KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 12 Aralık 2024
- Dosya no
- 2021/1160
- Karar no
- 2024/1863
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 25/11/2020
- Numarası
- 2019/224 Esas - 2020/635 Karar
- Dava
- İtirazın İptali
Karar Metni
2.132 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının muhtelif tarihlerde satın aldığı malzemeler karşılığı 396.917,45 TL açık hesap (çek ve senetle temin edilmemiş) borcu olduğunu, alacağın tahsili için İstanbul Anadolu ...
İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalının alacağın tahsilini geciktirmek için kötü niyetle icra takibine, takibe konu borca, faize ve ferilerine itirazda bulunarak takibin durmasına sebebiyet verdiğini, davalının fatura münderecatına kanuni süresi içerisinde itirazda bulunmadığını, BA/BS mutabakatlarında davalı şirketin faturaları ticari defterlerine işlediğini, davalının 01.04.2019 tarihli ... başvuru numaralı arabuluculuk başvurusunda borcunu inkar etmemesine rağmen borcunu ödememekte direndiğini belirterek,
davalının haksız itirazının iptaline, icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının davacıya borcu bulunmadığını, davacı tarafın "arabuluculuk aşamasında, davalının borcu inkar etmeyip ikrar ettiği" iddiasının doğru olmadığını, davalı şirketin tüm edimlerini yerine getirdiğini belirterek, davanın reddine, icra takibinin haksız ve kötü niyetli yapılması nedeniyle kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı ile davalı arasındaki cari hesap farkının 101.635,63 TL olduğu, farkın 100.036,26 TL’sinin, davalının 11.07.2018 tarihinde davacının cari hesabına borç kaydettiği 100.036,26 TL tutarındaki çekin karşılıksız çıkması sonucu yaptığı ödemeyi davacının cari hesabına tekrar borç kaydetmesi sebebiyle mükerrer olmasından kaynaklandığı,
1.599,37 TL farkın da davacının, davalının takip sonrası ödemeyi yapmış olduğu ödemeyi 340.N36 Alınan Sipariş Avansları hesabında takip etmesinden ve 0,63 TL önemsiz küsurat farkının sıfırlanmasından kaynaklandığı kanaatine varılmıştır.
Davalının ticari defter kayıtlarına göre; mükerrer olarak girdiği 100.036,26 TL tutarındaki çekin davalı ticari defterlerindeki 295.281,82 TL tutarındaki davacı alacağına eklenmesi sonucunda, davacının alacağının 395.318,08 TL, önemsiz küsurat 0,63 TL düzeltmesi ile 395.317,45 TL olacağı kanaatine varılmıştır.
Davalının karşılıksız çıkan 100.036,26 TL tutarındaki çek için ödenen 1.600,00 TL tutarın Kanundan kaynaklanan ödeme olduğu, 5941 sayılı Kanuna İlişkin 2010/2 sayılı Tebliğ Uyarınca Bastırılan (TL) çekler ile ilgili olarak bankaların süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için karşılığının bulunmaması halinde ödemekle yükümlü oldukları tutarın 1.600,00 TL olduğu (Yürürlük Dönemi 29/01/2018-27/01/2019) 08.11.2018 tarihinde ödenen 1.600,00 TL tutarın TTK’nin 783/3 maddesinde belirtilen çek tazminatı olmadığı anlaşılmıştır.
08.11.2018 tarihinde ödenen 1.600,00 TL tutarın davacı hesaplarına icra takibine başlanılan 19.03.2019 tarihinden bir gün sonra, 20.03.2019 tarihinde kaydedildiği, çek tutarının 1.600,00 TL mahsup edilmeden tamamının hesabına aktarıldığı tespit edilmiştir.Buna göre sonuç olarak, davacının 2019 yılı ticari defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibarı ile 396.917,45 TL alacağı olduğu, ancak 08.11.2018 tarihinde ödenen 1.600,00 TL tutarın davacı takip alacağından mahsup edilmesi halinde davacının alacağının 395.317,45 TL olacağı ve davacının, bu miktar üzerinden itirazın iptalini istemekte haklı olduğu kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar davacı vekili, bu 1.600 TL'nin icra takibine başladıktan bir gün sonra yattığını, paranın ihtirazi kayıtla kabul edildiğini ve bu 1.600 TL'nin başka davanın konusu olduğunu, bu nedenle davacının itirazının tümüyle iptali gerektiğini iddia etmiş ise de, davacının işbu 1.600 TL'lik ödemeyi icra takibinden çok önce 08.11.2018 tarihinde Bankadan aldığı, ancak ticari defterlerine icra takibinden sonra kaydettiği, ödeme icra takibinden önce alındığına göre, davacının bu 1.600 TL'yi davalıdan isteyemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Buna göre, her ne kadar her iki taraf da tacir ve yapılan iş de ticari olduğundan, davacının TL alacağı için isteyebileceği faiz türü 3095 sayılı Kanun'un 2. Maddesinde belirtilen şekilde ticari işlerde uygulanacak temerrüt faizi olan avans faizi olduğundan, davanın kısmen kabulü ile, davalı borçlunun İstanbul Anadolu ...
İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan itirazın kısmen iptali ile, takibin 395.317,45 TL asıl alacak ve takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2/2. Maddesi uyarınca avans esasına göre değişen oranlarda hesaplanan temerrüt faizi işletilmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin 1.600 TL'lik isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
4-b)İcra-inkar tazminatı ile ilgili inceleme ve gerekçe: Davacı taraf, davalıdan icra-inkar tazminatı istemiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesinin 2. Fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir.
İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir.
Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, davacının alacaklı olduğu miktar tarafların ticari defter kayıtlarına göre likit olduğundan ve daha fazla takdir edilmesine ilişkin neden bulunmadığından likit ve muayyen nitelikte bulunan 395.317,45 TL asıl alacağın % 20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
4-c)Kötü niyet tazminatı ile ilgili gerekçe: Davalı taraf, kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuştur. Kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için alacaklı-davacının, icra takibinin haksızlığı yanında, ayrıca kötüniyetli olduğunun da kanıtlanması gerekir. Yani davalının, davacının takip ve dava konusu alacağın hiç doğmadığını veya sona erdiğini bilmesine ya da bilebilecek durumda olmasına rağmen takip başlattığını veya dava açtığını ispatlaması gerekir.
Olayımızda davacı ile davalı arasında hukuki ilişki mevcut olup, davacı, davaya konu alacağının küçük bir kısmının varlığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle davalı taraf, davacının icra takibini yaparken veya dava açarken kötü niyetli olduğunu ispatlayamadığından kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı borçlunun İstanbul Anadolu ...
İcra Dairesinin ... esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan itirazın kısmen iptali, takibin 395.317,45 TL asıl alacak ve takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasanın 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre değişen oranlarda hesaplanan temerrüt faizi işletilmek suretiyle devamına, davacının fazlaya ilişkin 1.600 TL'lik isteminin reddine, likit ve muayyen nitelikte bulunan ve kabulüne karar verilen asıl alacağın % 20'si oranındaki 79.063,49 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
alacaklının, reddedilen alacakla ilgili takibi başlatmakta haksız ve kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalı yararına ayrıca tazminat takdirine yer olmadığına, karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi HMK'nın 305/A maddesi uyarınca verdiği tamamlama kararıyla; " 1-Mahkememizin 2019/224 esas, 2020/635 karar sayılı ilâmının hüküm fıkrasına 10 numaralı bentten sonra gelmek üzere, "11-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davanın kabul ret oranına göre hesaplanan 1.314,70 TL'sinin davalıdan, kalan 5,30 TL'sinin davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir olarak kaydına" hükmünün eklenmesine, 2-HMK'nin 306/3.
Maddesi yollamasıyla HMK'nin 304/2. maddesi uyarınca hükmün tamamlanmasına dair işbu kararın gerekçeli kararın altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılıp, ıslak veya elektronik olarak imzalanmasına ve mühürlenmesine, " karar verilmiştir. Asıl karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
Davalı şirketin, davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı tarafından arabuluculuk aşamasında, borcu inkar etmeyip ikrar etmiş oldukları ve direndiklerini iddia etmiş ise de bu hususun tamamen davacı tarafın iddialarından ibaret olup gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin tüm edimini yerine getirmesine rağmen davacı tarafın kötü niyetli davranarak takip başlattığını ve müvekkili şirkette borcu olmadığından ötürü haklı olarak takibe itiraz ettiğini, Dosya kapsamında hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve haksız değerlendirmeler ihtiva etmekte olup mahkemece hükme esas alınmasının hukuka aykırılık taşıdığını,
öncelikle itiraza konu olan bilirkişi raporunda davacı tarafa yapılmış ödemelerin tenzil edilmediğini, yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, yapılan ödemeler dikkate alınmadan tek taraflı olarak sadece davacı tarafın ticari defterlerinde yer alan kayıtlar dikkate alınarak tesis edilen bilirkişi raporunun bu yönüyle hatalı olduğunu ve mahkemece hükme esas alınmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu,
TTK'nın 89.maddesinde cari hesabın "İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme” şeklinde tanımlandığını, cari hesap sözleşmesinin mutlaka yazılı olarak yapılması gerektiğini, yazılı olma şartının, kanunun aradığı bir geçerlilik şartı olduğunu, bu bakımdan dosyadaki cari hesap sözleşmesi geçersiz olup, kesin hükümsüz olduğunu,
kesin hükümsüz sözleşmenin yapıldığı andan itibaren hiç doğmamış gibi olduğunu ve kanuni sonuçlarını doğurmayacağını, kesin hükümsüzlüğü olan bir sözleşmenin, belli bir sürenin geçmesiyle ya da edimlerin yerine getirilmesiyle geçerli bir sözleşme hâline gelmeyeceğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin haksız olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili için başlatılmış olun ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, ticari alım satım ilişkisinin bulunduğu ihtilafsızdır.
İstinaf sebepleri ışığında uyuşmazlık, davalının bu ilişkide davacıya bakiye borcunun bulunup bulunmadığı, davalı ödemelerinin hesaplamada dikkate alınıp alınmadığı noktalarında toplanmaktadır. Her iki tarafın ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmıştır.
Ayrıntısı 10.01.2020 tanzim tarihli bilirkişi raporunda ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında belirtildiği üzere; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacı tarafından kesilen tüm faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, taraf defterlerinin faturalar bakımından mutabık olduğu anlaşılmaktadır. Yani davalı, davacının kendisine gönderdiği tüm faturaları kabul etmiş, herhangi bir itirazda bulunmaksızın kendi defterlerine borç olarak kayıt etmiştir.
Ayrıca gelir idaresi başkanlığının cevabi yazısına ekli BA formları incelendiğinde, davalının, davacı tarafından kendisine gönderilen tüm faturaları vergi dairesine beyan ettiği belirlenmiştir. İrsaliyelerden ve dosya kapsamından davacının fatura konusu tüm malları davalıya teslim ettiği ispatlanmış durumdadır. Esasen davalının, faturalara konu malların kendisine teslim edilmediği yönünde bir istinaf sebebi de bulunmamaktadır.
Davalı, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda ödemelerin yeterince dikkate alınmadığını, müvekkilinin üzerine düşen tüm edimi yerine getirdiğini, borcun ödendiğini savunarak kararı istinaf etmiştir. İlk derece mahkemesince alınan 10.01.2020 tarihli rapor, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarını ayrıntılı olarak incelemiş, defterlerin uyumlu ve uyumsuz noktalarını belirlemiş, davalının ödemeleri tek tek değerlendirilmiş ve gerekçeli olarak düzenlenmiştir.
HMK'nın 282.maddesi uyarınca bilirkişi raporu takdiri delil olup rapordaki tespitler hüküm elverişli nitelikte bulunduğundan, raporun yetersiz olduğuna dair istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı, yaptığı ödemelerin bilirkişi ve mahkeme tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmekte ise de gerek raporda gerekse ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde belirtildiği üzere, davalı tarafından yapılan tüm ödemelerin davacının defterlerine işlenerek bakiye alacağın hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyumsuzluğun yani cari hesap farkının 101.635,63 TL olduğu, bu farkun 100.036,26 TL'lik bölümünün, davalının 11.07.2018 tarihinde davacının cari hesabına borç kayıt ettiği 100.036,26 TL tutarlı çekin karşılıksız çıktığı, buna rağmen çekin ödeme olarak davalı kayıtlarından silinmediği, daha sonra davalının bu çek bedelini gecikmeli olarak ödemesine rağmen daha önce çekle yaptığı ödeme kaydını silmeksizin, bu çek karşılığı yaptığı ödemeyi mükerrer olarak davacının hesabına kayıt ettiği belirlenmiştir.
0,63 TL'lik uyumsuzluğun ise küsürat farkının sıfırlanmasından kaynaklandığı belirlenmiştir. Bunun dışında davalının 08.11.2018 tarihinde ödediği 1.600 TL'nin de ilk derece mahkemesince davacının ana para alacağından düşülerek bakiye 395.313,45 TL'nin hesaplandığı anlaşılmaktadır. Bunun dışında davalının kanıtladığı veya somut olarak ortaya koyduğu, ancak mahkemece dikkate alınmayan bir ödeme mevcut değildir.
Davalı vekili de istinaf başvurusunda somut olarak hangi ödemenin dikkate alınmadığına dair bir açıklama yapmamıştır. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki alacak talebinin ise yukarıda bahsedilen 100.036,26 TL tutarlı karşılıksız çıkan çekin geç ödenmesi nedeniyle çek tazminatı, komisyonu ve faizine ilişkin olduğu, davaya konu asıl alacakla ilgili olmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm bu tespitlere göre davalının ödemeye ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiş ise de yasal tanıma uygun geçerli bir cari hesap sözleşmesinin bulunmaması, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının talep edilmesine engel değildir.
Ticari defterlerle ve diğer belgelerle kanıtlanan alacağın tahsilinin talep edilebilmesi için bir cari hesap sözleşmesinin bulunması zorunlu olmadığından, davacının varlığı ve miktarı kanıtlanan alacağının hüküm altın alınmasında hukuka aykırılık görülmediğinden, bu konudaki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
KANUN YOLU
HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/1160, K. 2024/1863, 12 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama