KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 14 Kasım 2024
- Dosya no
- 2021/1741
- Karar no
- 2024/1625
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 07.02.2018
- Numarası
- 2014/216 Esas - 2018/136 Karar
- Dava
- İtirazın İptali
Karar Metni
1.854 kelime·9 dk okuma
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle. İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına konu alacağın ... bank Nevşehir Şubesi tarafından ...'a 31.07.1998 tarihli genel kredi sözleşmesi ile kullandırılan ve geri ödenmeyen krediden kaynaklandığı sözleşmenin 53. maddesi hükmüne göre uyuşmazlıklarda İstanbul mahkeme ve icralarının yetkili olduğunu, sözleşmede diğer davalı ...'in de müteselsil kefil olarak imzası bulunduğundan borçtan sorumlu olduğunu, borcun ifa edilmemesi üzerine Nevşehir ...
Noterliğinin 07.02.2001 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarı ile hesaplar kat edilerek borcun ve ferilerinin ödenmesinin ihtar edilmiş olması nedeniyle borçluların temerrüde düştüklerini ve alacağın muaccel hale geldiğini, buna rağmen borcun ödenmemesi üzerine alacağın tahsilini teminen İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını davalıların itirazı ile takibin durduğunu, faiz oranının sözleşme ile mutabakata varılan oran olduğunu, 11.891,13 TL'nin halen ödenmediğini, diğer 101.709,71 TL ise takip tarihine kadar işlemiş faiz olduğunu, davalıların haksız itirazı nedeniyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davalıların yetki itirazının iptaline, İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına vaki itirazlarının iptali ile takibin devamına davalıların %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., savunmasında özetle: davanın rehinli araç kredisine ait borçtan kaynaklandığı, dosyanın varlık şirketine devrolmadan her türlü tahsil kabiliyeti varken ihmal edilmesi ile bu hale geldiğini, borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğundan önce asıl borçlu ile bütün hukuki yolların tüketilmesi gerektiğini, gelinen aşama itibariyle mağduriyetine neden olunduğunu bu nedenlerle davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücreti ve kötü niyet tazminatının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., savunmasında özetle: aleyhine açılan davayı kabul etmediğini, davanın haksız ve mesnetsiz olarak açıldığını, davanın reddini, yargılamagiderleri ve vekalet ücretinin ve kötüniyet tazminatının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan alacağın asıl borçlu ve müteselsil kefilden tahsili istemine ilişkindir. .. Bank A.Ş.
Nevşehir Şubesi ile davalılardan asıl borçlu ... arasında 08/03/2000 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, davalı ...'in Genel Kredi Sözleşmesini 10.000,00 TL limitle müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladığı, borcun ödenmemesi nedeniyle davalının kredi hesabının kat edildiği, kat tarihi olan 07/02/2001 tarihi itibariyle bankanın 16.293,26 TL alacaklı olduğu, Nevşehir ...
Noterliğinin 07/02/2001 tarihli kat ihtarının asıl borçluya tebliğ edilemediği, asıl borçlunun takip tarihi itibariyle temerrüte düştüğü, müşterek borçlu müteselsil kefile ihtarnamenin 15/02/2001 tarihinde tebliğ edildiği, kefil ...'in 17/02/2001 tarihi itibariyle temerrüte düştüğü, kefilin temerrüt tarihi itibariyle davacı bankanın 16.720,96 TL alacaklı olduğu ancak kefalet limitinin 10.000,00 TL olduğu, kefilin 17/02/2001 tarihi itibariyle 10.000,00 TL'lik borçtan sorumlu olduğu,
22/05/2001 tarihine kadar yapılan ödemeler nedeniyle davalı kefilin borcunun sona erdiği anlaşılmakla kefil ... yönünden davanın reddine, takip ile temerrüte düşen asıl borçlunun takip tarihi itibariyle 268,49 TL asıl alacak, 10.594,94 TL faiz ve 527,75 TL gider vergisi olmak üzere toplam 11.351,18 TL için itirazının iptaline ve inkar tazminatına dair denetime el verişli 08/06/2017 tarihli rapor doğrultusunda..." gerekçesiyle davanın kısmen kabülü ile mükerrer tahsil oluşturmamak kaydıyla, davalı ...'un İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı dosyasına vaki itirazlarının 268,49 TL asıl alacak, 10.554,94 TL işlemiş faiz ve 527,75 TL gider vergisi olmak üzere toplam 11.351,18 TL için iptaline ve takibin asıl alacağa %27,50 temerrüt faizi ve faizin %5'i gider vergisi yürütülmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacak likit ve itiraz haksız olduğundan %20'si oranında 2.270,23 TL inkar tazminatının davalı Mustafadan tahsili ile davacıya verilmesine, davalı (kefil) ... yönünden davanın reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekili ile davalı asıl kredi borçlusu Mustafa Özpamuk tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
Bilirkişi raporuna itirazları gözetilmeksizin hüküm kurulduğunu, öncelikle belirtmek gerekirse, asıl borçlunun GKS'de belirttiği adresine usulüne uygun kat ihtarnamesi gönderildiğini, borçlunun adres değişikliğini bildirmediği takdirde GKS'de belirttiği adrese yapılan kat ihtarnamesinin tebliğ edilmiş sayılacağının kanun ve Yargıtay kararlarında belirtildiğini, bu sebeple asıl borçlu ...'a yapılan kat ihtarnamesi tebliğ edilmiş sayılarak hesaplama yapılması gerektiğini, ...'in müşterek borçlu müteselsil kefil olduğunu, kefilin temerrüde düşürüldüğü takdirde,
kendi temerrüdünden dolayı kefalet limitini aşıp aşmadığına bakılmaksızın ayrıca temerrüt faizi, kefile karşı açılan icra takip ve dava masrafları herhangi bir sınırlamaya bağlı kalmaksızın ödemekle de yükümlü olduğunu, zira kefilin kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olacağını, mahkemece ...'in 17.02.2001 tarihinde temerrüde düştüğünün tespit edildiğini, buna rağmen bu davalı bakımından davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yine bilirkişinin faiz oranlarını belirlerken yanlış hesaplama yaptığını,
bilirkişinin belirttiğinin aksine taleple bağlılık ilkesi takip talebinde belirtilen faiz oranı için geçerli olduğunu, takip öncesi uygulanacak faizin ise "ticari kredilerle faiz serbestçe belirlenir" ilkesi gereği GKS'de belirtilen faiz oranları olması gerektiğini, bilirkişi raporuna bu yönden de itiraz ettiklerini ancak dikkate alınmadığını, yine, iş bu dilekçe ekinde takip hülasasını ve Toprakbank Faiz Genelgesini bilgilerinize sunmakla hesaplamanın belirtilen şekilde yapılması gerektiği kanaatinde olduklarını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek,
kararın kaldırılmasına ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı asıl borçlu ... istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
Mahkeme kararında verilen hüküm kapsamında ve bilirkişi raporuna beyan dilekçesinde belirttiği üzere, asıl alacak ve ferileri toplamı 584,62 TL borcunun olduğunu, son bilirkişi raporu ışığında bu tutardan sorumlu görülmesi gerektiği de dikkate alındığında, takibe itirazında haksız görülemeyeceğini, dolayısıyla aleyhine verilen icra inkâr tazminatının yerinde olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının bu yönden düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, genel kredi sözleşmesi uyarınca davalı asıl borçluya kullandırılan kredi borcunun tahsili için başlatılan ilamsı takibe vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın davalı asıl kredi borçlusu yönünden kısmen kabulüne, davalı kefil yönünden ise reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı kredi asıl borçlusu ile davacı vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davacı vekili, hakkında kısmen kabul kararı verilen asıl borçlu yönünden hatalı hesaplamaya dayalı rapora göre karar verildiğini, asıl borçluya kat ihtarı tebliğ edilmemiş ise de kredi sözleşmesinde bildirdiği adrese çıkan tebligat gereği temerrüde düşmüş sayılması gerektiğini, kaldı ki takipten sonra istenen faiz oranını kapsamında müvekkkilinin faiz talebi yönünden talebi ile bağlı olduğu gerekçe gösterilmesinin doğru olmadığını, takipten önce sözleşmede belirlenen akdî faiz oranı dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, bunun dışında davalı kefilin kat ihtarının tebliği ile temerrüde düştüğünün anlaşıldığını,
davalı kefilin temerrüdünden dolayı kefalet tutarı limiti dikkate alınmaksızın sorumlu olacağından, davalı kefil yönünden davanın reddinin doğru olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Dava konusu kredinin, temlik eden banka ile davalılar arasında 08.03.2020 tarihli imzalanan sözleşme uyarınca kullandırıldığı, 07.02.2001 tarihli Nevşehir ... Noterliğinin 07.02.2001 tarih ve ...
Y. sayılı ihtarı ile kat edildiği, kefalet sözleşmesinde herhangi bir süre sınırlaması bulunduğunun iddia ve ileri sürülmediği, kefaletin süresiz verildiği anlaşılmaktadır. TBK'nın 598. maddesinde, “Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünün düzenlendiği, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5. maddesinde ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder.
Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur." düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay 11. HD'nin 2020/7503 E- 2022/4265 K sayılı, 31/05/2022 tarihli emsal karar içeriğinde de belirtildiği üzere.
Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamaz.
Kefaletteki on yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kredi sözleşme ve kefaletnamenin 08.03.2020 tarihli tarihli olduğu ihtilafsızdır. Dosya içindeki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, davalılar hakkında önce devreden banka tarafından 13.03.2001 tarihinde ... icra müdürlüğünün ...
E sayılı dosyasında icra takibi başlatılmış, sonrasında ise davalılar hakkında eldeki dava konusu 26/06/2013 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasından davalılar hakkında genel haciz yolu ile yeniden takip başlatılmıştır. Somut olayda, kredi kefalet tarihinin 08.03.2020 yılı olduğu dikkate alındığında ve dava konusu takibin daha önce başlatılan takip sonrasında yeniden temlik alacaklısı tarafından 26/06/2013 tarihinde İstanbul ...
İcra Müdürlüğünün ... esas sayısında başlatıldığı gözetildiğinde, yukarıda yer verilen kanundaki sürelerin hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması da gerektiğinden ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durması söz konusu olmayacağından, mahkemece davalı kefil yönünden bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davanın esastan reddi yerinde görülmemiştir. Mahkemece gerekirse davalılar hakkında 13.03.2001 tarihinde ... icra müdürlüğünün ...
E sayılı dosyasında daha önce alacağı devreden banka tarafından başlatıldığı anlaşılan takip dosyası da celp edilerek ve eldeki davaya dayanak icra takibi ve tarihi de değerlendirilmek suretiyle davalı kefil hakkında açılan davanın yukarıda yer verilen hak düşürücü süre bakımında değerlendirilerek ve hak düşürücü süre geçmemiş ise davalı kefilin temerrüde düşürüldüğü göz önüne alınarak, kefilin kefalet limiti ile sorumlu olduğu tutar yönünden kendi temerrüdünün sonucuyla sorumlu olacağı dikkate alınarak, varsa sorumlu olduğu tutar konusunda gerekirse yeni bilirkişi raporu alınarak,
oluşacak sonuca göre davalı kefil yönünden sonuca gidilmesi gerekir. Kabule göre de, ilk derece mahkemesince davalı asıl borçlu yönünden 09.06.2017 tarihli ikinci bilirkişi raporundaki hesaplama ışığında hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. İş bu raporun 5. Sayfasında "her iki davalının da takiple temerrüdü düştüğü" kabulü ile yapılan hesaplama sonucuna göre karar verilmiştir.
Davacı vekilince asıl borçluya kat ihtarı tebliğ edilmemiş ise de kredi sözleşmesinde bildirdiği adrese çıkan tebligatın geçerli tebligat sayılacağının sözleşmede kararlaştırıldığı ileri sürülmüş, ancak asıl borçlu yönünden bu husus gerek bilirkişi raporunda gerekse mahkeme kararında değerlendirilmemiştir.
Bu nedenle ilk derece mahkemesince kredi sözleşmesinin tamamı dosyaya kazandırılarak, kredi sözleşmesi hükümleri incelenerek, davalı asıl borçluya sözleşmede bildirdiği adrese çıkan tebligatın asıl borçlunun temerrüdü kapsamında etkisi değerlendirilerek oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan bu gerekçelerle, ilk derce mahkemesince esasa etkili deliller toplanıp gözetilmeksizin ve davalı kefil yönünden resen dikkate alınması gereken hak düşürücü süre hususu değerlendirilmeksizin karar verilmesi doğru görülmediğinden, dairemizce ulaşılan bu sonuca göre, davacı ve davalı asıl kredi borçlusunun bu aşamada diğer istinaf nedenleri incelenmeksizin, istinafa konu kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/1741, K. 2024/1625, 14 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama