KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 8 Mayıs 2024
- Dosya no
- 2021/785
- Karar no
- 2024/696
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 01/10/2020
- Numarası
- 2016/708 Esas - 2020/425 Karar
- Dava
- Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet SözleşmesindenKaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 08/05/2024
Karar Metni
1.867 kelime·9 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Davacı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu dava dilekçesinde.
Davalı ile müvekkilinin ....Şti'nin müştereken imza yetkilileri bulunan ortakları olduğunu, şirketin müvekkili ile davalının birlikte imzaları ile temsil ve ilazam olunduğunu, taraflarca şirketin tasfiyesi yönünde mutabakat sağlandığını, şirket borçlarının ödenmesi için şirket demirbaşları ve makinelerinin satışı yapıldığını, şirket makinelerinin ....A.Ş'ne satıldığını, satış bedelinin muhtelif vadeli çeklerle tahsil edildiğini, şirket demirbaşlarının satışından alınan çeklerden ...Şti'nin adına düzenlenen 28/02/2016 tarihli 40.000,00 TL bedelli, 30/03/2016 tarihli 25.000,00 TL bedelli çeklerin davalı tarafından alındığını,
yasal olmayan şekilde tek imza ile ciro edilerek tahsil edildiğini ya da üçüncü şahıslara ciro edildiğini, çeklerin cirosunda müvekkilinin imzasının olmadığını, davalı tarafından şirkete ait olan bu iki çekin yanında ... yayın ... isimli firmadan alınan 7.589,00 TL'lik çek, ....Şti'den alınan 2.700,00 TL'lik çek, ...Şti'den alınan 12/04/2016 tarih 7.857,00 TL bedelli çek ve ...Firmasından alınan 02/12/2015 tarihli 5.000,00 TL bedelli çeklerin de davalı tarafından alındığını, bedeli tahsil edilmiş olmasına rağmen şirket hesaplarına aktarılmadığını, davalıya İstanbul ...
Noterliğinin 06/04/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, şirkete ait olan ve davalının tahsil edip şirket hesabına aktarmadığı bu çek bedellerini 7 gün içinde şirket hesabına aktarılmasını ihtar edildiğini, davalının ihtarnameye karşın tahsil ettiği çek bedellerini şirket hesabına aktarmadığını, zimmetinde tuttuğunu, bu nedenle davalının zimmetinde bulunan 93.744,00 TL çek bedelinin davalıdan tahsili ile ...Şti hesaplarını aktarılmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Davacı ile müvekkilinin ...A.Ş'nin ortakları olduğunu, 15/09/2014 tarihinden beri müşterek imza ile yetkili olduğunu, kararın 15/09/2014 tarihinde oy birliğiyle alındığını, 23/09/2014 tarihinde Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, ..A.Ş'nin son yıllarda kötü yönetim sonucu zarar etmeye başladığını, davacının 15/09/2014 tarihine kadar şirketi tek başına yönettiğini, müşterek imza ile temsil kararından sonra da bu durumunu devam ettirdiğini, müvekkilini alınan kararlara ve imzalara dahil etmediğini, şirket yönetiminde devre dışı bırakmaya çalıştığını,
davacı tarafın iddia ettiği gibi şirketin tasfiyesi konusunda herhangi bir mutabakatın olmadığını, müvekkilinin görüş ayrılıkları ve şirket yönetimine dahil edilmemesi sebebiyle tasfiyeye onay verdiğini, müvekkilinin 14/04/2016 tarihli Eyüp ...
Noterliğinin ... nolu cevabi ihtarda "tasfiye sürecinin bir an önce başlamasının kendisinin de istediğini, ancak öncelikle tespit ettiği bir çok hususta kendisine hesap vermesi gerektiğini" ilettiğini, davacının sorulan sorulara cevap vermediğini, davacının İstanbul ...
Noterliği kanalıyla çektiği ihtarla müvekkilinin bazı çekleri şirket adına aldığını, tek imza ile ciroladığını iddia ettiğini, bunların iadesini talep ettiğini, 30/01/2016 tarihli 20.000,00 TL bedelli çekin davacının bizzat kendisi tarafından tek imza ile cirolandığını, yine kendisi tarafından borcun doğum sebebinin de bilinmediğini, hurda işi ile uğraşan bir şahsa verildiğini, davacının gerek bankalarla gerek ticari ilişki içinde olunan şirketlerle tek başına işlemler yapmaya devam ettiğini, davacının müvekkilinin telefonlarını kötüniyetli olarak açmadığını,
aciliyeti olan bazı işlerde sorumluluk alarak tek imza ile işlemler yapmaya mecbur kaldığını, yapılan her bir işlemin şirket kayıtlarına işlendiğini, alınan ödemeler olması halinde şirket hesaplarına geçirildiğini, davacının çocuklarının şirkete bir gün dahi uğramamalarına rağmen sigortalı olarak gösterdiğini, davacının tek imzayla şirket hesabından yüklü miktarda para çektiğini, çeklerin usulüne aykırı tahsil edildiğini, tahsil edilen çekler borç ve borcun doğumu belli olmayan kişilere ödeme altında verildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, ".....Ltd.
Şti'nin ticari defter ve belgeleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde dosyaya sunulan 28/06/2019 tarihli rapor incelendiğinde 40.000,00 TL ve 25.000,00 TL bedelli çeklerin şirketin ticari defter ve kayıtlarında yer aldığı, şirket adına ... imzasıyla ciro edildiği ve ... tarafından tahsil edildiği ancak çek bedellerinin şirket kasasına girmediğinin tespit edildiği bildirilmiştir. TTK 553.
Maddesine göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.
Şirkete ait demirbaşların satışı neticesinde alınan çeklerin müşterek yetkili davalı tarafından kendisine ciro edilerek bedelini tahsil edildiği, çeklerin şirketin ticari defter ve kayıtlarında olduğu ancak çek bedellerinin tahsil edilmesine rağmen bedellerinin şirkete aktarılmaması nedeniyle TTK 553. Maddesi gereğince 65.000,00 TL'nin davalıdan alınarak şirkete verilmesine, davacının diğer talepleriyle ilgili açmış olduğu davasının HMK 123.
Maddesi gereğince açılmamış sayılmasına" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle. İlk derece mahkemesi tarafından verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesini, davacı ... tarafından açılan davada, esas olarak zarara uğradığı iddia edilen san. Ve tic. LTD. Şti.
Olmasına rağmen davayı ...'un açmasının herhangi bir hukuki yararı bulunmadığını, davacının telefonlara cevap vermediğini ve müvekkil ile iletişim kurmaya yanaşmadığını, şirketi zarara uğratma ihtimali bulunan bazı acil işlemleri tek imza ile yapmaya mecbur kaldığını, yapılan tüm işlemlerin şirket kayıtlarına işlendiğini, bu nedenle kötüniyetli olarak davacı ...’un, kendisinin tek imza ile yaparak şirket kayıtlarına geçirmediği işlemlerin üzerine örtmek amacıyla açılmış olan iş bu davanın reddi gerektiğin, kabulü usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca bankadan gelen yazıda ilgili çeklerin sadece müvekkil tarafından bankaya sunulduğunu,
tahsille ilgili herhangi bir bildirimde bulunulmadığını, netice olarak banka tarafından verilmiş olan cevaplar ile de herhangi bir şekilde ispatlanamadığını ve bilirkişi tarafından anlamından farklı ve hatalı yorumlandığını, müzekkere cevabına dayanarak hazırlanmış olan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, ancak söz konusu hükmün kaldırılmasını, usul ve yasaya aykırı mahkeme kararının öncelikle eksik inceleme nedeniyle bozulmasına ve mahkemeye iadesine, mahkeme kararının kaldırılması ile haksız ve mesnetsiz davanın reddine,
yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve karar verilmiştir.
GEREKÇE
Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğu davasıdır. mİlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; eldeki uyuşmazlıkta davacının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı, uyuşmazlık konusu iki adet çek nedeniyle ortak olunan şirketin zarara uğratılıp uğratılmadığı, davanın ispatlanmış olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçektende, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır.
Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir.
Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir. Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir.
Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır. Bilindiği gibi. Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.
Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir.
Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır.
Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556). Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır.
Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir. Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır.
Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir. Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden).
Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir.
Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların mal varlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır. Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir.
Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Somut olayda dava dışı ... Ltd.Şti.
Nin 3 ortaklı aile şirketi niteliğinde olduğu, davacı ve davalı dışında bir ortağının daha bulunduğu, şirketin temsilinin müdür olarak atanan davacı ve davalının müşterek imzaları ile gerçekleşeceğinin karar altına alındığı, şirketin tasfiye sürecine girdiği, davacı iddiaları ve davalı savunmaları ile şirketin satılan demirbaş ve diğer malzemeleri karşılığı alınan çeklerden bir kısmının davalı tarafından kullanıldığı, uyuşmazlık konusu olan ... bankası Antalya Şubesine ait 25.000 ve 40.000 TL bedelli iki adet çekinde bu şekilde demirbaş satışından kaynaklanan alacağa ilişkin olduğu,
bahis konusu çeklerin davalı tarafça şirket adına tek imza ile kendisine cirosunun yapıldığı, bankaya davalı tarafından ibraz edildiğine dair kaydın dosyaya gönderilmiş olduğu bu haliyle ibraz edildiği, sunulan dekontlar ile çekin ibraz gönü ödendiği, çek bedellerinin şirket hesaplarına aktarılmadığı hususunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda davalı yönetici ortağın şirket hesaplarına aktarması gereken çek bedellerini aktarmayarak şirket zararının oluştuğu, bu durumun davacının dolaylı zararını oluşturması nedeniyle davacının eldeki uyuşmazlıkta taraf sıfatı ve husumet ehliyetinin ve dava açmakta hukuki yararının bulunduğu, zararın ispatlanmış olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın kabulüne, zararın şirkete ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355.
Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/785, K. 2024/696, 8 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama