KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Haziran 2024
- Dosya no
- 2021/858
- Karar no
- 2024/805
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Esas no
- 2018/945
- Karar no
- 2020/811
- Dava tarihi
- 27/12/2018
- Karar tarihi
- 14/12/2020
- Dava
- İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
Karar Metni
1.920 kelime·10 dk okuma·2 bölüm
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin bilgi iletişim ve teknoloji alanında hizmet verdiğini, 2011-2012-2013-2014 yılına kadar davalı ile cari hesap şeklinde çalıştıklarını, davacının tüm edimlerini yerine getirmesine karşı davalının edimlerinden kaçındığını, cari hesabı oluşturan faturalara karşı 200.000,00 TL borç ödemediği için takip başlatıldığını, davalının İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından yaptıkları takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmesini ve asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; cari hesap dayanağı olan faturaların tebliği alınmadığını, faturalara konu hizmet almadığını, bu nedenle müvekkilinin borcu bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini ve %20'den az olmamak üzeri tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "...taraf iddia ve savunmaları, takip dosyası, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre, dava konusu incelenen tüm davacı ticari defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının bulunduğu ve HMK 222 md ve 6102 sayılı TTK 64/3 md gereğince ticari defterlerinin davacının lehine delil niteliği taşıdığı, tarafların 2009-2014 yılları arasında uzun süre cari hesap çalışmalarının olduğu, ödemelerin yapıldığı,
düzenlenen cari hesap bakiyesinden açık düzenlenen faturalara bağlı davacının davalı şirket ile cari hesap şeklinde çalıştığı, takip konusu toplam 236.000,00.-TL cari hesap borcunun kaldığı hususunun davacının ticari defterlerine elektronik ortamda işlendiği, davacının yasal resmi defterlerine açık faturalar olarak elektronik ortamda işlenmiş ve KDV ve Kurumlar Vergisi Beyannamelerine intikal etttirerek ödemelerini tarh ve tahahhuk ettirmiş olduğu dosya kapsamıyla sabittir.
Tüm bu delillerden ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere; davalının davacı adına düzenlemiş olduğu herhangi bir iade faturalarının bulunmadığı gibi faturalara davalı tarafından 8 gün içerisinde itiraz edilmediği, bu halde davalının TTK m. 21/2 uyarınca faturanın içeriğini kabul etmiş sayılacağı, faturaya itiraz edilmemesi halinde ispat yükünün itirazda bulunmamış olan tarafa ait olduğu husususları alınan dosyadaki delillerle uyumlu, bilimsel ve denetime açık olduğu anlaşılan bilirkişi raporuyla tespit edilmekle.
Takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 200.000,00.-TL asıl alacak+ %18KDV 36.000,000.-TL alacağın bulunduğu ve gerek icra dosyasında gerek mahkememiz dosyasında davalı tarafından bu alacağın ödendiğine ilişkin herhangi bir somut delil ve belgenin bulunmadığı ve bu hali ile davalı borçlunun takibe haksız olarak itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği kanaatine varıldığından, kaldı ki aksinin davalı tarafından ispatlanamadığı anlaşılmakla; ve bu haliyle hüküm kurmaya elverişli nitelikte bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü ile davalı tarafından İstanbul ...
İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile, takibin 200.000,00.-TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacak kamu bankalarının 1 yıllık işlemiş faiz mevduatına verdiği %10,5 oranında faiz yürütülmesine, asıl alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü sürede açılmadığını, faturanın tebliğ edildiğinin davacı tarafça ispatlanması gerektiğini, fatura tebliğ edilmediği için itiraz edilmesinin de mümkün olmadığını, faturanın içeriğine 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığı takdirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesi doğacağını yoksa faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapıldığının kabulü anlamına gelmeyeceğini,
uyuşmazlık halinde işin yapılmış olduğunun kanıtlanması gerektiğini fakat davacı tarafça hizmetin verildiğine dair hiçbir kanıt veya beyan öne sürülmediğini, takip konusunu oluşturan faturada belirtilen hizmet müvekkili şirket tarafından alınmadığı için müvekkilinin davacı tarafa hiçbir borcu bulunmadığını, bilirkişi tarafından yalnızca cari hesap incelemesi yapıldığını ancak hizmetin verilip verilmediği konusunda hiçbir inceleme yapılmadığını beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme. 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.
Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafından 236.000,00 TL (fatura ve cari hesap) alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, ödeme emrinin 30/06/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça 03/07/2015 tarihinde borca itiraz edildiği tespit edilmiştir.
Davalı vekilinin istinaf sebeplerinden ilki davanın süresinde açılmadığı yönündedir. Dava itirazın iptali istemine ilişkin olup, 2004 sayılı İİK'nın 67. maddesinde "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." hükmü yer almaktadır.
Davalı tarafa ödeme emri 30/06/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı tarafça takibe 03/07/2015 tarihinde itiraz edilmiş olup, dava ise 27/12/2018 tarihinde açılmıştır. İcra dosyası kapsamında ödeme emrine itiraz dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilmediği için davanın yasal süre içerisinde açıldığı tespit edildiğinden davalı vekilinin, bu yöndeki itirazı yerinde değildir.
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir.
Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.
Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.
İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.
Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır.
Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230).
Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır.
Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof.
Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür.
Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur.
Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.
Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması;
borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222.
(6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda sadece davacı tarafça dosyaya ibraz edilen kayıtların incelendiği, davalı kayıtlarında bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların ispat yükünün tespiti için öncelikle, dava konusu faturanın davalı tarafa tebliğ edilip edilmediği hususunun belirlenmesi gerekmektedir. Ancak faturanın tebliğ evrakı dosya kapsamında bulunmamaktadır.
Ayrıca mahkemece bilirkişi incelemesi yönünde kurulan ara kararda incelemenin yapılacağı gün, tarafların hangi yıllara ait ticari defterlerinin inceleneceği hususları ihtar edilmediğinden usulüne uygun bir ara karardan bahsedilemeyecektir.
Bu durumda mahkemece takibe konu faturanın tebliğ evrakının dosyaya ibrazının sağlanması, taraflara ait BA ve BA formlarının bağlı oldukları vergi dairesinden getirtilmesi, davalının defterlerinin incelenmesi hususunda usulüne uygun bilirkişi inceleme ara kararı oluşturularak rapor alınması ve yukarıda yer verilen emsal ilamlar uyarınca ispat yükünün hangi tarafta olduğu değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece eksiklikler ikmal edildikten sonra yeni bir heyetten rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, Dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere. 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/945 E. 2020/811 K. Sayılı 14/12/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Dosyanın,
Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,3-Davalı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, E. 2021/858, K. 2024/805, 5 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama