KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2024
- Dosya no
- 2021/2032
- Karar no
- 2024/1666
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 21/05/2021
- Numarası
- 2020/719 Esas - 2021/442 Karar
- Davanın konusu
- İtirazın İptali
Karar Metni
1.602 kelime·8 dk okuma
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile borçlu ... San ve Tic. A.Ş arasında düzenlenen 01.04.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefiller ... ve ... tarafından imzalandığını, sözleşme kapsamında borçluya kullandırılan TT-18977 kredisi borçlarının ödenmemesi üzerine, 09.05.2019 tarihinde hesabın kat edildiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine borçlu kefil aleyhine Küçükçekmece ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın % 20 oranından az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlık; davalı tarafından 01/04/2014 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi gereği dava dışı ...
A.Ş'ye kefil olması kapsamında dava dışı şirket tarafından kullanılan kredinin geri ödenmemesi nedeniyle kefil sıfatıyla davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalının itirazının haklı olup olmadığı, davacının alacaklı olup olmadığı, icra-inkâr tazminatı alacağı olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır. Davacı tarafça sunulan davacı ile dava dışı ...
A.Ş arasındaki 01/04/2014 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi'nin davalı tarafından borçlu ve müteselsil kefil olarak 200.000,00 TL limit ile imzalanmış olduğunun anlaşılması ve davalı tarafça kefaletten çekildiğine veya kefalet ilişkisinin sona erdiğine dair davacı bankaya herhangi bir bildirimde bulunmamış olması ve dava dışı şirket tarafından ödenmeyen kredinin davalının kefil olduğu sözleşmeye istinaden kullandırılmış olması karşısında söz konusu ödenmeyen krediden davalının da sorumlu olduğu kabul edilmiş ve yargısal denetime elverişli tekniğine uygun şekilde düzenlendiği kabul edilen bilirkişi raporuna itibarla raporda tespit edilen
miktarlar gözetilerek davalının itirazının iptaline ve takibin devamına karar verilmiş, söz konusu takibin likit alacağa dayanması nedeniyle davalı aleyhine icra-inkâr tazminatına..." gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalının Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı dosyasına yönelik itirazının 20.257,03 TL asıl alacak, 4.913,07 TL akdi faiz, 164,75 TL temerrüt faizi olmak üzere toplam 25.334,85 TL yönünden iptaline, asıl alacağa davacının talebini aşmamak üzere takip tarihinden itibaren %60,00 oranında temerrüt faizi ve %5 oranında BSMV uygulanmak suretiyle takibin devamına, alacağın % 20'si üzerinden hesaplanan 5.066,97 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle. Davacı ile dava dışı ...
A.Ş arasındaki 01.04.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinin müvekkilince borçlu ve müteselsil kefil olarak 200.000,00 TL limit ile imzalandığının ileri sürüldüğünü, ancak bu sözleşme dışında kullanılan kredilerin de müvekkilinden tahsil edilmeye çalışıldığını, mahkemece alınan rapora göre karar verildiğini, oysa raporun yetersiz olduğunu, borçlu şirket ile banka arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişki bulunduğunu, bir çok kez genel kredi sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin sadece 2014 yılında düzenlenen sözleşmeyi imzaladığını, müvekkiline gönderilen ödeme emrindeki kredinin bu sözleşme kapsamında olmadığını,
borç dökümlerine göre ödenmeyen taksitlerin 2019 yılına ait olduğunu, sözleşme kapsamında 03.12.2018 tarihinde taksitli ticari kredi kullandırıldığı ve kullanılan kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle dava konusu banka alacağının oluştuğunun ifade edildiğini, müvekkilinin bu tarihte şirketin bünyesinde olmadığını, bu kredi sözleşmesini imzalamadığını, asıl borçlunun temerrütü ile oluşan zararın da müvekkilinden alınmaya çalışıldığını, şirketin tek paydaşı ve yöneticisinin yöneticisi, ... olduğunu,
müvekkilinin şirketle tüm ilişiğini kestikten sonra taksitli kredilerin kullanılmasından kaynaklanan borçlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilimin istifasından sonraki süreçte dava dışı şirketin borçlarından sorumlu tutulamayacağını, bu nedenle 2014 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesini referans alarak, sadece dosya kapsamında alınan bir bilirkişi kök raporuna itibar edilerek 2018 yılında dava dışı şirketin tek pay sahibinin çekmiş olduğu taksitli ticari krediden müvekkilinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek,
kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Kefalet sözleşmesinin şekil şartları TBK'nın 583. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." Dosyada bulunan genel kredi sözleşmesinin incelenmesinde, davacı banka ile dava dışı borçlu .... San. Ve Tic. Ltd.
Şti arasında düzenlenen 01.04.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinin, davalı tarafından müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığı görülmüştür. Kefalet sözleşmesinde, kefalet limitinin 200.000 TL olduğu, azami limit ile kefalet türünün ve kefalet tarihinin el yazısı ile imzalandığı anlaşılmıştır.
İstinaf başvurusundaki açıklamalardan, davalının bu dönemde şirketin ortağı veya yöneticisi olduğu, sonraki dönemde ortak veya yöneticilik görevinden ayrıldığı anlaşıldığından kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu anlaşılmıştır. Dosyada bulunan genel kredi sözleşmesinin 33. maddesinde müteselsil kefillerin durumu düzenlenmiş olup, buna göre kefaletin kefalet süresince borçlunun doğmuş ve doğacak borçları için verildiği anlaşılmıştır.
Davalı gerçek kişinin müteselsil kefil olması nedeniyle TBK'nın 585. maddesi gereğince önce borçluya başvurulmasına gerek bulunmamaktadır. TBK'nın 586. maddesinde doğrudan kefile başvurulabileceği kabul edilmiştir. Kredi hesabının kat edilmesi, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın muacceliyeti için yeterli olup ayrıca kefillere ihtarın tebliği şartı aranmaz.
Asıl borçluya gönderilen ihtar, borçlunun temerrüdünün yanı sıra, TBK’nın 586. maddesinde öngörülen müteselsil kefilin takibi koşullarının gerçekleşmesi bakımından gerekli bir unsurdur. TBK'nın 586. maddesine göre asıl borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehni paraya çevrilmeden kefil aleyhine takip yapılması mümkün değilse de, borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması halinde kefil aleyhine de takip yapılabilir.
Kefile ihtarın tebliği ise aynı şekilde kefilin temerrütü için gerekli olup, tebliğ edilmemiş olması halinde takip tarihi itibariyle kefilin temerrüte düştüğü kabul edilir. Bankaca hesabın kat edilmesi ve borçlu şirket ile davalıya gönderilen kat ihtarının sonuçsuz kalması nedeniyle anılan madde kapsamında kefile karşı talepte bulunulması yerindedir. Borçlu şirketçe kullanılan kredi borçlarının ödenmemesi üzerine bankaca, Beşiktaş ...
Noterliğinin 05.09.2019 tarihli ihtarı ile hesap kat edilmiştir. Kat ihtarının İİK'nın 68/b maddesi uyarınca borçlu şirketin sözleşmede belirtilen ... AVM'deki adresine gönderilmesi nedeniyle asıl borçlu yönünden temerrüdün oluştuğu belirlenmiştir. Davalı kefil yönünden kat ihtarının tebliğ edilmemesi nedeniyle, temerrüdün takip ile oluştuğu, bu nedenle takip tarihine kadar davalı kefilin akdi faizden sorumlu tutulması yerindedir.
Bilirkişi raporunun 4 ve 5. sayfasında belirtilen şekilde hesaplama yapıldığından mahkemece hüküm altına alınan asıl alacak ile işemiş faiz tutarı yerinde olup, kefalet limiti içinde kalmaktadır. Davacı banka dava dışı borçlu şirket arasında düzenlenen 01.04.2014 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kredi kullandırılmıştır.
Bu sözleşmeden sonra davacının 05.10.2016 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında, yönetim kurulu başkanlığı görevinden istifa ettiği, takibe yönelik itiraza eklenen 20.10.2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi suretinden anlaşılmaktadır. Kat ihtarına göre ödenmeyen kredi taksitleri 2019 yılına ilişkindir.
Banka ile borçlu şirket arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi bir çerçeve sözleşmesi olup, bu sözleşme kapsamında, talep edilmesi halinde bankaca çeşitli şartlarda borçlu şirkete nakdi veya gayri nakdi krediler kullandırılmaktadır. Borçlu şirketin tek ortaklı olması ve anılan genel kurulda istifa eden davalı yerine tek ortak olan takip borçlusu ...'nın müdür olarak seçilmesinin bu sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.
İstinaf başvurusunda belirtilen üç adet Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin karının somut olayla bir ilgisi bulunmamaktadır.Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.10.2012 gün ve 2012/9018 Esas, 2012/14916 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu arasındaki süresiz kredi sözleşmelerinden doğan ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi,
başka bir anlatımla borcun sıfırlanmış olmasının sözleşme ilişkisini sona erdirmeyeceği, genel kredi sözleşmesinin doğası gereği yeniden kredi çekilerek borç oluşturulabileceği, bu ilişkinin ise yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığını ve kefalet borcunun devam edeceği, banka ile kredi borçlusu arasındaki kredi ilişkisinin henüz tamamen sona ermediği hallerde, sözleşmede belirtilen limitle sınırlı kalınmak kaydıyla borca kefalet etmiş ve süresiz kefalet veren kefilin (TBK'nın 600 ve 601.maddesi) belirli bir tarihte hesabın sıfırlanması nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacaktır.
Kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefil tek yanlı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletten vazgeçemez. Bu şekildeki bir bildirim akdin diğer tarafınca açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz. Somut olayda, davalı kefilin, şirket yönetiminden ayrılmış olması kefalet sözleşmesinin sone erdiği anlamına gelmemektedir.
Bu ayrılmanın bankaya bildirilmiş olması kefaletten istifa olup, kural olarak kefilin tek yanlı iradesiyle kefalet sözleşmesinden istifa etmesi mümkün değildir.
Davalı, ayrılama olgusunu bankaya bildirmemiş olup, sonradan düzenlenen genel kredi sözleşmesinden önce, davacının kefili olduğu genel kredi sözleşmesi kapsamındaki tüm borçların ödendiği ve 2018 yılında banka ile borçlu şirket arasında yeni teminatlar alınarak yeniden bir genel kredi sözleşmesi düzenlendiği savunularak kanıtlanmamıştır.
Davalının kefaletinin doğmuş ve doğacak borçlar için verilmesi ve kefaletin süresiz olması, yasada belirlenen sürenin henüz dolmaması, kefalet sözleşmesinin geçerli bir şekilde feshedildiğinin kanıtlanmaması ve kefaletin doğmuş ve doğacak borçlar için verilmiş olması karşısında davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/2032, K. 2024/1666, 21 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama