KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2024
- Dosya no
- 2023/2084
- Karar no
- 2024/1330
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 31/12/2019
- Numarası
- 2016/673 (E) - 2019/1294 (K
- Davanın konusu
- Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Metni
1.412 kelime·7 dk okuma
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı ... için 4.000 TL, davacı ... için 4.000 TL, davacı ... için 4.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı ... için 5.000 TL, davacı... için 2.000 TL, davacı ... için 2.000 TL manevi tazminatın olayın meydana geldiği 18/8/2015 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ...Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek adları geçen davacılara verilmesine,
fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin mirasbırakanın resmi eşi ile birlikte, nikahsız evliliğe hukuki sonuç bağlamak suretiyle, gayri resmi eşi içinde tazminata hükmetmesinin Devrim Yasalarına, Anayasaya ve Türk Medeni Kanunu'nun hükümlerine aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemesi koşuluyla, nikahlı eş ile nikahsız eş için aynı miktarda tazminata hükmedilmedilerek nikahsız eşin konumunun nikahlı eş ile aynı dereceye taşınmasının kabul edilemeyeceğini;
hükmedilen maddi tazminatın davalının sosyal ve mali durumuna göre pek aşırı olduğunu, mahkemenin harç, masraf ve avukatlık ücretine yönelik kararlarının dahi hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince manevi tazminata ilişkin hüküm kurulurken, davalı ...'un Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 7/10/2015 tarihli raporunda göre %100 oranında asli kusurlu, ölen ...'in ise %100 tam kusurlu olduğunun göz önünde bulundurulmadığını;
toplam 7 çocuğu olan ölenin, olayın meydana geldiği 18/5/2015 günü itibarıyla çocuklarının reşit olmadıkları gibi en küçüğü 7 aylık olan çocuklarının yaşları dikkate alındığında, babalarının yokluğunu duygusal, sosyal, ekonomik yönden yaşam boyu hissedeceklerini, ölenin olay tarihinde 38 yaşında olmasının da manevi tazminatı belirleyen olgular arasında bulunduğunu; manevi tazminatın miktarı belirlenirken, ekonomideki olumsuz gelişmeler ve paranın satın alma gücünün düşmesinin gözetilmesi gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
İlk derece mahkemesinin 25/9/2023 gün ve 2016/673 (E) - 2019/1294 (K) sayılı ek kararıyla muhtıranın tebliğ edilmesine karşın istinaf kanun yolu başvuru ve karar harçları ile gider avansını yatırmayan davacılar vekilinin istinaf talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiş; davacılar vekilinin kendisine 1/10/2023 günü tebliğ edilen istinaf talebinden vazgeçmiş sayılmasına ilişkin ilk derece mahkemesinin 25/9/2023 gün ve 2016/673 (E) - 2019/1294 (K) sayılı ek kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmaması nedeniyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusu inceleme dışında bırakılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:Davaya konu trafik kazası nedeniyle kolluk tarafından düzenlenen Ölümlü/Yaralanmalı Trafik Kazası Tespit Tutanağında, otomobilin arka koltuğunda iken yolculuk yapan ve kazada ölen ...'in emniyet kemerinin takılı olmadığı, davalı sürücü ...'un %0,32 promil alkollü olduğu belirtilmiş.
ATK Morg İhtisas Dairesinin 31/8/2015 gün ve 3071 sayılı raporunda, Morg İhtisas Dairesi Laboratuvarlar Şubesi Acil Toksikoloji Bölümü Laboratuvarı tarafından düzenlenen 21/8/2015 gün ve 547 sayılı rapora göre, maktûl ...'in kanında 10 mg/dl etanol, göz sıvısında ise 22 mg/dl etanol bulunduğu bildirilmiş;
davaya konu olay nedeniyle İstanbul 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinde açılan 2015/299 (E) sayılı davada ATK İstanbul Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 7/10/2015 gün ve 9385 sayılı raporda, yönetimindeki otomobil ile olay mahallinde sol şeridi takiben seyri sırasında sağ şeride geçmek üzere geriden gelen trafiği kontrol etmeden kontrolsüzce sağa manevra yapan, sağ şeridi takiben seyreden otomobilin sol ön yan kısımlarına çarpması ile neden olduğu kazada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan ...'un asli kusurlu olduğu,
adı geçen sürücünün yönetimindeki araçta yolcu olarak bulunan ve kendi güvenlikleri için emniyet kemeri takmaları gerekirken, bu hususa uymayan kişilerin kendi ölüm ve yaralanmalarında alt düzeyde tali kusurlu oldukları belirtilmiş; davalı sürücü ... kollukta alınan anlatımda 17/8/2015 günü akşam saatlerinde ...,..., ... ve ... ile buluşarak ...'de bir lokantada yemek yedikten sonra Zeytinburnu'na gitmek üzere 18/8/2015 günü saat 00.30 sularında Adnan Menderes Bulvarında seyir halinde iken davaya konu kazanın meydana geldiğini beyan etmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56'ncı maddesinin 1'inci fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Aynı maddenin 2'nci fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir; zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır. Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi kaygı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz.
Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmak; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmek; bir avunma, bir ruhsal tatmin aracı olmaktan ibarettir. Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır.
Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları gözönünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4'üncü maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır.
Eldeki davaya konu trafik kazasında yukarıda açıklandığı gibi, kazada ölen ve otomobille seyri sırasında emniyet kemeri takmayan ve alkollü olan ...'in, alkollü olduğunu bildiği davalı sürücü ...'un yönetimindeki otomobile binmesinin müterafik kusur olarak kabul edilmesi gerekmiştir.
Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacılar ile davalı ...'un dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, ölen ...'in müterafik kusurunun bulunmasına ve olayın meydana geldiği tarihe göre davacılar lehine hükmolunan manevi tazminat miktarında isabetsizlik bulunmadığı; kabul edilen manevi tazminatların toplamına göre hesaplanarak davalılar ... ve ...
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine hükmolunan karar ve ilam harcının doğru belirlendiği; davalılar aleyhine hükmolunan yargılama giderinin doğru hesaplandığı sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, manevi tazminat talepleri ayrı ayrı kısmen kabul edilen her bir davacı lehine, kabulüne karar verilen manevi tazminatların miktarına göre, ilk derece mahkemesinin hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10'uncu maddesine uygun olarak, davacı sayısınca ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmolunması gerekirken, davalılar lehine sonuç ortaya çıkaracak biçimde tek vekâlet ücretine hükmolunması, usulü kazanılmış hak dikkate alınarak kararın kaldırılması nedeni yapılmamış, davalı ... vekilinin dilekçesinde ileri sürdüğü vekâlet ücretine ilişkin istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2023/2084, K. 2024/1330, 8 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama