KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Dosya no
- 2021/1327
- Karar no
- 2024/1262
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 01/02/2021
- Numarası
- 2018/1069 Esas, 2021/103 Karar
- Davanın konusu
- Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
Karar Metni
1.302 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Dava; taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için davacı yüklenici tarafından başlatılan icra takibine davalı işsahibi tarafından yapılan itirazın iptali talebine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili; davacının, davalıya tekstil ürünleri fason dikim işi yaptığını, dikimi yapılan ürünlerin davalıya teslim ettiğini ancak alacağını alamadığını, bu sebeple cari hesaptan doğan alacağını tahsil etmek amacıyla davalı aleyhine;
... dosyasjyla icra takibi başlattığını ancak davalının takibe itiraz edip durdurulduğunu belirterek haksız itirazın kaldırılmasına ve davalı şirketin asıl alacağın %20 sinden az olmayan icra inkar tazminatına mahkum edilmesi kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, taraflar arasında 20.000 adet pijama üretilmesi konusunda yazılı bir anlaşma yapıldığını, kumaş bedeli dahil takım başı 11,00.-TL + KDV üzerinden anlaşıldığım, davacının 11.764 adet pijamayı zamanında yetiştiremeyeceğini bildirdiğini bu nedenle bu işin 11.764 adet pijama kısmının ...’ a (...
Tekstil) verildiğini, bunun üzerine ...’ın davacıdan ilgili kumaşları alarak 1.40-TL + KDV üzerinden pijama takımlarının dikim ve |ütü işini üstlendiğini, bu iş için ...'a (...Tekstil) 09.09.2015 tarihinde 49 numaralı fatura karşılığı 17.128,38-TL ödendiğini, bu bedelin davacı firmaya rücu edilmek sureliyle 17.787,16 -TL reklamasyon fatura düzenlendiğini, kısacası davacının üretimini yapmadığı 11.764 adet takım pijaman bedelini kendilerinden istediğini, bu nedenlerden davanın reddine, ve davacı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece 01/02/2021 tarihli karar ile,
davalı taraf mal/ürünleri almadığı iddiasında olmayıp sözleşmeye göre davalının fason işlerini yapması gereken bir kısım ürünlerini dava dışı şirket tarafından yapıldığını savunmuş olup ispat yükü kendisinde olmakla bu iddiasını ispat edemediği, kaldı ki davacı tarafından kesilen faturaların defterlerine işlendiği, davacının davalıdan 17.300,00 TL alacaklı olduğu, davalının mahsuba konu edilebilecek ödeme belgesi ibraz edemediği gerekçesi ile davanın kabulüne, davalının ...
Sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin aynen devamına, 17.300,00TL üzerinden davalının %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesi ile, tarafların 20.000 adet ürün için anlaştıklarını ancak davacı tarafın siparişi yetiştiremeyeceğini beyan etmesi üzerine davalı işsahibi şirketin 11.764 adet ürün için ...Tekstil- ... isimli firma ile anlaştığını ve ürünlerin 16.649,60-TL+ KDV bedelle yaptırıldığını, davacının yapmadığı mallara ilişkin de fatura düzenlediği ve üretmediği 11.764 adet mala ilişkin işçilik bedelini de davalıdan tahsil etmeye çalıştığını,
bunun üzerine davalı tarafından davacıya, 16.469,59+ KDV bedelli reklamasyon faturası düzenlenerek, dava dışı firmaya ödenen ve davacının hakkı olmadığı halde davacı şirketten talep edilen bedelin taraflar arasındaki sözleşmenin 8.4 maddesi gereğince davacıya rücu edildiğini, bilirkişi raporunun, davanın özü niteliğindeki teslim belgeleri/irsaliyeler incelenmeden eksik şekilde tanzim edildiğini, davacı taraf dikimini yaptığı ürünleri müvekkil şirkete teslim ettiğini iddia ettiği halde herhangi bir teslim belgesi/irsaliye sunamadığını, mahkemece 07.02.2019 tarihli celsede,
davacı tarafa .. tekstil-...'a teslim etmiş olduğu mallara ilişkin irsaliyeli faturaları dosyaya sunması için 2 hafta süre verilmişse de davacı tarafın öncelikle 20.02.2019 tarihli beyan dilekçesinde davaya konu faturadaki tüm ürünlerin dikilerek eksiksiz olarak davalı şirkete teslim edildiğini bu nedenle bu nedenle malların aksa tekstil-...'a teslim edildiğine dair sevk irsaliyesi bulunmadığını beyan ettiğini ,
28.03.2019 tarihli beyan dilekçesi ile de davalı şirketin malları kendi işyerinde teslim aldığını bu nedenle de sevk irsaliye bulunmadığını beyan ettiğini daha sonra 10.05.2019 tarihli beyan dilekçesinde malların davalı şirket tarafından davacıya ait işyerine gelerek teslim aldığını bu nedenle sevk irsaliyesi bulunmadığını beyan ettiğini, davacı tanıkları dinlendikten sonraysa 16.03.2020 tarihli dilekçe ile davacının iş yeri ile 5 dk'lık mesafede bulunan davalı şirket deposuna malları teslim ettiklerini bu nedenle sevk irsaliyesi bulunmadığını beyan ettiğini, davacı tanıklarının malları ...
Nakliye'ye teslim ettiklerini, teslime dair belgelerin bulunduğu ve ne kadar mal teslim edildiğinin teslim belgelerinde yazdığını beyan etmiş olduğundan mahkemece bu teslime ilişkin irsaliyelerin de dosyaya sunulmasına dair karar verilmişse de, davacı tarafça yine sevk irsaliyesinin sunulamadığını , davacı işyerinde "sevkiyat bölümünde çalışan" ve "şoför" olarak görev yapan tanıkların üretim bölümünde çalışyormuş gibi siparişin tam ve eksiksiz bir şekilde üretildiğini beyan ettiklerini , davacı tanıklarının beyanları ile davacının beyanları birbiri ile çeliştiğini,
davacı tarafça 20.02.2019 tarihli beyan dilekçesinde aksa tekstil-...'ın tanınmadığının beyan edildiğini, davacının ticari defterlerinin Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/134 e. sayılı dosyasında bulunduğu beyan edilerek ticari defterlerin işbu dosyaya sunulmasından kaçınılmışsa da ticaret mahkemesi dosyasının 02.03.2020 tarihinde kesinleştiğini, davacının ticari defterlerini dosyanın kesinleştiğini bilmesine rağmen kötü niyetli olarak sunmadığını, 2 kişilik bilirkişi heyeti oluşturulması da HMK 267. maddede belirtilen heyetin tek sayıda kişilerle oluşturulması hükmüne aykırı olduğunu, bilirkişi,
2015 ticari defter ile muhasebe hesap ve kayıtlarını davacının sunmadığını rapor etmesine rağmen; davacının, teslim ettiğini iddia ettiği mallara ilişkin teslim irsaliyesinin var olup olmadığından incelemediğini, belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur .Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Davacı yan yüklenici, davalı ise iş sahibidir.Taraflar arasında fason üretim ve satın alma sözleşmesi akdedilmiştir.
Davacı yan fason sözleşmesi gereği ürünleri teslim ettiği halde bakiye alacağını alamadığından bahisle başlattığı icra takibine davalı yanın yaptığı itirazın iptalini talep etmiş, davalı yan ise teslim edilen kısma ilişkin ödemeyi yaptığını, bir kısım ürünlerin ise kendisine teslim edilmediğinden dava dışı firmaya yaptırdığını belirterek davanın reddini istemiş, mahkemece; davalının fason işlerini yapması gereken bir kısım ürünlerini dava dışı şirket tarafından yapıldığını savunmuş olup ispat yükü kendisinde olmakla bu iddiasını ispat edemediği,
davacı tarafından kesilen faturaların defterlerine işlendiği davacının davalının mahsuba konu edilebilecek ödeme belgesi ibraz edemediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlendiği gibi, usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, HMK’nın 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça,
iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.Sözleşme maddeleri incelendiğinde, davacı yüklenicinin ürünleri teslimini üstlenmiş olduğu anlaşıldığından, davacı yanın ürünleri davalıya teslim ettiğini usulüne uygun araçlarla ispatlaması gerekir, davacı yan ürünlerin tamamını davalıya teslim ettiğine dair sevk irsaliyesi veya herhangi yazılı delil sunamadığı gibi, yargılama sırasında 20/02/2019 tarihli dilekçesi ile ürünlerin tamamını davalıya teslim ettiğini, 28/03/2029 tarihli dilekçe ile davalının, davacının iş yerine gelerek ürünleri teslim alıp depoya götürdüğünü,
10/05/2019 tarihli dilekçeleri ile yine davalının, davacının işyerine gelerek ürünleri teslim aldığını beyan etmiş, davacı tanıklarının, ürünleri davalının ...Lojistikteki davalı deposuna teslim ettiklerini beyan etmelerinden sonra verdikleri 16/03/2020 tarihli dilekçeleri ile ürünleri davalının ofisinde teslim ettiklerini beyan ederek birbirinden faklı ve çelişen beyanlarda bulundukları, bilirkişi raporu ile davalının davacı yan borcu olmadığının saptandığı,
fatura düzenlenmesinin tek başına edimin ifa edildiğinin kanıtı olamayacağı ve davacı yanın ürünleri teslim olgusunu ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince kaldırılarak davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2021/1327, K. 2024/1262, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama