu olmamasına rağmen istifa etmiş gibi gösterildiğini, ortaklardan davalı ...'nun kızı olan ...'nun müvekkili yerine yönetim kurulu üyeline atandığını, bu işlemlerin tamamının hukuksuz olduğunu, işbu hukuksuzlukla ilgili yasal yollara başvurulacağının ihtar olunduğunu,
bu gelişmeler üzerine müvekkilinin 1995 doğumlu ve bugüne kadar şirket yönetiminde hiç bulunmamış ve herhangi bir tecrübeye sahip olmayan oğlu ...'a vekaletname vermek mecburiyetinde kaldığını, müvekkilinin vermek zorunda kaldığı işbu vekaletnameye istinaden oğlu ... tarafından şirket işlemlerinin babası davacı müvekkili adına yapılmaya çalışıldığını, müvekkilinin tutukluluk halinin devamı üzerine ailesinin üzerinde maddi ve manevi baskının her geçen gün artarak devam ettiğini, tutukluluk haline yapılan itirazların reddedilmesi ve muğlak olan bu durumun ne kadar daha süreceğinin öngörülemez olması karşısında,
müvekkilinin davalıların hisse devir teklifini kabul etmek mecburiyetinde kaldığını, müvekkili ile davalılar arasında yapılan görüşmeler neticesinde, müvekkilinin şirketteki 1/3 hissesinin (...) yarısının 4915 adet hissenin davalı ... tarafından 6.000.000,00 TL, diğer yarısının davalı ... tarafından 6.000.000,00 TL olmak üzere toplam 12.000.000,00 TL karşılığında devredilmesine ilişkin mutabık kalındığını, bunun üzerine müvekkilinin hisselerinin Üsküdar ...
Noterliğinin 23.05.2018 tarih, ... ve ... sayılı hisse devir sözleşmeleri ile davalılara devredildiğini, lakin işbu devir bedelinin müvekkilinin hisselerinin gerçek karşılığının kat be kat altında olduğunu, davalıların müvekkilinin zor durumundan faydalanmak suretiyle müvekkili hisselerinin “yok pahasına” satın aldıklarını, ek olarak sundukları şirket değerlemesi sonuç raporunda, şirketin Gayrimenkul, Demirbaş, Marka ve Nakit Akış/mali verilerine göre toplam değerinden müvekkilinin 1/3 hissesine karşılık gelen tutarın 117.846.314,85 TL olduğunu anlaşıldığını,
bu itibarla müvekkiline ait şirket hisselerinin müvekkilinin zor durumda kalmasından yararlanılmak suretiyle diğer şirket ortağı davalılar tarafından 7-8 kat daha düşük bir bedelle satırı alındığının anlaşıldığını belirterek taraflar arasında imzalanan Üsküdar ...
Noterliğinin 23.05.2018 tarih .. ve ... sayılı hisse devir sözleşmelerinde yer alan devir bedellerindeki “aşırı yararlanma/gabin” nedeniyle oluşan oransızlığın giderilmesi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 300.000,00 TL fark hisse bedelinin devir tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücreti alacağının karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle;
taleplerin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla dava dilekçesinde hisse devir bedelinin eksik olduğu belirtilip, arada alınan bedele kıyasla yedi - sekiz kat fark olduğu belirtilip, buna göre mali müşavir raporları eklendikten sonra, belirsiz alacak davasından söz etmenin hem HMK madde 107 'ye aykırılık hem de ticaret hayatının olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, davanın usul yönünden reddinin gerektiğini, mali müşavir raporlarına göre dava bedelinin belirlenebilir olduğunu ve belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, ilaveten ...
Anonim Şirketinin sözü edilen hisse satış sözleşmelerine taraf olmadığını, pasif dava ehliyeti eksikliğinden kendisi için evveliyatla usulen davanın reddinin gerektiğini, usulü itirazları kabul görmezse de esas açısından davanın zamanaşımı süresi içinde açılmadığından reddinin gerektiğini, davacı ve davalıların tacir olduğunu, sözleşmeleri serbestçe akdedip, basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduklarını, davacının ticari hayatının devamı için fiili ehliyetine sahip olduğunu, vekalet vererek serbest hür iradesiyle herhangi bir baskı olmadan hisselerini sattığını ve talep ettiği bedeli aldığını,
talep ettiği bedeli alırken bile ihtirazı kayıt düşülmeden bedeli tahsil ettiğini, davacının iddialarının aksine gabin durumunun da söz konusu olmadığını belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın, öncelikle şekli hukuk yönünden, aksi halde esastan reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 07/09/2022 tarih ve 2019/302 Esas - 2022/559 Karar sayılı kararında;"Dava, gabin hukuksal nedenine dayalı olarak Üsküdar ...
Noterliğinin 23.05.2018 tarih ... ve ....yevmiye sayılı hisse devir sözleşmelerindeki gabin nedeniyle oluşan oransızlığın giderilmesi ve farkın davalılardan tahsili istemine ilişkindir.Tarafların tüm delilleri celbolunarak dava dosyası ve davalı şirkete ait tüm ticari defter, kayıt ve dayanak belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak kök ve ek rapor alınmıştır.Davacı taraf somut uyuşmazlıkta; bir soruşturma kapsamında 03.01.2018 - 05.10.2018 tarihleri arasında tutuklu kaldığı dönemde davalı şirketteki hisselerinin içinde bulunduğu müzayaka hali kapsamında davalı tarafça devralındığını iddia etmektedir.
Davalı taraf zamanaşımı itirazında bulunmuş ise de, davaya konu yapılan müzayaka haline dayanak yapılan tutukluluk halinin sona erdiği 05.10.2018 tarihi itibariyle davanın açıldığı 13.06.2019 tarihi arasında henüz bir yıllık sürenin dolmamış olması nedeniyle mahkememizce nazara alınmayarak reddedilmiştir.Dava dosyasına delil olarak sunulan. 26.04.2019 tarihli ...
A.Ş.tarafından düzenlenen raporda ... dikkate alındığından şirket değerinin resmi rakamlara göre 64.116.301,41 TL olarak hesaplandığının belirtildiği, Makine mühendisi tarafından düzenlenen 08.04.2019 tarihli değerleme uzman raporunda; davalı şirketin demirbaşlarının güncel değerinin 12.817.222,00 TL olduğunun belirtildiği, Gayrimenkul değerleme uzmanı tarafından düzenlenen raporda; davalı şirketin gayrimenkullerinin değerinin 43.617.500,00 TL olduğunun belirtildiği,YMM Bağımsız Denetçi tarafından düzenlenen raporda.
31.12.2017 tarihi itibariyle davacı ... 'un davacı şirkette denk gelen değerinin 94.476.351,59 TL + 21.369.963,26 TL = 117.846.314,85 TL olduğunun belirtildiği,İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi 'nin 2018/110 esas sayılı dava dosyasından sunulan belgelere göre; davacının İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/13 Sorgu nolu tutuklama müzekkeresinin 09.01.2018 tarihinde düzenlendiği, davacının yapılan yargılama sırasında 05.10.2018 tarihinde tahliyesine karar verildiği, dolayısıyla 09.01.2018 - 05.10.2018 tarihleri arasında tutuklu kaldığı,
23.05.2018 tarihinde " Anonim Şirket Hisse Satış Bedeli Sözleşmesi Başlıklı sözleşmenin davacı ... vekili ... ... ile ... ve ... arasında 12.000.000,00 hisse bedeli değerli davalı şirketin 1/3 oranındaki hissenin satışına ilişkin olduğu, sözleşmenin davacının vekili ... ... tarafından imzalandığı, Üsküdar ....
Noterliği'nin 23.05.2018 tarih ... yevmiye sayılı Senede Bağlanmamış Anonim Şirket Pay Devri Sözleşmesi'nin davacının davalı şirketteki 4915 adet sermaye payına karşılık 4.915.000,00 TL sermaye hak ve hissesinin ...'ya, 6.000.000,00 TL bedelle devrettiği, iş bu devir sözleşmesini devir eden sıfatı ile davacının vekili ... ... tarafından imzalandığı,Üsküdar ...Noterliği'nin 23.05.2018 tarih ... yevmiye sayılı Senede Bağlanmamış Anonim Şirket Pay Devri Sözleşmesi'nin davacının davalı şirketteki 4915 adet sermaye payına karşılık 4.915.000,00 TL sermaye hak ve hissesinin ... 'e 6.000.000,00 TL bedelle devrettiği,
iş bu devir sözleşmesini devir eden sıfatı ile davacının vekili ... ... tarafından imzalandığı, Beyoğlu ....
Noterliği'nin 07.02.2018 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamenin davacı tarafından davalılara keşide edildiği, ihtarnamede özetle; kendisinin davalı şirketin 1/3 oranında hissedarı ve üç kişiden oluşan ve müştereken imza yetkisi bulunan yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketin üç ortaktan oluşan üç kişilik yönetim kurulu tarafından müştereken yönetileceği, bunun aksini yapılacak tüm işlemler ve alınacak kararların geçersiz olacağı, böyle iken 08.01.2018 tarihinde 2018/01 - 02 - 03 - 04 sayılı kararların alındığı ve kararların Üsküdar ...
Noterliğinin ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile kendisine tebliğ edildiği, 2018/01 nolu karara göre; şirketin ... ve ... tarafından müşterek imzaları ile iki kişi olarak şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığını, ancak bu kararın kendisi katılmaksızın alındığını, bu nedenle kararın yok hükmünde olduğunu, alınan diğer kararların da kendisinin yetkisinin yok sayılarak alındığını...
Bu kararlar nedeniyle herkesin büyük zarar göreceği ve zararlardan davalıların sorumlu olacağının belirtildiği,Anlaşılmıştır.
Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen kök ve ek raporda; davalı şirketin 24.05.2018 hisse devir tarihi itibariyle rayiç değerinin 41.296.961,29 TL olarak hesaplandığı, aynı tarih itibariyle şirketin 11.263.564,00 TL marka değeri ilave edildiğinde şirketin 52.560.528,29 TL rayiç değerde olduğu, davacının 24.05.2018 hisse devir tarihli 1/3 hissesinin rayiç değerinin 17.520.176,10 TL olduğu tespit edilmiştir.
İş bu tespite göre davacının hissesini toplam 12.000.000,00 TL karşılığında devrettiği, arada 5.520.176,10 TL 'lik bir fark bulunduğu, davacı tarafında iş bu farka göre 05.04.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile davalı ... ve ... yönünden talebini toplamda 5.520.176 TL'ye yükselttiği görülmüştür.Davacı tarafın davaya konu ettiği hisse devir sözleşmeleri uyarınca oluşan oransızlığın tazmini talebine dayanak yaptığı olgu "Gabin" dir.
Gabin hukukumuzda "F.Sözleşmenin içeriği" üst başlığı altında TBK.nun 26 'ncı maddesinde "I. Sözleşme Özgürlüğü" alt başlığı ile. "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." şeklinde düzenlendiği, "II. Kesin Hükümsüzlük" başlığı altında TBK.nun 27 'nci maddesinde ve " III.Aşırı Yararlanma" başlığı altında da bu kurala uygulanacak istisnalar şeklinde düzenlenmiştir.
Aşırı yararlanma - Gabin TBK.nun 28 'nci maddesinde; " Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." denilmek suretiyle gabinin unsurları, sonuçları, ikinci fıkrasında da; " Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği;
zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." denilmek suretiyle gabin iddiasında bulunan tarafın bu hukuksal nedene dayanan hakkını kullanabileceği hak düşürücü süreler hüküm altına alınmıştır.İncelenen yasal düzenlemeler kapsamında sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle iptali ya da geçersiz olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir.
Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK) 21.) maddesi ile aynen.
"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.
O hâlde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır.Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene),
sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir. Ki davacı tarafta sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki aşırı oransızlığın tespit edilecek miktarın kendisine verilmesini talep etmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine girilerek araştırılıp incelenmelidir. Vekil aracılığı ile yapılan temliki tasarruflarda gabin hukuksal nedenine dayanılamaz.
Öteden beri uygulana gelen ve kararlılık kazanmış yüksek yargı kararları da bu doğrultudadır (Yargıtay 1. HD.nin 2014/6386 E - 2015/93 Karar, 2016/10500 E - 2019/3497 Karar ve daha benzeri bir çok karar gibi).Davamıza konu somut uyuşmazlıkta, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davaya konu edilen hisse devir sözleşmelerinde devir tarihi itibariyle devredilen payların değerinin satış bedelinden daha yüksek olduğu tespit edilmiş ise de, davacı taraf davaya konu ettiği hisse devir sözleşmelerini vekil aracılığı ile yapılmasını sağlamıştır.
Davaya konu hisse devir sözleşmeleri davacı tarafından dava dışı olup, davacının oğlu ... 'a Silivri .... Noterliği'nin 25.01.2018 tarih ... yevmiye sayılı vekaletname vermesi suretiyle ... 'un imzaladığı sabittir.
Dolayısıyla yüksek yargı kararları doğrultusunda vekil aracılığı ile yapılan temliklerde BK.28 maddesi uyarınca aşırı yararlanma iddiasının dinlenemeyeceği, davacı tarafın sözleşmenin imzalanmasında hata ve hile iddiaları da bulunmadığından davanın yasal koşulları oluşmadığından aşağıdaki şekilde reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile,'' Davanın davalı ...
Şirketi yönünden HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE, davanın davalı ... ve ... yönünden ESASTAN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ...'un " ... " markası adı altında faaliyet gösteren ...
A.Ş'nin kurucu ortaklarından olduğunu, diğer iki davalı ile işbu şirketin eşit oranda hissedarı olduğunu(.... hisse), ve müşterek temsil ve ilzam yetkilisi olduğunu, davalı şirketin(...), ülkemizin her bölgesinin onlarca farklı şehrinde 100'ü aşkın mağazası ile hizmet vermekte olan bir şirket olduğunu, müvekkilinin kurucu ortağı olduğu bu şirketteki yaklaşık 25 yıllık çalışması olduğunu, bunun neticesinde şirketi, ülkemizde son derece bilinir ve değerli bir marka meydana gelmesini sağladığını, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/210775 nolu dosyası ile başlatılan soruşturma kapsamında,
müvekkilinin 30.01.2018 tarihinde "gözaltı" işlemine tabi tutulduğunu, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2018/13 sorgu nolu 09.01.2018 tarihli kararı ile tutuklanmasına karar verildiğini, müvekkili hakkında yürütülen soruşturma neticesinde İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/110 Esas nolu davasının açıldığı ve tutukluluk halinin devamına karar verildiğini, Üsküdar ....
Noterliğinin 13.01.2015 tarih ve ... sayılı imza sirkülerinden ve şirkete ait diğer kayıtlarda da müvekkili ile diğer iki hissedar olan davalıların şirketi Müşterek imzaları ile temsil ve ilzam etmekte olduklarını, ortaklık ruhuna aykırı bir şekilde, müvekkilinin tutuklanmasını fırsat bilen davalı ortaklarının müvekkilinin bilgisi, izni ve imzası olmaksızın 08.01.2018 tarih, 2018/01 karar sayılı yönetim kurulu kararını aldıklarını, müvekkilinin yetkilerini hukuka aykırı bir şekilde kaldırdıklarını, bu tarihten itibaren şirketin diğer iki ortak ... ve ...'in müşterek imzaları ile temsil edileceğine ilişkin karar verildiğini,
08.01.2018 tarih 2018/01 karar sayılı işbu YK kararında müvekkilinin imzası olmadan, müvekkilinin imzası varmışcasına işlem gerçekleştirildiğini, müvekkilinin tutuklanmış olması nedeniyle yasadığı tarifi imkansız olan sıkıntılı bu süreçte ve üstüne ortakları olan davalıların hukuka aykırı şekilde müvekkilinin şirketteki yetkilerinin kaldırılmış olmasının müvekkilinde bir buhran etkisi yarattığını, hukuka aykırı olan YK kararı ile yetkileri kaldırılan müvekkilinin bu durumdan haberdar olduğunu, haberdar olması üzerine bir diğer avukatı aracılığıyla gönderdiği Beyoğlu ...
Noterliğinin 07.02.2018 tarih ... sayılı ihtarı ile 2018/01 sayılı YK kararının "yok hükmünde olduğu" ' nu bu karara istinaden alınan ... nolu kararların da hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu görevinden istifa etmesi gibi bir durumun olmamasına rağmen istifa etmiş gösterildiğini, ortaklardan davalı ...'nun kızı olan ...'nun müvekkili yerine yönetim kurulu üyeliğine atandığını, bu işlemlerin tamamının hukuksuz olduğunu, işbu hukuksuzlukla ilgili yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiğini, bu gelişmeler üzerine müvekkilinin tutuklu olarak bulunduğu Silivri Kapalı İnfaz Kurumunda,
1995 doğumlu ( olay tarihinde 22 yaşında olan ) ve o tarihe kadar şirket yönetiminde hiç bulunmamış ve herhangi bir tecrübeye sahip olmayan oğlu ...'a (T.C.
No : ....) vekaletname vermek mecburiyetinde kalındığını, müvekkilinin tutukluluk halinin devamı üzerine müvekkilinin ve ailesinin üzerinde maddi ve manevi baskının her geçen gün artarak devam ettiğini, müvekkilinin içinde bulunduğu zor durumu fırsata çevirmek isteyen davalıların, cezaevinde olan ortaklarının müvekkile hisselerini devretmesi için tekliflerde bulunmaya başladıklarını, bu teklifi kabul etmesi aksi takdirde kendisinin ve ailesinin çok daha güç duruma düşeceğini, tutukluluk halinin ne kadar süreceğinin belli olmadığını, belki yıllarca devam edeceğini şeklinde maddi ve psikolojik baskılarını artırdıklarını,
tutukluluk haline yapmış olduğu itirazların reddedilmesi ve muğlak olan bu durumun ne kadar daha süreceğinin öngörülemez olması karşısında müvekkilinin davalıların hisse devir teklifini kabul mecburiyetinde kaldığını ve 12.000.000,00 TL karşılığında şirket hisselerini ortakları olan diğer iki davalıya devrettiğini, işbu hisse satış işleminin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 28inci maddesi tahtında aşırı yararlanma olduğunu, " aşırı yararlanmanın" objektif ve sübjektif olmak üzere iki unsurunun bulunduğunu, subjektif unsur olan zor durumda kalma/muzayaka halinin somut olayda fazlasıyla gerçekleştiğini,
30 yılı aşkın süredir iş insanı olarak ülke genelinde ticari faaliyet gösteren müvekkilinin ilk kez bir ceza soruştumasının muhatabı olduğunu ve kendisi hakkında tutuklama tedbiri uygulandığını, tutukluluk halinin yaklaşık 9 ayı aşkın bir süredir devam ettiğini, davalıların müvekkilinin muzayaka halini istismar ederek,
şirket hisselerini gerçek değerinin çok altında bir değerle devraldıklarını, işbu hisse devir bedeli işleminde müvekkilinin iradesinin tam ve sağlıklı olmasından bahsedilmesinin söz konusu olmadığını, aşırı yararlanmanın/gabinin bir diğer unsur olan objektif unsurun da ziyadesiyle bulunduğunu, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında karşılıklar(ivazlar) arasında %25-30 oranındaki bir farkın açık oransızlık kabul edildiğini, somut olayda ise müvekkilinin hisselerinin gerçek değerinin 7-8 kat altında bir değer üzerinden davalılar tarafından satın alındığını, bağımsız denetim kuruluşu ...
A.Ş.
Tarafından SPK Lisanslı değerleme uzmanlarınca hazırlanmış şirket değerlendirme raporunun dosyaya sunulduğu, şirkete ait ve üretim faaliyetlerinin gerçekleştirildiği fabrikanın olduğunu İstanbul İli, Ümraniye İlçesi ... mevkii, ... pafta, ... parsel sayılı 6530,00 metre kare yüz ölçümüne sahip arsa vasfındaki taşınmaza ilişkin gayrimenkul değerlendirme raporunda konu taşınmazın yakın çevresinde yer alan emsal nitelikteki arsalar dikkate alınmak suretiyle yapılan değerleme çalışmasında arsa ve binanın toplam değerinin belirlendiğini,
2017 yılı sonu itibariyle şirket envanterine kayıtlı demirbaşlara ilişkin yapılmış olan demirbaş rayiç bedellerin tespiti çalışmasında ise şirkete ait toplam 1775 adet demirbaşın toplam değerlerinin (demirbaşların yaşları, kullanma durumları, piyasa durumu vs. birlikte değerlendirilerek) tespitin yapıldığını, şirketin 2015 yılı brüt satış gelirinin 51.646.810,18 TL, 2016 brüt satış gelirinin 60.892.580,81 TL olduğunu, şirketin gayrimenkul, demirbaş, marka ve nakit akış/mali verilerine göre toplam değerinden müvekkilinin 1/3 hissesine karşılık gelen tutara kıyasla hisselerin 7-8 kat daha düşük bir bedelle satın aldığını,
sonuç olarak davalarının kabulü ile müvekkilinin zor durumda kalmasından faydalanmak suretiyle yapılan hisse devir sözleşmesindeki " aşırı yararlanma/gabin" nedeniyle oluşan oransızlığın giderilmesine " fark hisse bedelinin devir tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ettiklerini, dilekçeler aşamasının tamamlanmasına mütakip başlatılan takikat sürecinde 07.06.2021 tarihli kök bilirkişi raporu ve 22.03.2022 tarihli ek raporlar alındığını,
bilirkişi raporlarındaki aleyhe olan hususlara itiraz etmekle ve bu raporlarda şirket değerinin gerçek değerinin çok altında hesap edildiğini beyan ettiklerini, rapordaki mevcut tespit ve değerlendirmeler ile dahi ispatlanan davalarının reddine karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2022 tarihli davanın reddi kararında " Davaya konu somut uyuşmazlıkta, Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davaya konu edilen hisse devir sözleşmelerinde devir tarihi itibariyle devredilen payların değerinin satış bedelinden daha yüksek olduğu edilmiş ise de,
davacı taraf davaya konu ettiği hisse devir sözleşmelerinin vekil aracılığı ile yapılmasını sağlamıştır. Davaya konu hisse devir sözleşmeleri davacı tarafından dava dışı olup davacının oğlu ...'a Silivri .... Noterliğinin 25.01.2018 tarih ... yevmiye sayılı vekaletname vermesi suretiyle ...'un imzaladığı sabittir.
Dolayısıyla yüksek yargı kararları doğrultusunda vekil aracılıyla yapılan temliklerde BK 28. Md uyarınca aşırı yararlanma iddiasının dinlenemeyeceği davacı tarafın sözleşmesinin imzalanmasında hata ve hile iddiaları bulunmadığından davanın yasal koşulları oluşmadığından aşağıdaki şekilde reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesine yer verildiğini, davaya konu işlemin vekil aracılığıyla yapıldığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin son derece hatalı olduğunu, aşağıda arz edecekleri gerekçelere istinaden başvurularının kabulü ile İDM kararının aleyhe olan kısımlarının Kaldırılmasına,
karar verilmesini talep ettiklerini, yargılama sürecinin daha iyi anlaşılabilmesi için bilirkişi raporlarına kısaca değinme gereğinde bulunduklarını, 07.06.2021 raporda özetle devir tarihi itibariyle şirket toplam değerinin 52.560.528,29 TL olduğunu, Davacı ...'un 1/3 hissesinin karşılığının 17.520.176,00 TL olacağını, ancak kendisini toplamda 12.000.000,00 TL ödeme yapıldığını edimler arasında davacı aleyhine %46lık bir fark olduğunu, Türk Borçlar Kanununun 28. Md. Düzenlenen " Aşırı Yararlanma " halinin koşullarının var olduğunu,
mahkeme tarafından kanaat getirilmesi durumunda 5.520.176,00 TL'den davalı gerçek kişilerin eşit oranda sorumlu olacakları tespit ve değerlendirmelerine yer verildiğini, tarafların kök rapora itirazı üzerine, dosya ek rapora itirazı üzerine dosyanın ek rapora gönderildiğini, 22.03.2022 tarihli ek rapor düzenlendiğini, ek raporda bilirkişiler kanaatlerinde bir değişiklik bulunmadığını, devir tarihi itibariyle davacıya ait şirket hisse değerinin 17.520.176,00 TL olacağı değerlendirilmesine yer verildiğini,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 28. Md. Düzenlenen aşırı yararlanma halinin varlığı için objektif ve subjektif olmak üzere 2 unsurun gerçekleşmiş olmasının arandığını, subjektif unsur borçlar kanununun 28. Md. Sayılan 3 halde birinin veya bir kaçının istismar edilmesi ile oluşacağını, istismarın teşekkürü için karşı tarafın bu üç halden birinin veya bir kaçının sözleşme yaptığını kimsede bulunduğu bilmesinin yeterli olduğunu, ayrıca istismar kastının aranmasına gerek olmadığını, zor durumda kalınan muzayaka maddi veya manevi yönden çaresizliği ifade ettiğini,
zor durumda kalan kişinin ağır koşulları kabul ederek aşırı zararla sözleşme yapmaya razı olduğunu, somut olayda bu üç halde zor durumda kalan/muzayaka halinin varlığının açık olduğunu, tüm dilekçelerinde arz etmiş oldukları üzere yürütülen bir soruşturma kapsamında 03.01.2018 tarihinde gözaltına alınmış olduğunu, 09.01.2018 tarihinde tutuklanarak cezaevine gönderildiğini, müvekkilinin sanık olarak bulunduğu İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/110 Esas numaralı dosyasında tutukluluk haline yaptığı itirazların reddedildiğini, 05.10.2018 tarihli duruşmada müvekkilin tahliyesine karar verildiğini,
müvekkilinin yaklaşık 9 ayı aşkın bir süre cezaevinde kaldığını, müvekkilinin 09.01.2018 tarihinde tutuklanması üzerine şirket ortağı olan diğer iki davalı tarafından gerçeğe aykırı belge ile müvekkilinin YK üyeliğinden istifa etmiş gibi gösterildiğini, temsil ve izam yetkilerinin kaldırıldığını, davalı ortaklardan ....nun kızının hukuka aykırı şekilde YK üyesi yapıldığını, bu durum davalıların müvekkilinin zor durumundan istifade ettiğinin en iyi göstergesi olduğunu, davalıların müvekkilinin içinde bulunduğu muzayaka halini istismar ettiğini, şirket hisselerini gerçek değerinin ciddi oranda altında bir bedelle devraldığını,
işbu hisse devir bedeli işleminde müvekkilinin iradesinin tam ve sağlıklı olmasından bahsedilmesinin söz konusu olmayacağını, aşırı yararlanmanın (gabin) objektif unsurunu edimler arasındaki açık ve aşırı oransızlık teşkil edeceğini, taraflardan birinin kanunda sayılan sebeplerle zayıf durumda bulunmasına karşı, tarafın yararlanarak onu istismar etmesini, sömürmesini önlemek ve edimler arasında makûl ölçüler içerisinde denge sağlamak amacıyla hukuk sistemimizde " aşırı yararlanma " müessesesine yer verildiğini, her sözleşmede edimlerin arasında tam bir eşitlik ve oranın bulunmasının mümkün olmadığını,
bir tarafın daha kazançlı çıkabileceğini, ancak " gabin" de edimler arasında " açık oransızlık" söz konusu olduğunu, karşılıklı edimlerin kıymetlerinin sözleşmenin kurulduğu andaki durumlarına göre belirlenmesi ve açık oransızlık olup olmamasının buna göre takdir edilmesi gerektiğini, hukuk sistemimizde " açık oransızlık " tespitinde hakimin takdirinde olup, hakim takdir hakkını kullanırken bilimsel görüşleri, bu yöndeki belirli ilkeleri, devamlılık arz eden uygulamaları, toplumun ekonomik değer ölçülerini, hak ve nesafet kurallarını göz önünde tutması gerektiğini, yargıtayların yerleşik içtihatlarında,
karşılıklar (ivazlar) arasında %25-30 arasındaki oranındaki bir fark açık oransızlık sayılacağını, " Önce uyuşmazlık konusu olayın ve tarafların özellikleri başka türlü bir değerlendirmeyi zorunlu kılmadığı takdirde hangi orandaki bir ivaz farkının açık nispetsizlik sayılacağını veya sayılmayacağını belirleyen bir tavan ve tabandan yararlanmak uygun olur. Dairenin sürekli uygulamasına göre ivazlar arasındaki 50/100 oranındaki bir fark açık nispetsizliktir, bu kesindir.
10.000 TL değer taşıyan bir mal veya hizmetin 5.000 TL karşılığında değiş/tokuş edilmesi normal bir kişinin kabul edebileceği makûl bir alışveriş tarzı değildir.
Dairenin uygulamalarında ivazlar arasında %25 oranındaki bir farkın açık nispetsizlik sayılmadığını dahi kuşkusuzdur.Hal böyle olunca, olağan koşullar altında açık nispetsizlikten söz edilebilmesi için ivazlar arasında en az %25 den fazla bir fark olması zorunluluğu vardır.", şeklinde hüküm kurulduğunu, " bu haliyle davacının BK'nın 21.Md. Düzenlenen gabin olgusuna dayandığının kabulü gerekir.
Anılan yasa maddesinde, " bir akitte ivazlar oranında açık bir nispetsizlik bulunduğu taktirde, eğer gabin mutazarrının muzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise mutazarrının bir süre zarfında akdi feshettiğinin beyan edilebileceği" öngörüldüğünü, görüldüğü gibi,
kanun maddesi metninde " gabin " tüm unsurları ile açık olarak tanımlanmamış ise de gerek öğreti ve doktirinde ve gerekse uygulamada gabinden söz edilebilmek için edimler arasındaki aşırı dengesizlik (objektif) zarar gören tarafın diğer tarafa oranla zayıf durumda bulunması unsurlarının bir arada bulunması gerektiğinin kabul edildiğini, bu açıklamalardan sonra,
somut olaya bakıldığında davacıya ait ve davalı tarafından sigorta örtüsüne alınan işyerinde çıkan yangın sonucu fabrika binası, makineler, alet edevat, mamul ve hammadde stoklarında büyük oranda hasar meydana geldiğini, olayı müteakip davalı eksperince yapılan inceleme ve hasar tespiti ile davacı taraf hasar tespitleri arasında büyük farklar olduğunun görüldüğünü, bu arada davacı ile davalı arasında tazminat miktarı hususunda bir uyuşmazlık çıktığını ve davacıya yapılacak bir ödemenin ibraname imzalanması koşuluna bağlanmış olduğunu,
davacının 12.04.1999 tarihli noterde düzenlenen tutanak ile ödemenin müzayaka altında kabul edilmek zorunda kalınacağını beyan ettiğini, davacının daha sonra toplam 217.779.012,00 TL tazminatı alarak ibranameyi imzaladığını, bilahare de böyle bir dava açıldığını, davacının işbu davada gerçek zararının 331.998.041,00 TL olduğunu ileri sürdüğünü, aradaki farkın 114.000.000,00 TL civarında ve bu miktar da zarar gören fabrika ve işletmedeki zararın yaklaşın 1/3'üne denk geldiğini, ani bir yangınla fabrikası yanan bir tacirin o şartlar içerisinde müzayakaya uygun bir zemin içinde olduğunu,
müzayaka kabulünün gerektiği gibi tazmin edilen zarar ile iddia olunan gerçek zarar arasındaki 114.000.000,00 TL'lik fark gerek 1999 yılı itibariyle rakamsal olarak ve gerekse zarar gören işletmenin genel büyüklüğü ve mevcut zarara göre oldukça büyük bir fark olduğunu, gabinin objektif ve subjektif unsurlarının buna göre değerlendirilmesi gerektiğini, sadece aritmetik oranla sonuca varılmasının doğru olmadığını, dosyadaki mevcut bilirkişi raporlarında şirket için takdir edilen değerin gerçek değerin çok altında olduğunu ve bu nedenle rapordaki değerlendirmeye itiraz ettiklerini,
raporlardaki şirket değerinin dahi aşırı yararlanmanın objektif unsurunun gerçekleştiğini söylediklerini, müvekkili şirketteki hisselerini toplam 12.000.000,00 TL karşılığında davalı gerçek kişilere devrettiğini, bilirkişilerin yaptığı hesap ile devir bedeli arasında yaklaşık %50 oranında bir fark bulunduğunu, Yargıtay uygulamasında %25 üzerinde değer farkının, objektif unsur için yeterli olduğunu gösterdiğini, altını çizmek istedikleri bir hususun daha olduğunu, ivazlar arasındaki oransal farkta, ivaz tutarlarının da büyük öneminin bulunduğunu,
150.000 TL değerindeki bir malın 100.000 TL'ye satılması ile 18.000.000 TL değerindeki bir malın 12.000.000 TL ye satılmış olmasında oransal açıdan fark bulunmasa bile nitelik olarak büyük bir fark bulunduğunu, bilirkişi raporlarına göre müvekkili davacının, davalılar ... ve ...'den olan toplam fark hisse bedeli alacağının 5.520.176,00 TL olduğunu, ilgili davalıların payına 2.760.088,00 TL düştüğünü, gerek dosya mevcudu gerekse bilirkişi raporlarını, aşırı yararlanmanın her iki koşulunun da somut olayda var olduğunun ortaya konmasına rağmen, mahkeme tarafından hatalı bir gerekçe ile ret kararının verildiğini, mahkeme,
vekil aracılığıyla yapılan işlemlerde gabin iddiasında bulunulamayacağını, Yargıtay'ın kararlarının bu yönde olduğunu ileri sürdüğünü, Yargıtay ihtiyatlarına konu olan olayların tamamına yakınının taşınmaz satışlarına ilişkin olduğunu, bilindiği üzere, taşınmaz satışlarında tarafların daha az tutarda harç ve masraf ödemek amacıyla tapu resmi senedindeki satış bedellerini düşük gösterdiklerini, yapılan pek çok tapu işleminin vekiller aracılığıyla yerine getirildiğini, ancak somut olayda durumun farklı olup lehlerine pek çok Yargıtay kararının da bulunduğunu, sözleşmenin tüm unsurlarının taraflar arasında kararlaştırıldığını,
vekilin görevinin sadece sözleşmeyi imzalamaktan ibaret ise bu durumda da gabin iddiasının dinlendiğini, somut olaya bakıldığında ise hisse devir sözleşmesinin altında imzası bulunan ...'un sadece sözleşmeyi imzalamış olduğunu, onun dışındaki tüm sözleşme koşullarının davacı müvekkili ile davalılar arasında kararlaştırıldığını, vekil ... 'un o tarihe kadar şirket yönetiminde herhangi bir rolünün olmaması ve bu kapsamda bir hisse devir sözleşmesini yapacak durumunun olmamasının daha önemlisi kendisinin davacı müvekkilinin oğlu olması ve babasının iradesi dışında bir belgeyi imzalamasının da mümkün olmaması karşısında,
vekilin görevinin sadece sözleşmeyi imzalamakla sınırlı olduğunun görüldüğünü, bu nedenlerle olayda işlemin vekil aracılığıyla yapılmasının gabin hukuksal nedenine dayanılmasına engel olmadığını, mahkeme ilamında " bilirkişi incelemesi sonucunda davaya konu edilen hisse devir sözleşmelerinde devir tarihi itibariyle devredilen payların değerinin satış bedelinden daha yüksek olduğu tespit edilmiş ise de " ifadesi ile aslında aşırı yararlanmanın " objektif unsurunun" somut olayda var olduğunun kabul edildiğini, subjektif unsur olan müzayaka halinde bulunmanın ise fazlasıyla mevcut olduğunu,
bu nedenle ...'nin işlemin vekil ile yapılması nedeniyle ret gerekçesi daire tarafından kabul edilirse, ... tarafından incelenecek başka bir hususun da kalmayacağını, bilirkişi raporları doğrultusunda ve HMK madde 107 uyarınca talep artırımında bulunulduğunu, dava değerinin de belirlendiğini, bu nedenle istinaf başvurularının kabulü halinde HMK madde 356/2'nin " ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir." hükmü gereğince, kararın kaldırılmasına ve talepleri gibi davanın da kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, tüm bu gerekçelere istinaden verilen kararın hatalı olduğunu,
istinaf başvurularının kabulü ile İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/302 Esas, 2022/559 Karar sayılı 07.09.2022 tarihli kararının Kaldırılmasına ve davalarının kabulü ile davalı ...'dan 2.760.088,00 TL ve davalı ...'den 2.760.088,00 TL olmak üzere toplam 5.520.176,00 TL " fark hisse bedelinin " dava tarihi olan 13.06.2019'dan itibaren işleyecek değişik oranlarda ticari avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek.
Karar kesinleşinceye kadar icrasının geri bırakılmasına, İstinaf başvurularının kabulü ile İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/302 Esas, 2022/559 Karar sayılı 07.09.2022 tarihli kararın kaldırılmasına ve esas hakkın yeni bir hüküm kurularak davalarının kabulü ile davalı ...'dan 2.760.088,00 TL ve davalı ...'den 2.760.088,00 TL olmak üzere toplam 5.520.176,00 TL " fark hisse bedelinin " dava tarihi olan 13.06.2019'dan itibaren işleyecek değişik oranlarda ticari avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacı ile gerçek kişi davalılar arasında akdedilen davalı şirketin davacıya ait hisselerinin devrine ilişkin sözleşme kapsamında hisse devir bedeli ile hisselerin gerçek değeri arasında aşırı oransızlık ve yararlanma hali bulunduğu iddiası ile aşırı yararlanma (gabin) hukuksal nedenine dayalı edimler arasındaki oransızlığın giderilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan, gerçek kişi davalılar aleyhine açılan davanın esastan reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili,
davacının hisse devrinden önce gerçek kişi davalılar ile davalı şirketin kurucu ve eşit oranda hisseye sahip ortağı olduğunu, davalı gerçek kişiler ile birlikte şirketi müştereken temsile yetkili olduğunu, davacının FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandığını ve dokuz ay tutuklu kaldığını, tutuklanması sebebiyle davalıların davacının temsil yetkisini hukuka aykırı olarak kaldırdığını, davalıların davacının bu zor durumundan yararlanmak suretiyle hisselerinin devrini sağladığını,
davacının da tutukluluk halinin verdiği baskı maddi ve manevi baskı ile davalı şirketteki hisselerini gerçek değerinin altında devir tarihinde 22 yaşında ve tecrübesiz olan oğlu olan vekili aracılığı ile davalılara devrettiğini, TBK'nın 28. maddesi uyarınca aşırı yararlanma şartlarının oluştuğunu, bu nedenle edimler arasındaki oransızlığın giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili, davacının FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanması sebebiyle davalıların mağdur olduğunu, hisse devir teklifinin davalılardan değil, davacıdan geldiğini, tarafların müzakereleri ile ve vekil aracılığı ile hisse devrinin gerçekleştiğini,
edimler arasında oransızlık bulunmadığını, aşırı yararlanmanın objektif ve sübjektif şartlarının oluşmadığını, sözleşmeye göre tarafların birbirlerini ibra ettiğini, davacı iddialarının doğru olmadığını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı tarafından dayanılan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6098 Sayılı "Aşırı Yararlanma" başlıklı TBK'nın 28. maddesine göre.
Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.
Bu madde hükmüne ve Yargıtay içtihatlara göre Mahkemece gerekçeli kararında da belirtildiği üzere, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır.
Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.
Aşırı yararlanma davasında öncelikle edimler arasındaki, açık oransızlık üzerinde durulmalı, edimler arası açık oransızlık, sözleşmenin yapıldığı zaman ve yerdeki piyasa, pazar, arz ve talep şartlarına göre belirlenmeli ve mevcut olmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü, psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.
(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 23/05/2024 tarih, 2023/2889 esas ve 2024/2886 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/09/2022 tarih, 2021/325 esas ve 2022/6358 karar sayılı ilamı) Somut uyuşmazlıkta; davacı ile davalı gerçek kişiler ... ve ... arasında 23/05/2018 tarihli "Anonim Şirket Hisse Satış ve Devir Sözleşmesi" akdedildiği, bu devir sözleşmesine göre davacı tarafından şirketteki 1/3 hissesinin tamamının eşit bir şekilde davalılar gerçek kişilere 12.000.000,00 TL bedel karşılığında devrinin kararlaştırıldığı,
daha sonrasında davalı gerçek kişiler ile ayrı ayrı noterde senede bağlanmamış anonim şirket pay devri sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmeye göre her bir davalının 6.000.000,00 TL bedel ile sorumlu olduğunun, davacının anlaşılan söz konusu bedelleri nakden ve çek olarak teslim aldığının belirtildiği ve payların devredildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında bu hususlarda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki istinafa gelen temel ihtilaf; hisse devrine ilişkin sözleşmede aşırı yararlanma şartlarının bulunup bulunmadığı hususundadır.Mahkemece somut uyuşmazlıkta aşırı yararlanma şartlarından objektif unsur olan edimler arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığının tespiti yönünden devredilen hisselerin devir tarihi itibariyle gerçek değerinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporuna göre devir tarihinde davacı hisselerinin gerçek değerinin 17.520.176,00 TL olduğu, edimler arasında % 46 oranında davacı aleyhine farklılık olduğu,
tespit edilen bu bedel ile ödenen bedel arasındaki toplam farkın 5.520.176,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Ancak davacı hisselerinin yarısı davalılardan ...'ya 6.000.000,00 TL bedel karşılığında, diğer yarısı ...'e 6.000.000,00 TL bedel karşılığında devredilmiştir.
Bilirkişilerce toplam fark olarak tespit edilen bedelden her bir davalının payına düşen bedel 2.760.088,00 TL olup, davacı vekili de davalıların her birinden bu bedelin tahsil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Bu durumda her bir davalının ödediği hisse bedeli 6.000.000,00 TL ve eksik ödendiği iddia edilen 2.760.088,00 TL ve bu bedeller arasındaki % 50 ye yakın oran dikkate alındığında edimler arasında açık oransızlık halinin mevcut olduğu ve objektif unsur şartının oluştuğu kabul edilebilir. Ancak aşırı yararlanma halinden bahsedilebilmesi için yukarıda belirtilen sübjektif unsurun da gerçekleşmesi gerekmektedir.
Davacı FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanması sebebiyle maddi ve manevi baskı altında olduğunu, davalıların da bu durumdan yararlandığını iddia etmiştir. Ancak dilekçelerinde de belirttiği üzere davacının 25 yıldır bu şirkette çalıştığı, şirketin geniş bir yelpazede faaliyette bulunduğu, davalı şirketin kurucu ortak ve müşterek yetkili temsilcisi olduğu, bu durumda şirketin malvarlığı, marka değeri ve kar durumunu bildiğinin sabit olduğu,
buna rağmen sözleşmede belirtilen bedeli davacının kabul ederek ödemeleri ihtirazi kayıtsız kabul ettiği, sözleşme hükümleri incelendiğinde hisse devri ve bedeli dışında bir kısım taşınmazlarında devrine ilişkin hükümlerin, tarafların ibrasının, tarafların sorumlu olduğu ve olmadığı hususların, sözleşmenin ihlali halinde cezai şart ödenmesinin de kararlaştırıldığı, bu hususun sözleşmenin taraflar arasında müzakere edildiğini gösterdiği,
bunun yanında davalılar tarafından sunulan mesaj ve mail kayıtları incelendiğinde davacının vekili olarak sözleşmeyi imzalayan oğlu dışında başka bir avukatın da sürece dahil olduğu ve sözleşmenin birbirlerine gönderilerek müzakere edildiğinin anlaşıldığı, davacının cezaevinde olması sebebiyle sözleşmeyi oğlu aracılığı ile akdetmiş ise de süreçten haberdar olduğunun dosya kapsamı ile anlaşıldığı,
tarafların sözleşme serbesti ilkesi kapsamında sözleşme hükümlerini kabul ettiği, sözleşmenin diğer hükümlerine itiraz etmemesine rağmen ve ödemeleri itiraz ileri sürmeden kabul etmesine rağmen sadece bu hükme itiraz etmesinin dürüstlük kuralı ve çelişkili davranma yasağı ilkesine aykırı olduğu, her ne kadar tutuklanmak zor bir durum ise de davacının yukarıda belirtilen kişiliği, konumu ve sürecin avukat ile ilerlediği dikkate alındığında bu durumun tek başına davacının zorda kaldığını göstermeyeceği ve tecrübesiz olmasının da söz konusu olmadığı,
ayrıca davalıların davacıdan yararlanmak ve onu sömürmek kastı ile hareket ettiğine dair dosyaya davacı tarafından delil de sunulmadığı, bu haliyle aşırı yararlanmanın sübjektif unsurunun gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru ise de,
Mahkemece Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin taşınmaz devirlerinde içtihat ettiği ve söz konusu içtihatın diğer daireler tarafından diğer hukuki işlemlerde benimsendiğine dair bir içtihat birliğine rastlanmadığı anlaşıldığından sadece vekil aracılığı ile yapılan temliki tasarruflarda gabin hukuksal nedenine dayanılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış,
bu sebeple sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi Dairemizce değiştirildiğinden davacı vekilinin istinaf sebebi usulen kabul edilerek karar kaldırılmıştır.Davalı şirket pay devri sözleşmesinin tarafı olmadığından davalı şirket aleyhine açılan davanın pasif husumet ehliyeti eksikliği sebebiyle reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN
3-Davacı tarafından yatırılan 5.123,25 TL peşin harç ve 90.856,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 95.979,25 TL harçtan alınması gereken 427,60 TL karar harcının mahsubu ile bakiye 95.551,65 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-Arabuluculuk aşamasında Adalet Bakanlığı tarafından ödenen arabulucu ücreti 1.320,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafın yargılama sırasında yapmış olduğu masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı şirket tarafından yargılama sırasında yapılan posta ve tebligat gideri 41,50 TL'nin davacıdan tahsili ile davalı şirkete verilmesine,7-Davalı şirket yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T 'nin 7/2 maddesi uyarınca 9.200,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalı şirkete verilmesine, 8-Davalılar ... ve ... yargılama sırasında kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 294.201,76 TL nispi avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile bu davalılara verilmesine,
9-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN
10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 163,00 TL posta gideri olmak üzere; toplam 655,00 TL yargılama giderinin davalılar ... ve ..'dan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 17/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2023/811, K. 2024/1623, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama