KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 17 Nisan 2025
- Dosya no
- 2021/1798 Esas
- Karar no
- 2025/537
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 07/05/2019
- Numarası
- 2014/1426 Esas, 2019/389 Karar
- Davanın konusu
- Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
Karar Metni
2.906 kelime·15 dk okuma·6 bölüm
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, rüzgar enerji santrallerinin montaj, bakım vs. işleri ile iştigal ettiğini, davalının ... (...) ve .... (...
2) rüzgar enerji türbinlerinin kurulum işini üstlendiğini ve bu projelerde montaj, bakım ve devreye alma çalışmalarının yapılması için müvekkili ile davalı arasında ... res projesi için 18/04/2014 tarihinde, ... projesi için ise 19/05/2014 tarihinde sözleşmeler imzalandığını, bunu müteakip müvekkilinin 13 personelini ...'ye (daha sonra personel sayısısını 16'ya çıkardığını), 5 personelini de ...'a göndererek sözleşme doğrultusunda çalışmaya başladığını, 05/07/2014 tarihinde davalı tarafından sözleşmenin gerekçesiz olarak,
haksız ve hukuki dayanaktan yoksun şekilde feshedildiğini, sözleşmelerin süresinin montaj ve bakım işlerinin tamamlanmasına kadar devam edeceğinin kararlaştırıldığını, her iki projenin de devamı ettiğini, ancak ... projesinden davalının kendisinin ayrıldığını, bu hususun müvekkili ile yapılan sözleşmeyi etkilemeyeceğini, davalının ... projesine ise halen devam ettiğini, sözleşme uyarınca müvekkilinin işçilerinin 1 ayda 26 gün üzerinden günlük 10 saat ve saat ücreti olarak 17 Euro+KDV olarak çalışacağını (1 işçinin ayda 260 saat çalışacağı) Haziran ayında müvekkilinin toplam 16 işçisinden en az çalışanının 120 saat,
en fazla çalışanının da 225 saat olmak üzere 16 işçinin toplamda 2.840 saat çalıştıklarını, bunun karşılığı olarak müvekkili tarafından saat ücreti 17 Euro+KDV'ye göre 139.898,00 TL+KDV tuturında fatura kesildiğini, bu hakkedişten işçilere ödenen ücret, vergi, işçilerin barınma, araç ve yemek giderleri düşüldüğü zaman geri kalan miktarın müvekkilinin yapacağı aylık kâr olduğunu, bu hesaplamaya göre müvekkilinin aylık kâr'ının 100.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu, ayrıca bu hesaplamanın reel olarak çalışılan saatlere göre yapıldığını,
sözleşmeye göre bir işçinin aylık 260 saat çalışması ihtimalinde müvekkilinin kâr'ının daha da yüksek olabileceğini, müvekkili ile davalı arasında imzalanan 18/04/2014 tarihli sözleşmenin başlamasından ve işin sonlandırıldığı 05/07/2014 tarihine kadar geçen 80 günlük dilimde müvekkilinin, davalıya toplam 390.400,30 TL'lik fatura kestiğini, bu faturanın cüz'i bir kısmının... işiyle ilgili olduğunu, davalının fesih ile amacının,
müvekkilinin en önemli personellerini daha yüksek ücretlerle çalıştırarak (ticari literatürle adam çalarak) müvekkilinin başlatıp belli bir aşamaya getirdiği işte müvekkilini aradan çıkararak müvekkilinin yapacağı kâr'ı elinden almak olduğunu, davalının sözleşmesi sona erdikten sonra işe aldığı müvekkilinin 5 personelinin çalışmaya devam ettiğini, haksız feshi sebebiyle müvekkilinin reel olarak iki projede aylık ortalama 150.000,00 TL kâr kaybı yaşadığını, bu kaybın, sözleşmeye göre montaj ve bakım işleri tamamlanıncaya kadar geçecek sürenin tamamını kapsadığını,
işin ne zaman biteceği net olarak belli olmadığından müvekkilinin uğradığı kâr kaybının henüz bilinemediğini, müvekkilinin, davalı ile yaptığı sözleşmeye güvenerek ... firmasından gelen 20 kişilik işçinin çalışmasını gerektiren bir iş teklifini kabul edemediğini, bunun üzerine başka bir firma ile anlaşan dava dışı firmanın daha sonra müvekkili ile ancak 5 personellik bir anlaşma yapabildiğini,
bu nedenle müvekkilinin 15 personelden yapacağı kazançtan da mahrum kaldığını belirterek sözleşmenin haksız feshi sebebiyle müvekkilinin uğradığı kâr kaybı ve diğer zararlarını karşılamak için fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik HMK'nun 107. maddesi gereği 100.000,00 TL'nin ticari avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kâr kaybının miktarının hesap edilebilir olması sebebiyle açılan kısmi davanın reddi gerektiğini, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, müvekkilinin ana yüklenici firma olarak her iki projedeki rüzgar türbinlerinin kurulum, montaj, bakım ve devreye alma çalışmalarını kendi mühendis ve işçileri ile yaptığını, davacıdan sadece ihtiyaç duyduğunda işçi hizmeti satın almak üzere sözleşme yaptığını, yani davacının, müvekkilinin taşeronu olmayıp gerektiğinde hizmet satın alacağı tedarikçisi olduğunu,
bu kapsamda müvekkili tarafından talepte bulunulması üzerine davacı tarafından gönderilen işçilerin çalıştıkları süre boyunca adam/saat ücretine göre ücreti hesaplanıp davacının düzenlediği fatura karşılığında ödendiğini, müvekkilinin ... şantiyesinde işe Nisan 2014 tarihinde başladığını, ana müteahhit firma ile yapılan sözleşme gereğince işin süresinin 4 ay olduğunu, Ağustos 2014 tarihinde işin bitirildiğini, Haziran 2014 tarihinde müvekkilinin diğer şantiyelerindeki işleri bittikçe buradaki işçilerin bu şantiyede görevlendirilmesi sebebiyle Temmuz 2014 tarihi itibariyle müvekkilinin,
davalıdan talep edeceği işçi sayısı azalacağından 7 işçisi dışındaki işçilerinin hizmetine ihtiyaç duyulmayacağından bahisle davacıya yazılı bildirimde bulunulduğunu, ancak davacı 7 işçi dışında kalan diğer işçilerini şantiyede tutmaya devam edince müvekkilinin, bundan sonraki süreçte işi kendi işçileri ile yürüteceğini bildirmek zorunda kaldığını, dolayısıyla müvekkilinin sözleşmeyi feshetmediğini, fesih olsa bile bu duruma davacının sebep olduğunu, zira sözleşmeye göre projede çalıştırılacak işçi sayısı konusunda herhangi bir sınırlama,
sayı taahhüdü olmadığı ve müvekkilinin ihtiyacı olmadığı halde davacının 7 işçi dışındaki işçilerini şantiyede tutarak günlük 5 saat üzerinden fatura kesmekte ısrar ettiğini, müvekkilinin Manisa/Kırkağaç şantiyesindeki işine ise ana müteaahhit firma tarafından 28/05/2014 tarihinde tek taraflı olarak son verildiğini, bu sebeple davacı ile aralarındaki bu proje ile ilgili sözleşmenin de kendiliğinden sona erdiğini, bu durumun kendilerini etkilemeyeceğine yönelik davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kaldı ki bu projedeki davacının 3 işçisinin sözleşmenin sona ermesi üzerine davacı tarafından ... şantiyesine gönderildiğini,
sözleşmede aylık çalışma 26 gün, günlük çalışma 10 saat olarak ve 10 saatin altındaki yapılan günlük çalışmalar 10 saat/adam olarak öngörülmüş ise de, sözleşmenin 3.e bendine göre, davacının çalışan işçilerinin sayısı ve çalıştıkları saat üzerinden hesaplama yapılarak fatura tanzim edildiğini, yani işçinin çalışmadığı günün hesaba katılmadığını, davacının fahiş nitelikteki kâr iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, ... projesinde montaj, demontaj, bakım ve devreye alma çalışmalarını müvekkilinin kendisinin yaptığını ve ihtiyaç halinde davacıdan işçi kiralama hizmeti satın aldığını,
bu nedenle davacının işe başlayıp belli bir aşamaya getirmesinin söz konusu olmadığını, müvekkili ile davacı arasındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra davacı tarafından işten çıkarılan bir kısım işçinin bazılarının çalışmak amacıyla müvekkiline müracaat etmesi üzerine bu işçilerin işe alınmasında hukuka ve ticari hayatın olağan akışına aykırı bir durum bulunmadığını, davacının her iki proje sebebiyle reel olarak 150.000,00 TL kâr kaybı yaşadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, zira davacının temin ettiği işçilerden ayın her günü çalışma talep edilmediği, hava muhalefeti dolayısıyla çalışılmayan günlerin olduğu,
Temmuz ayından itibaren davacının şantiyede bulunan 9 işçisinin çalıştırılmayacağı ortada iken önceki faturalara dayanarak davacının kâr kaybı hesabı yapmasının dayanaksız olduğunu, şantiyede hizmetine ihtiyaç duyulmadığı belirtilen personel ile ilgili davacının herhangi bir iş kaybı ve zararları olduğuna dair bir iddiasının olmadığının davacı tarafından müvekkiline gönderilen 05/07/2014 tarihli mail içeriğinden anlaşıldığını, davacının ... firmasından gelen iş teklifini kabul edememesi sebebiyle kazançtan mahrum kaldığına yönelik iddialarının belgeye dayalı olmadığını ve asılsız olduğunu, ayrıca müvekkilinin,
davacıya 7 personeli dışında personelini çalıştırmayacağını bildirmesi sebebiyle bu sebeple bir zararı doğmuş ise buna davacının kendisinin sebebiyet verdiğini, ayrıca Yargıtay kararları uyarınca kâr kaybının kesinti yöntemine göre hesaplanması gerektiği gibi sözleşmenin de iş sahibi tarafından keyfi olarak feshedilmesi gerektiğini belirterek davanın öncelikle usulden aksi halde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; sözleşmeye göre davalının, davacıdan çalışan tedarik edeceği, çalışan sayısının asgari miktarının sözleşmede kararlaştırılmadığı, ihtilafın da davacının sahada gereken miktardan daha fazla personeli hazır bulundurması ve bunların ücretini talep etmesinden kaynaklandığı, fazla personel için puantaj cetvellerinde "0" ibaresi ile ödeme yapılmadığı somut vakıası karşısında gerek sözleşmede ve gerekse tarafların teamülü açısından davacının hazır bulundurduğu tüm elemanlara ödeme yapılması gerektiği gibi bir uygulamanın da dosyaya yansımadığı,
hatta yazışma içerikleri incelendiğinde sorunun davacının gerektiğinden fazla elaman tedariki ve ücret beklentisinden kaynaklandığının görüldüğü, bu durumda feshin haksız olduğunun da söylenemeyeceği, bu nedenle davacının sözleşmenin 2. ve 3. maddesi çerçevesinde çizilen iş kapsamında davalıdan personel adedi açısından bir taahhüt almadığı, aksine davalının ihtiyacını bildirdikçe ihtiyaca uygun nitelik ve nicelikte eleman tedariki işini üstlendiği,
çalışma ihtiyacı olmayan miktarda eleman tedariki ile işin maliyetinin yükseltilmesine davalının katlanmak zorunda olmadığı gerekçelerine istinaden yerinde görülmeyen davanın reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kararın gerekçelilik ilkesine uygun düşmediğini, dosyada mübrez bulunan dilekçelerindeki hususların Mahkemece irdelenmediğini, kararda dosyaya sunulan raporlardan alıntılar yapıldığını, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilmesiyle eş zamanlı olarak davalı şirket yöneticileri arasında yapılan yazışmaların da feshin haksızlığını gösterdiğini, Mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin çerçevesini çizerken dosyadaki verilere ve taraflar arasındaki sözleşmenin lafzına ve ruhuna aykırı olarak sözleşmeye göre davalının,
davacıdan çalışan tedarik edeceğinin kabul edildiğini, müvekkilinin sanki sadece eleman temin eden bir aracı olarak görüldüğünü, aldırılan hem kök hem de 2. ek rapor ile davalının sözleşmenin feshinde haksız olduğunun belirtildiğini, 2. ek raporda belirtildiği şekilde sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği 05/07/2014 tarihine kadar davalı tarafından ...'ya ne kadarlık iş yapıldığının ve 05/07/2014 tarihinden 23/11/2014 tarihine kadar geriye ne kadarlık iş kaldığının sorulması gerektiğini, gelecek cevaplardan sonra bilirkişi tarafından inceleme yapılarak müvekkilinin yoksun kaldığı kazanç/kâr kaybının ortaya çıkacağını,
bu cevaplar olmasa dahi dosyadaki verilerin yeterli olduğunu, zira sundukları 4 aylık bordrolar ile müvekkilinin ne kadar çalışma yaptığı, sözleşme feshinden sonra davalının ne kadar çalışma yaptığı belli olduğuna göre, müvekkilinin maliyetleri çıktıktan sonra çalıştığı süre boyunca net kârın ortaya çıkacağı gibi dolayısıyla haksız fesih tarihi olan 05/07/2014 tarihi ile davalının ... ile çalışmaya devam ettiği son tarih olan 23/11/2014 tarihleri arasındaki müvekkilinin mahrum kaldığı kazanç kaybının da belirlenebilir olacağını, şöyle ki,
müvekkilinin ... projesi kapsamında çalıştığı süre olan 25/04/2014-07/07/2014 tarihleri arasında davalıya ne kadarlık fatura kestiğinin belli olduğunu, kesilen faturalardan öncelikle fatura toplamının KDV'sinin düşülmesi, kalan tutarın % 20 oranındaki gelir vergisinin düşülmesi gerektiğini, en son kalan tutardan da müvekkilinin işçilerine ödediği maaşlar çıkarıldığında net kârın ortaya çıkacağını, kesilen faturaya göre ödenen gelir vergisi ve KDV'nin belli olduğunu, dosyaya yansımayan tek veri/kalemin ise müvekkilinin işçilerine ödediği maaşlar olduğunu, bu maaşları içerir bordroları ise son duruşmada dosyaya sunduklarını,
kaldı ki müvekkilinin dava konusu projede çalıştırdığı işçilerin bordrolarının ...'dan da istenilebileceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
Dava, sözleşmenin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı kâr kaybı zararının faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.Yapılan yargılama neticesinde davalı tarafından yapılan feshin haklı olduğu ve sözleşmede personel sayısı yönünden davalının bir taahhüdünün bulunmadığı gerekçelerine istinaden davanın reddine karar verilmiştir.Uyuşmazlık,
sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı ve buna göre davacının kâr kaybı zararını talep edip edemeyeceği ile edebilecekse miktarı noktalarında toplanmaktadır.Davalı tarafından yapılan rüzgar enerji santralleri kapsamındaki mekanik ve elektriksel montaj işleri ve bakım hizmetinin davacı bünyesindeki montaj ve bakım ekibi tarafından yerine getirilmesine yönelik ... projesi için 18/04/2014 tarihinde ve... projesi için 19/05/2014 tarihinde taraflar arasında sözleşmeler imzalandığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Sözleşmelerde davacının türbin montajı, demontajı, bakımının yapılması ve sonlandırılması ile ilgili çalışmalarda hizmet vereceği, aylık çalışmanın 26 gün ve günlük çalışma saatinin 10 saat olduğu, 10 saatin altında yapılan günlük çalışmaların 10 saat/adam olarak öngörüleceği, 10 saatin üzerindeki çalışmalar için ek ücret talep edilemeyeceği, hava muhalefeti vb. nedenlerle sahaya çıkılmadığı günlerin 5 saat çalışma saati üzerinden değerlendirileceği, montaj ve bakım işleri dahilinde 17,00 Euro / adam-saat ücreti + KDV olarak anlaşıldığı,
sözleşmenin tarafların imzalarına müteakip yürürlüğe gireceği ve montaj-bakım işleri devam edene kadar süreceği kararlaştırılmıştır.Davacı işbu dava ile, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından 05/07/2014 tarihinde haksiz olarak feshedildiğinden bahisle kâr kaybı zararının tahsilini talep etmiştir.
Davalı tarafından davacıya gönderilen 01/07/2014 tarihli e-mail ile ... şantiyesinde çalıştırılan davacıya ait isimleri bildirilen 7 işçi dışında diğer çalışanlara ihtiyaçlarının kalmadığı. 04/07/2014 tarihli e-mail ile ise, ... şantiyesinde çalışan davacıya ait tüm personelin çalışmaları için teşekkür ettiği ve bundan sonra kendilerinin devam edeceği bildirilmiştir.
O halde davacının iddia ettiği fesih işleminin ... projesine ilişkin akdedilen sözleşmeye yönelik olduğu anlaşılmakla istinaf incelemesi de bu doğrultuda yapılmıştır.Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin ihtiyaç duyulduğunda personel tedarikine ilişkin olduğunu, bu ihtiyaç doğrultusunda görevlendirilen personelin sürekli çalışmasının olmadığını, çalışan personel ve çalışma süresine göre ödeme yapıldığını,
davacının 7 işçisi dışında kalan diğer işçilerine ihtiyaç olmadığı bildirilmesine rağmen şantiyede tutulmaya devam edilmesi üzerine müvekkilinin bundan sonraki süreçte işi kendi işçileri ile yürüteceğini bildirmek zorunda kaldığını, dolayısıyla müvekkilinin sözleşmeyi feshetmediğini, fesih olsa bile bu duruma davacının sebep olduğunu, zira sözleşmeye göre projede çalıştırılacak işçi sayısı konusunda herhangi bir sınırlama,
sayı taahhüdü olmadığı ve müvekkilinin ihtiyacı olmadığı halde davacının 7 işçi dışındaki işçilerini şantiyede tutarak günlük 5 saat üzerinden fatura kesmekte ısrar ettiğini belirtmiştir.Taraflar arasında... projesi için akdedilen 18/04/2014 tarihli sözleşme ile, davacının türbin montajı, demontajı, bakımının yapılması ve sonlandırılması ile ilgili çalışmalarda hizmet vermesi kararlaştırılmış olup davalının iddia ettiğinin aksine sözleşme davacının personel tedarikine yönelik olmayıp sadece sözleşmede davacı bu hizmetini yerine getirirken mesleki yeterlilik sertifikalı personel tedarik etmekle sorumlu tutulmuştur.
Kaldı ki sözleşmede davalının ihtiyacı olduğunda/gerektiğinde personel tedarik edileceği hususunda bir hüküm de mevcut değildir. Buna göre taraflar arasında bir hizmet sözleşmesinin bulunduğu ve davacının asli edim yükümlülüğünün türbin bakım ve montaj hizmeti temin etmeye yönelik olduğu sabittir. Davalının 04/07/2014 tarihli e-mail ile, bundan sonra işe kendileri tarafından devam edileceğini bildirmesi sözleşmenin feshine yönelik bir irade açıklaması niteliğindedir.
Sözleşmenin tarafların imzalarına müteakip yürürlüğe gireceği ve montaj-bakım işleri devam edene kadar süreceği kararlaştırılmış ise de, feshe yönelik hükümlere sözleşmede yer verilmemiştir. O halde genel hükümler kapsamında yapılan fesih işleminin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Davalı söz konusu e-mail içeriğinde feshe yönelik herhangi bir sebep bildirmemiştir. Bu yönden fesih işleminde bir haklılık yoktur.
Davalı vekili işbu davaya ilişkin cevap dilekçesinde ise, sözleşmenin personel tedarikine ilişkin olması sebebiyle 7 işçi dışında diğer işçilere ihtiyaç olmadığı bildirilmesine rağmen şantiyede tutulmaya devam edilmesi üzerine müvekkilinin bundan sonraki süreçte işi kendi işçileri ile yürüteceğini bildirmek zorunda kaldığını, bu bir fesih olsa bile bu duruma davacının sebep olduğunu ileri sürmüştür.
Oysa sözleşmenin niteliğinin personel tedarikine ilişkin olmadığı az önce açıklanmış olup sözleşmede davalının ihtiyaç duymadığı taktirde davacı personelleri ile çalışmama yönünde bir hak ve yetki veren hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle davalı tarafından yapılan fesih işleminde haklılık bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin montaj-bakım işleri devam edene kadar süreceği kararlaştırılmış olup fesih tarihinden sonra da sözleşme konusu işin devam ettiği anlaşılmaktadır. O halde sözleşmenin feshinin haksız olduğunun anlaşılması sebebiyle erken fesihten kaynaklı olarak şartların bulunması halinde davacı kâr kaybı zararının tahsilini talep edebilecektir.
Sözleşmenin haksız feshi halinde talep edilebilecek zararın hesaplanma yöntemine ilişkin sözleşmede özel bir düzenleme yapılmamış olduğundan davacının zararının genel hükümler ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtilen ilkelere göre hesaplanması gerekir."...Dava, haksız fesih nedeni ile kâr mahrumiyetinin tahsili istemine ilişkindir.TBK 438. maddenin 1. fıkrasında, “işveren sözleşmeyi haksız olarak feshederse sözleşme süresine uyulmaması durumunda bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı tazminat olarak isteyebilir”, 2. fıkrasında ise, “belirli süreli hizmet sözleşmelerinde işçinin,
hizmet sözleşmesinin sona ermesi yönünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelirin tazminattan indirilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, taraflar arasındaki özel güvenlik hizmeti sözleşmesi süre uzatım protokolünün, davalı yanca haklı neden olmaksızın feshedildiği dosya kapsamıyla sabittir.Yukarıda açıklanan ve dava konusu olayda kıyasen uygulanması gereken, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 438/1. maddesi uyarınca davacı, fesih tarihinden sözleşme döneminin sonuna kadar yoksun kaldığı kazancı isteyebilir.
Bu zararların hesabında, fesih tarihinden itibaren davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarla başka bir sözleşme imzalaması için gereken makul sürenin tespit edilerek, bu makul süre için kâr kaybının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, davaya konu sözleşmenin sona ermesi nedeniyle çalışma gücü serbest kalan davacı yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı, davalıdan alacağı ücretten indirecektir.
Burada davacının bu dönem içerisinde kazanacağı para göz önüne alınarak sözleşme konusu hizmetini yapmaması nedeniyle tasarruf ettiği giderler de ücretten indirilecek, davacının kazanmaktan kasten kaçındığı paralar da mahsup işlemine tabi tutulacak, böylece davacının zararın artmasına yol açacak davranışları önlenmiş olacaktır.
Bu durumda mahkemece, davacının fesih tarihinden itibaren davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarla başka bir güvenlik hizmeti sözleşmesi imzalaması için gereken makul sürenin tespit edilerek makul süre için kâr kaybının belirlenmesinde TBK'nın 438. maddesinin kıyasen uygulanması ve yukarıda değinilen hususların gözetilmesi gerektiği dikkate alınarak,
konusunda uzman bilirkişi kurulundan açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır..." (Yargıtay 15 HD'nin 2021/949 Esas 2021/2336 Karar sayılı ilamı).Dosya kapsamına göre davacının sözleşme ile üstlendiği hizmetin sona erdiği tarihin 23/11/2014 olduğu anlaşılmakla esasen bu husus davacının da kabulündedir.
O halde davacı sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshi sebebiyle fesih tarihi olarak bildirdiği 05/07/2014 tarihinden -sözleşmenin feshine ilişkin e-mail 04/07/2014 tarihli olsa da talep ile bağlı kalınarak- 23/11/2014 tarihine kadar olan mahrum kaldığı kârı isteyebilir.
Bu zararların hesabında, fesih tarihinden itibaren davacının aynı nitelikte ve aynı şartlarla başka bir sözleşme imzalaması için gereken makul sürenin tespit edilerek, bu makul süre için kâr kaybının belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca Yargıtay ilamında belirtildiği üzere, davaya konu sözleşmenin sona ermesi nedeniyle çalışma gücü serbest kalan davacı yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı davalıdan alacağı ücretten indirecektir.
Burada davacının bu dönem içerisinde kazanacağı para gözönüne alınarak sözleşme konusu hizmetini yapmaması nedeniyle tasarruf ettiği giderler de ücretten indirilecek, davacının kazanmaktan kasten kaçındığı paralar da mahsup işlemine tabi tutulacaktır.Bu durumda genel hükümler ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtilen ilkelere göre bilirkişiden rapor alınmak suretiyle bahsi geçen süreler içinde davacının sözleşme haksız olarak feshedilmeseydi,
hizmetin niteliğine göre çalıştırılacak makul işçi sayısı da dikkate alınarak elde etmesi muhtemel gelirinin tespit edilmesi ve tespit edilen bu gelirden yapılacak mahsup işleminde az önce değinilen hususlar gözetilerek belirlenecek miktarın mahrum kalınan kâr olarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1426 Esas, 2019/389 Karar sayılı ve 0705/2019 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,3-Dosyanın,
Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,5-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/1798, K. 2025/537, 17 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama