KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Ocak 2026
- Dosya no
- 2025/263
- Karar no
- 2026/328
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 15/12/2023
- Numarası
- 2023/98 Esas - 2023/1063 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 28/01/2026
Karar Metni
858 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde. Davalılardan ...
A.Ş. tarafından “...” ve “...” ismi ile yayınlanan gazete internet sitesinde ve basılı suretinde, 16.01.2022 tarihinde davalılardan ... isimli yazar tarafından yapılan asılsız, yalan, karalamaya yönelik ve kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliği taşıdığı iddia edilen haberler sebebi ile oluşan manevi zararların giderimi için 10.000,00-TL (Onbin TürkLirası) manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek, yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak vekil eden ....
A.Ş'ye ödenmesini talep etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde. Davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince. "Davanın davalı ... yönünden HMK 114/1-d ve 115 maddeleri gereği pasif husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine, davanın diğer davalılar yönünden esastan reddine," karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde.
Haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olmadığını, haksız rekabet oluşturduğunu, tazminat koşullarının bulunduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.
Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.
Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Somut olaya gelince.
"Hak Hukuk Adalet' Dediler: ...
A.Ş.'yi Talan Ettiler" başlıklı haberin adliyeye intikal etmiş bir vakıa haberi olduğu, müşteki beyanlarına iddia kapsamında yer verildiği anlaşılmıştır.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, halkın, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olma hakkının olduğu, basının da bu doğrultuda olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve sorumluluğu olduğu, haberinde bu ilke kapsamında yapıldığı,
güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı, o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu tutulmayacağı anlaşılmakla istinaf talebi yerinde görülmemiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı,
kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/263, K. 2026/328, 28 Ocak 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama