KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 14 Temmuz 2025
- Dosya no
- 2023/4088
- Karar no
- 2025/2854
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 17/05/2023
- Numarası
- 2022/476 Esas - 2023/397 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 14/07/2025
Karar Metni
1.362 kelime·7 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde. Müvekkili aleyhine 20.09.2021 düzenleme tarihli, 20.02.2022 ödeme günü olan, 160.000,00- TL bedelli senet hakkında İstanbul ... İcra Dairesinin ... E sayılı dosya ile 22.02.2022 tarihinde icra takibi başlatıldığını, akabinde 23.02.2022 tarihinde İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/ 66 D.
İş nolu, 2022/ 64 Karar nolu kararı ile ihtiyati haciz konulduğunu, 04.03.2022 tarihinde ihtiyati haciz kararının kaldırılmasının talep edilmiş olduğunu, kaldırılma talebinde ihtiyati haciz kararının müvekkili bizzat dinlenilmeden verilmiş bir karar olduğunun belirtildiğini, ayrıca her ne kadar alacaklı borcun vadesinin geçmiş ve hala ödenmemiş olmasından ötürü ihtiyati haciz talep etmiş ise de müvekkilinin, söz konusu alacağı ödemek için alacaklı ile birçok kez konuştuğunu, ancak davalı tarafın alacağı kabul etmekten kasıtlı olarak imtina ettiğini, özellikle ödeme gününden bir gün önce,
19.02.2022 tarihinde ödeme yapmak maksadı ile davalı taraf ile iletişime geçtiğini, whatsApp aracılığıyla yapılan bu konuşmaların çevirisinin ekte sunulduğunu, müvekkilinin 19.02.2022 itibari ile davalı tarafa ödeme teklif ettiği vade öncesi, vade günü ve vade sonrası birkaç gün içerisinde davalı tarafça mesajlarına, aramalarına, ihtarnamesine cevap verilmediği gibi;
aleyhine 22.02.2022 tarihinde icra takibi başlatıldığını ve hemen ertesi gün mahkeme kanalı ile ihtiyati haciz kararı alındığını öğrendiğini, aynı günlere tekabül eden süreçte müvekkilinin defalarca kez ödeme yapmayı teklif ettiğini, müvekkili defalarca kez ödeme yapmak istediğini beyan etmesine rağmen davalı taraf sürekli olarak sorun çıkarttığını, müvekkilin aramalarına karşılık vermediğini, müvekkili oyalayarak ödemeyi kabul etmekten kasten imtina ettiğini, bu koşullar altında talep edilmiş olan ihtiyati haciz talebi kötü niyet barındırdığını, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinden ihtiyati haczin kaldırılması talep edildiğini,
haksız ihtiyati hacizlerden dolayı tazmin edilecek zararın kapsamı hususunda İİK m. 259/1’de bir sınır getirilmemiş, haczin haksız olması halinde alacaklının, borçlunun ve üçüncü kişinin bundan doğacak bütün zararlardan sorumlu olduğu belirtildiğini, illiyet bağının bulunması halinde tazmin edilecek bu zararın kapsamına dolaylı zararların da gireceği kabul edildiğini, zira hükümde açıkça aksi belirtilmediğini, Yargıtay da doğrudan zarar dolaylı zarar ayrımı yapmamakta, ayrıca sadece fiili zararların değil yoksun olunan kar tipindeki zararların dahi istenebileceğini kabul ettiğini,
davalı tarafın kötü niyetli davranışından ötürü müvekkil 32.840,00- TL fazla ödemede bulunmak mecburiyetinde kaldığını belirterek haksız ihtiyati haciz kararı sebebi ile 32.840,00-TL tutarında maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde.
Borcun varlığını kabul eden davacının haczin haksız olduğundan bahisle tazminat talep etmesi hukuki mesnetten yoksun olduğunu, senedin vadesinde ödenmemesi üzerine iik 257.maddesine istinaden usulune uygun şekilde alınan ihtiyati haciz kararının işleme konulduğunu, hiçbir ihtirazi kayıt belirtmeksizin icra dosya borcunu kapatan davacının haczin haksız olduğundan bahisle tazminat talep etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, asıl alacak dışında takibe konu edilmiş fazladan bir tutarda bulunmadığını belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "... yapılan değerlendirmede bono kambiyo senedi olduğundan bu senede dayalı borç aranacak borç niteliğinde olduğundan borçlunun adresinin bulunduğu yer ödeme yeridir.
Davacı tarafça bononun vade tarihinden önce ibraz edilmesi kaydıyla ödeme yapılması davalı tarafa bildirildiği halde davalı tarafça borçlunun adresinde bono ibraz edilmeden ihtiyati haciz kararı alınarak takibe geçildiği anlaşılmakla davacının bono bedelinden 32.840 TL fazla ödemesine davalı sebep olduğundan davanın kabulü ile 32.840 TL bedelin 24/03/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
DAVANIN KABULÜ ile 32.840 TL bedelin 24/03/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde.
Üçüncü kişiyle yapılan whatsapp yazışmaları delil olarak kabul edilemeyeceğini, Whatsapp konuşmalarının müvekkiliyle değil farklı bir 3.kişiye yapıldığının aşikar olduğunu, kanunlarda belirlenen şekilde yapılması gereken bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması ve üçüncü kişiye bildirim yapılmış olmasının hukuka aykırı olduğunu, nitekim Whatsapp konuşmalarının gerçekliği dahi sorgulanırken üçüncü kişiye kişiyle yapılmış bir yazışmanın delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını,
senette yazılı bulunan 160.000,00 TL asıl alacak üzerinde davacı borçlu aleyhine takip başlatılmış olup davacının fazladan yatırdığını iddia ettiği 192.840,00 TL faiz ve harç, vekalet ücretine ilişkin tamamen yasal masraf ve giderler olduğunu, bu sebeple takibe konu edilmiş fazladan bir tutarın da bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava. Haksız haciz iddiasına dayalı maddi tazminat talebine ilişkindir. Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler gereğince.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı). Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur.
Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı). Türk Borçlar Kanunu'nun 106. maddesinde.
"Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklının, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olacağını", 107. maddesinde ise.
"Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlunun, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabileceğini, tevdi yerini, ifa yerindeki hâkimin belirleyeceğini" hüküm altına alınmıştır. TBK'nın 89. maddesine göre, para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Somut olayda.
Bonoya dayalı alacağın tahsili için icra takibi ve ihtiyati haciz işlemi yapıldığı, davacının TBK'nın 89 ve 107 maddeleri gereğince tevdi mahalli tayin ettirmediği, ödeme için whatsapp mesajı gönderdiği, davalının fazladan tahsilat yaptığının ispat edilemediği, bu haliyle haksız bir icra takibi veya ihtiyati haczin söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetli olmayıp davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
14/07/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/4088, K. 2025/2854, 14 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama