KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 13 Haziran 2024
- Dosya no
- 2021/862
- Karar no
- 2024/942
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 21/01/2021
- Numarası
- 2018/1115 Esas - 2021/57 Karar
- Dava
- Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 13/06/2024
Karar Metni
3.096 kelime·15 dk okuma·4 bölüm
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı ... Limited Şirketi vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalıların 10 yılı aşkın süredir Tekstil ürünleri üretimi, satımı ve pazarlanması faaliyetini yürüttüklerini, müvekkilinin Belçikalı bir şirket olarak,
davalı şirketlerin ürettiği tekstil ürünlerini Avrupa pazarında satılmasını sağladığını, bu amaçla uluslararası fuarlardan ürün alınması gibi üretim sürecine ilişkin destek de vererek davalılarla ticaretini sürdürdüğünü, bu süreçte davalıların ödemelerini süresinde yaparak güven oluşturduğunu, sonrasında ise ödemelerini yapmamaya başladığını, müvekkili ile davalı ... arasında imzalanan 01.09.2016 tarihli satış acenteliği sözleşmesi uyarınca, davalı ... müvekkilini “gömlek vb. tekstil ürünlerinin satışı için” yetkilendirdiğini, müvekkilinin, müşterilerin sipariş talepleri çerçevesinde davalı ...’ye sipariş talebinde bulunacağını,
kabul edilen siparişler çerçevesinde, davalı ...’nin satmış olduğu her üründen müvekkili ...’nun parça başına komisyon alacağını, müvekkilinin hak kazanacağı komisyon tutarının satış acenteliği sözleşmesi gereğince hesaplandığını, buna göre tespit edilen kârın yarısının müvekkiline yarısının ise davalı ...’ye ait olacağını, aynı tarihte “Satış Acenteliği Sözleşmesi EK-2”nin davalı ... ile davalı ... ve davacı arasında bağıtlandığını, sözleşmede, “...
Ocak 2016’dan Ağustos/2016’ya kadar olan dönem için ...ya ödemesi gereken komisyon ücretlerini ödememiştir. ... ve ..., ... ve ...’su, ...’nin bu borcu için garanti vermeyi kabul ve taahhüt ederler, sözleşmenin tarafları ...’nin borcunun 240.000 EURO olduğu konusunda mutabıktırlar... taraflar bu bedelin ... veya ...’nin Ocak/2017 ’den Aralık/2018’e olacak şekilde aylık 10.000,00 EURO olarak 24 ay boyunca ödeneceği konusunda mutabıktırlar” hükümleri olduğunu, tarafların davalı ...’nin 240.000,00 EURO borcu olduğu konusunda mutabık olduklarını, davalı ...’nin, diğer davalı ...’nin 240.000,00 EURO borcunu ödemeyi taahhüt ettiğini,
müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, satış Acenteliği Sözleşmesi Ek-2 gereğince, davalı ...’nin davalı ...’nin borcunu öncelikle müvekkili ile yapmış olduğu iş neticesinde elde edilen kârdan kendi payına düşen kısımdan düşerek ödeyeceğini, hesaplamanın her ay sonu elde edilen kârdan ne şekilde düşüleceğinin sözleşmede tanımlandığını, davalı ...’nin elde ettiği kârdan müvekkiline yapması gereken ödemeleri yapmadığını, davalıya avans olarak yapılan ödemeleri geri iade etmeyerek müvekkilini zarara uğrattığını, Satış Acenteliği Sözleşmesi Ek-2’ye göre müvekkilinin muaccel olan 230.000,00 EURO alacağı olduğunu,
müvekkilinin 15.000,00 EURO alacağının 10.10.2016 tarihinde yeni ofis kiralanmasına ilişkin akdedilen sözleşmeden kaynaklandığını, sözleşmede Ocak 2017’den Aralık 2017’ya kadar 12 ay boyunca 1.250,00 EURO olarak müvekkiline geri ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalı ... tarafından ödemenin yapılmadığını, müvekkilinin 31.019,17 EURO alacaklı olduğunu, Siplec isimli ortak müşterileri için davalı şirkete avans ödemesi yapıldığını, yanca yapılan diğer masraflar nedeniyle müvekkilinin alacaklı olduğunu, 25.000,00 EURO ilk avans ödemesinin 12.05.217 tarihinde, 3.900,00 EURO’nun 09.06.2017 tarihinde yapıldığını,
müvekkilinin ayrıca 2.119,17 EURO masraf yaptığını, müvekkilinin avans ödemesi yapmasının sebebinin, alınan siparişler için davalının nakde ihtiyaç duyması olduğunu, davalı ...’nin ödemeleri yapmadığını, müvekkilinin 9.000,00 EURO alacağı olduğunu, ... isimli ortak müşterileri için müvekkili tarafından davalı ...’ye avans ödemesi yapıldığını, 8.000,00 EURO’nun 23.05.2017 tarihinde yapıldığını, 1.000,00 EURO müvekkilince masraf yapıldığını, müvekkilinin 15.332,50 EURO alacaklı olduğunu, Şubat 2017 tarihinde Paris’te düzenlenen “Apparelsourcing 12 Paris Spring 2017” tekstil fuarına katılım için 21.744,73 EURO fuar ücreti ödendiğini,
müvekkilinin davalıya 21.744,73 EURO gönderdiğini, davalının fuar ücretinin ödemeyerek İHKİB’den 10.000,00 USD mali destek aldığını, anlaşma gereği, fuar için yapılan giderin yarısının ve elde edilen karın yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, fuar ücretinin yarısının 10.872,50 EURO, davalı yanca tahsil edilen 10.000,00 USD'nin yarısı olan 4,460,00 EURO davalının borcu olduğunu, müvekkilinin 2.103,97 EURO alacaklı olduğunu, yapılan satışlardan komisyon olarak müvekkili şirketin alması gereken kısımların faturalandırıldığını, davalının bu ödemeyi de yapmadığını,müvekkilinin 605,65 EURO alacaklı olduğunu,
bunun satılan tekstil ürünlerinde kullanılan etiketlerin bedeli olduğunu, faturalandırılarak davalıdan talep edildiğini, ödemelerin yapılmadığını, müvekkilinin 232,00 EURO alacaklı olduğunu, bunu müvekkili tarafından ödenen gümrük bedellerinden kaynaklandığını, Belçika’ da ödenmek zorunda kalınan gümrük bedellerinin faturalandırıldığını, ödemelerin yapılmadığını, izah edilen nedenlerle, müvekkilinin şimdilik davalılar ... ve ...’den 10.000,00 EURO tutarında alacaklı olduğunun tespitini ve ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsilini,
müvekkilinin Satış Acenteliği Sözleşmesi gereğince davalı ...’den şimdilik 10.000,00 EURO alacağının tespitini ve ticari faizi ile birlikte tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ...’nin davacıya olan borcunu müvekkili ...’nin ödeme durumu ile ilgili beyan edilen, 01.09.2016 tarihli Satış Acenteliği Sözleşmesi Ek-2 sözleşmesinin kefalet sözleşmesi niteliğinde olmakla birlikte, kefalet sözleşmesinde olması gereken yasal koşulları taşımadığından geçerli olmadığını, TBK 583 mad. “kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır” hükmü olduğunu, bahse konu sözleşme el yazısıyla yazılmadığından,
sözleşmedeki kefaletin geçersiz olduğunu, müvekkili kar elde edemediği halde, sözleşme Ek-2’ye istinaden ...’nin davacıya olan borcunun müvekkilinden istenmesinin haksız olduğunu, sözleşmeye göre müvekkilinin ancak kar elde ettiği takdirde bu ödemeleri yapacağını, ayrıca ödeme taksitleri 31.12.2018 tarihinde son bulduğundan, ödeme süresi sona ermeden dava açıldığını, müvekkilinin sözleşmede belirtilen müşterilerle çalışma yapmadığını, iddia edilen hiçbir dönemde kar elde etmediğini, müvekkilinin ticari defterleri incelendiğinde davacıya borcu olmadığının görüleceğini, sözleşmenin acente sözleşmesi olduğu belirtilmekle beraber,
taraflar arasında acentelik ilişkisi olmadığını, davacının müvekkilinden 73.293,29 EURO talep etmesinin haksız olduğunu, dayanak belgeleri kabul etmediklerini, Jöty taleplerin sözleşmeye dayandırılmasının mümkün olmadığını, sözleşmelerde buna ilişkin bir hüküm olmadığını, davaya mesnet gösterilen tüm sözleşmelerin yabancı dilde yapıldığını, sözleşmeler İstanbul’da yapılmış olduğundan Türkçe yapılması gerektiğini, davacının yabancı dilde hazırlanan dava konusu sözleşmelere ve eklerine dayanamayacağını, Türkçe tercümeleri kabul etmediklerini, yeniden yeminli tercüman aracılığı ile tercüme edilmesini talep ettiklerini, bu nedenlerle,
davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Davacının masraf olarak talep ettiği alacak kalemlerinden sadece 232,00 EURO'luk gümrük masrafı davacı alacağı olarak değerlendirilmesi gerektiğinden davacının, davalı ... firmasından 32.142,54 EURO alacaklı olduğu tarafların ticari defter ve belgelerinden tespit edildiğinden,davacının,davalı ... Ltd.Şti.
Aleyhine diğer alacak kalemleri için açtığı alacak davasının ıslah edilmiş haliyle kabulüne, 32.142,54 € alacağın 10.000,00€ 'suna dava tarihinden bakiye 22.142,540 €'suna ise ıslah tarihi olan 14/09/2020 tarihinden itibaren avans faizini geçmeyecek şekilde 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden 1 yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki T.C Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi gerektiği sonucuna varılarak davanın kabulüne" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... Ltd. Şti vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un 1. maddesi hükmü açık olup buna göre “Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dahilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmaya mecburdurlar.” Yukarıda bahsedilen 1. Madde hükmü ışığında, Türk uyruklu her şirket ve müessese Türkiye topraklarında her türlü işlem, hesap ve defterlerini Türkçe tutmak, bütün sözleşme ve yazışmalarını Türkçe yapmak zorunda olduğunu,
dava konusu sözleşmelerin İstanbul’da akdedilmiş olduklarından ve bu husus sözleşmede yazılı olduğundan Türkiye’de yapılmış bulunan ve Türkiye’de uygulanacak sözleşmeler olduklarından ve müvekkilim şirket bir Türk şirketi olduğundan 805 Sayılı Kanuna göre yabancı dilde yapılmış olan sözleşmenin Türkiye’de geçerli olmadığını, taraflar arasında Türkçe sözleşme yapılmadığını, taraflar arasında akdedilen ve işbu davaya mesnet yapılan sözleşmelerin yabancı dilde yani Fransızca dilinde olduğunu,
Yargıtayın birçok kararında ve cevap dilekçemize ekli Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2012/4088 Esas 2013/3972 Karar sayılı 04.03.2013 tarihli kararında yabancı dilde hazırlanan bu gibi sözleşmelerin Türkçe yapılması gerektiği belirtilmiş olmakla, bu nedenlerle davacı taraf yabancı dilde hazırlanmış dava konusu sözleşme ve eklerine dayanamayacağından sözleşmeler geçersiz olup, yerel mahkemenin kararında sözleşmenin yabancı dilde yapılmış olması nedeniyle geçersizliği hususunu hiç göz önünde bulundurmaması 805 sayılı kanunun emredici hükmü karşısında hatalı ve haksız olduğunu,
cevap dilekçelerimizde ve bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerimizde ısrarla ve defalarca sözleşmenin yabancı dilde yapılmış olması nedeniyle 805 sayılı yasaya aykırı olduğu ve geçersiz olduğu hususunu vurgulamamıza rağmen mahkeme gerekçeli kararında bunları hiç irdelemediğini ve yabancı dilde yapılan bu sözleşmeyi haksız ve kanunun amir hükmüne aykırı olarak geçerli kabul ettiğini, İlk derece mahkemesinin kararında, 01.09.2016 tarihli Satış Acenteliği Sözleşmesi Ek-2 sözleşmesinin hukuki niteliğinin garanti sözleşmesi olduğu sonucuna varılmasının da haksız olduğunu,
kararın gerekçesinde belirtilen ilk ana unsur asli - fer’i yükümlülük ayrımı olduğunu, bu hususun aynı zamanda kefalet ve garanti sözleşmesinin birbirinden ayrılmasındaki en önemli ölçüt olduğunu, mahkeme kararında bu ölçüt: “Garanti sözleşmesi ile garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi bulunmamaktadır.
Garanti alanın üçüncü kişilerle ilişkisi, üçüncü kişinin bir yükümlülük altında bulunması, garanti sözleşmesinin niteliğine tamamen yabancıdır.
Kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişki) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır.” şeklinde açıklandığını, oysaki söz konusu sözleşmede ...’nin böyle bir bağımsız borç altına girme iradesinin bulunmadığını, yine mahkeme kararının devamında “Ayrıca kişisel teminat içeren bir sözleşmede bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması da fer’ilik karinesini teşkil eder.” ifadesi kullanılmış olmasına rağmen temel borç ilişkisine atıfta bulunan teminat sözleşmesinin mahkemece kefalet olarak nitelendirilmemesinin haksız olduğunu,
söz konusu sözleşmede kullanılan ifadelere bakıldığında davalı ...'nin 2016 yılı ve daha önceki yıllarda ... ’ya ... tarafından ödenmesi gereken komisyon tutarları için teminat verildiğinin açıkça gözükmekte olduğunu, ... tarafından ödenmesi gereken komisyon tutarlarına teminat verildiğini, söz konusu teminatın hangi borç ilişkisinden kaynaklandığının açıkça daha önceki dönemlerdeki komisyon tutarları olarak belirtildiğini, tüm bunların mevcut borcun Fer’i olduğuna dair karine teşkil ettiğini, mahkeme kararında bu karinenin aksini öngören herhangi bir gerekçe belirtmediğini, aksine yukarıda da belirttiğimiz kararında.
“Ayrıca kişisel teminat içeren bir sözleşmede bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması da fer’ilik karinesini teşkil eder.” denmiş olmasına rağmen ve sözleşmede başka bir borç ilişkisine atıf yapıldığı açıkken, mahkemenin bu açık durumu göz ardı ederek bağımsız borç ilişkisinden bahsetmesi sözleşmenin metni ile çeliştiği gibi mahkeme kararı kendisiyle de çelişmekte olduğunu,
tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda davalı tarafından verilen söz konusu teminatın feri olduğu açıkken bunun bağımsız bir borç altına girme olarak değerlendirilmesi mahkemenin açıkça kendisiyle çeliştiğinin ve yanlış bir hukuki değerlendirme yaptığının göstergesi olduğunu, kararın gerekçesinin devamında ikinci kıstas olarak teminat verenin yükümlülüğünün kapsam ve niteliği sayılmıştır.
Bu husus: “Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir.” şeklinde açıklanmıştır.
Mevcut kıstas gereğince sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için asıl borçlunun borcunu aşabilecek şekilde bir garanti mevcut olması gerektiğini, yapılan sözleşmede ise kefil olunan miktarın 240.000 Euro olarak net bir şekilde belirtilmiş ve sınırlandırılmıştır.
Asıl borçlunun borcu olan 240.000 Euro’yu aşabilecek bir kefalet durumunun ne sözleşmede ne de tarafların iradelerinde bulunmadığını, bu sebeple de mahkeme kararında sözleşmenin garanti sözleşmesi şeklinde yorumlanması uygun olmadığını, aksine mevcut kıstas ele alındığında asıl borçlu gibi yükümlülük altına girildiği gözükmekte olduğundan, sözleşmenin bu kıstas gereğince de kefalet sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerektiğini, teminat verenin bir menfaati var ise ortada bir garanti sözleşmesi olduğu eğer böyle bir menfaati bulunmuyorsa bir kefalet sözleşmesi olduğu kabul edileceğinin ifade edileceğini,
bu kıstas kesin bir ayrıma imkan vermemekle beraber diğer kıstaslarla birlikte anlam ifade edeceğini söz konusu teminatın verilmesinde bir menfaatin bulunup bulunmadığı konusunda mahkeme, verilen teminatın sözleşmenin yenilenmesini sağladığını bu yüzden söz konusu sözleşmenin yapılmasında ...’nin menfaatinin bulunduğu sonucuna vardığını, ancak teminatın sözleşmenin yenilenmesi için verildiği sonucuna nereden varıldığı konusunda bir açıklama yapılmadığını, Öyle ki bu husus dava dilekçesinden anlaşılamadığı gibi dava dosyasında de bu hususa ilişkin bir delil olmadığını,
mahkemenin delillerle ilişkilendirmeden böyle bir kanıya varması hukuka aykırı olduğunu, bununla birlikte davacı taraf, dava dilekçesinde söz konusu firmalar ile uzun yıllar ticaret yapıldığını, taraflar arasında bir güven ilişkisi olduğunu belirttiğini, yani sözleşmenin yenilenmesi için böyle bir teminat verilmesine gerek olmadığını, yani mahkeme kararında;
sözleşmenin yenilenmesi amacıyla teminat verildiği belirtilerek “Bu durumda menfaat kıstası diğer kıstaslarla birlikte değerlendirildiğinde dava konusu sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunu göstermektedir.” denilmesine rağmen yukarıda da belirttiğimiz üzere, dosyada teminatın sözleşmenin yenilenmesi için verildiğini gösteren herhangi bir delil olmadığını, bu sebeple mahkemenin bu hususu ele alarak sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunu ifade etmesinin de isabetsiz olduğunu,
dava konusu sözleşmede davalının ... şirketinin ...’ya olan borcu için kefil olduğu yani kişiye yönelik teminat verdiği açık olduğu halde mahkemenin bu teminatın kişiye yönelik olmadığına karar vermesi sözleşmenin açık metnine aykırı ve hatalı olduğunu. sözleşmede açıkça belirtildiği üzere verilen teminatın kapsamı ...’nin elde edeceği karlar olarak belirtildiğini, buna karşın mahkeme kararında,
bilirkişi raporuna vurgu yapılarak sözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin ihlal edildiği belirtilmek suretiyle söz konusu borç için ...’nin tüm malvarlığı ile sorumlu olacağına hükmedilmesi ve verilen teminatın kapsamının genişletilmesinin haksız olduğunu, bu hususun neye dayandırıldığı ne bilirkişi raporunda ne de mahkemenin gerekçeli kararında gösterilmediğini, ayrıca mahkeme, teminat verilen borcun sadece kardan ödenmesinin hakkaniyete uygun olmayacağından bahisle söz konusu borçtan ...’nin sorumlu olacağını dile getirdiğini ki bunun da haksız olduğunu,
davacı şirketin TTK hükümlerine göre tacir olduğu konusunda herhangi bir tartışma olmadığını, bu sebeple basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü bulunmadığını, mahkemenin kararında atıf yaptığı sözleşme hükmünün hakkaniyete aykırı olduğundan bahisle dikkate alınmaması tacirin basiretli davranma yükümlülüğü bulunması ile çelişmekte olduğunu, kaldı ki değişen piyasa koşulları içinde ...’nin her daim kar edeceğinin bir garantisinin de olmadığını, yani verilen teminatın bu koşula bağlı olarak verilmesinde bir risk olduğunu,
basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü bulunan ...’nun bu durumun farkında olmadığı da haliyle ileri sürülemeyeceğini, bu sebeple sözleşme hükmünün hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle dikkate alınmaması hukuka aykırı olduğunu, dava konusu olan 01.09.2016 tarihli Satış Acenteliği Sözleşmesi Ek-2 sözleşmesinin kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğu kefalet sözleşmesinin gerektirdiği elle yazılma şekil şartına uyulmadığını, TBK 583'e göre ".
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." oysa dosyaya ibraz edilen kefalet sözleşmesi eli ile yazılı olmadığı gibi sözleşmenin tanzim tarihi ve kefaletin miktarı da el yazıyla yazılmadığını, dolayısıyla kanuni geçerilik şartlarına uyulmadığı için TBK 383.
Maddesine göre hükümsüz olduğunu, kaldı ki uygulama ve doktrinin bir sözleşmenin kefalet mi yoksa garanti sözleşmesi mi olduğu konusunda şüpheye düşülmesi halinde, garanti sözleşmesinin teminat veren kişi için sonuçlarının daha ağır olmasından dolayı kefalet sözleşmesi lehine yorum yapılması konusunda görüş birliği içinde olduğunu, mahkemenin bütün bunlara rağmen davanın kabulüne karar vermesinin haksız olduğunu, garanti sözleşmesinin teminat veren bakımından ağır sonuçlar doğurması sebebiyle bir sözleşmenin garanti sözleşmesi olduğunun kabul edilmesi için iradenin bu yönde olduğunun tam olarak anlaşılması gerektiğini,
sözleşmeyi meydana getiren taraf iradeleri incelendiğinde bir garanti sözleşmesinin varlığına işaret eden hiçbir emare olmadığı halde mahkemenin bu yönde yaptığı yorumun haksız hukuka aykırı olduğunu, Sözleşmenin yabancı dilde yapılması nedeniyle 805 sayılı yasanın amir hükümlerine göre geçersiz olması ve kefalet sözleşmesi niteliğinde olan sözleşmenin mahkemece haksız olarak garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi haksız olduğundan haksız mahkeme kararını tehiri icra talepli olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olup davalı ... Ltd. Şti vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı ile davalı ... Ltd. Şti arasında 01/09/2016 tarihinde satış acenteliği sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre davalı davacıyı gömlek vb tekstil ürünlerinin satışı için yetkilendirmiştir. Davacının müşterilerine satılan her parça ürün üzerinden komisyon alma hakkı vardır. Üretim ...'nin Batman'daki fabrikasında yapılır. Sözleşme uyarınca ... ve CEO su, ... ce CEO su; ...nin davacıya önceki yıllardan arta kalan ödemesi gereken borçlarını ödeme garantisi vermiştir.
Davacı ile davalı ... Ltd. Şti ve diğer davalı ... Tic. Ltd. Şti arasında akdedilen Satış Acenteliği Sözleşmesinde ise ...'nin Ocak 2016'dan Ağustos 2016'ya kadar olan dönem için ...'ya ödemesi gereken komisyon ücretlerini ödemediği, ... ve CEO'su, ...ve CEO'sunun ...'nin bu borcu için garanti vermeyi kabul ettiği, ... için bu garanti bedelinin, ... ve ... arasındaki ticari ilişki neticesinde doğacak olan karlar üzerinden uygulanacağı düzenlenmiştir.
Sözleşmenin imza tarihi olan 01/09/2016 tarihi itibariyle ...'nin borcunun 240.000 EURO olduğu ve bedelin ... veya ... tarafından Ocak 2017'den Aralık 2018'e kadar aylık 10.000 EURO olmak üzere 24 ay boyunca ödeneceği konusunda anlaşmışlardır. Davacı tarafça, davalının taraflar arasındaki garanti sözleşmesi gereğince diğer davalı ile birlikte müteselsil sorumlu olduğu iddiasıyla alacağın tahsili istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davalı taraf ise, söz konusu sözleşmenin kefalet sözleşmesi olduğunu savunmuştur. TBK'nın 18. Maddesinde borç tanıması, borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir.
TTK'nın 7. Maddesinde ise “Teselsül karinesi” başlıklı maddede “(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar.
Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.(2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur.” hükmünü haizdir.Sebebi gösterilmeyen borç tanıması sözleşmesi aynen bağışlama vaadi ve kefalette olduğu gibi sadece borcun varlığını kabul eden tarafın yani tanıma borçlusunun borç altına girdiği ve karşı tarafın ise yalnızca alacak hakkı elde ettiği tek taraflı borç doğuran bir sözleşmedir.
Tanıma alacaklısının herhangi bir borç altına girmesi söz konusu değildir. Gerçekten de borçlunun yanında alacaklı için de borç doğması durumunda borçlu için sözü edilen işlem,in hukuki sebebin karşı taraftan bir alacak hakkı elde etmek olacağı için ortaya sebebi açıklanmış, sebebe bağlı bir hukuki işlem çıkmış olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde; sözleşmede davalı ... Ltd. Şti 'nin davalı ...nin davacıya olan 240.000 EURO borcu için garanti vermeyi kabul ettiği belirtilmiş olmakla Davalı ... Ltd. Şti yönünden sözleşmenin borç tanıması niteliğinde olduğu, bu halde bahsi geçen sözleşme kapsamında davalı .... Ltd. Şti borçtan sorumludur.
İlk derece mahkemesince 240.000 Euro yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilinin taraflar arasındaki sözleşmenin yabancı dilde yapılmış olmasından dolayı geçerli olmadığına dair istinaf istemleri bakımından.
805 sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkındaki Kanun’un 1.maddesi gereğince Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseselerin her nevi işlem, sözleşme, yazışma, hesap ve defterlerinin Türkçe tutulması zorunluluğu bulunmaktadır. Aynı yasanın 4. maddesinde sözleşmelerin Türkçe düzenlenmesi konusundaki gerekliliğe uyulmamasının müeyyidesi yer almaktadır.
Somut olayda, davacı şirketin Türk tabiyetinde bulunmadığı uyuşmazlığın yabancılık unsuru içerdiği, anlaşılmıştır. 805 sayılı Kanunun 1. maddesine göre bu kanunun uygulanabilmesi için tarafların her ikisinin de Türk tabiyetinde bulunması gerekmekte olup, dava konusu olayda davacı şirket Türk tabiyetinde bulunmadığından, sözleşmenin dilinin yabancı dilde olması 805 sayılı Kanuna aykırılık teşkil etmez.
Davalı vekilinin buna ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle HMK 'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-(b)/1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/862, K. 2024/942, 13 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama