KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 16 Temmuz 2024
- Dosya no
- 2024/335
- Karar no
- 2024/846
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14.07.2021
- Numarası
- 2020/327 Esas, 2021/575 Karar
- Davanın konusu
- Alacak
Karar Metni
2.057 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı taraflar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul BAM 15.Hukuk Dairesi Heyeti olarak Dairemizin 15.11.2019 tarih, 2019/721 Esas - 2019/1379 Karar sayılı kararıyla, HMK'nın 353/1-b-2. Bendi gereğince karar kaldırılarak esas hakkında yeniden karar verilmiş olup, bu karara karşı taraf vekillerince yapılan temyiz başvuruları neticesinde Kapatılan Yargıtay 15.Hukuk Dairesi'nin 05.12.2019 tarih, 2022/1635 Esas - 2013/4100 Karar sayılı kararıyla Dairemiz kararının bozulması üzerine HMK'nın 373/3. Maddesi gereğince duruşma açılarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Asıl dava, bakiye iş bedeli alacağının tahsili; karşı dava ise eksik ve ayıplı işler bedelinin ödenmesi, fazla ödenen avansın iadesi ve davacı/karşı davalı yüklenici nam ve hesabına yapılan ödemelerin tahsili; birleşen dava ise, inşaat sahasından iş sahibinin el atmasının önlenmesi talebine ilişkindir.
Dairemizce 2021/2782 Esas 2021/2476 Karar sayılı 28.12.2021 tarihli karar ile "...Taraflar arasında imzalanan 10/07/2009 tarihli sözleşme ile davacı yüklenici şirket davalıya ait taşınmazı üzerinde nakit bedel karşılığında konut yapım işini üstlenmiştir.
Davacı yüklenici asıl davada, sözleşmeye konu işi %95-98 oranında tamamladığını iddia ederek bakiye bedel talebinde bulunmuş, birleşen davada ise, davalı iş sahibinin işin yürütülmesine engel olduğunu belirterek müdahalesinin men'ini istemiş; davalı iş sahipleri ise cevabında, işin eksik ve ayıplı ifa edildiğini fazla ödeme yaptıklarını savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiş, karşı davada ise, eksik ve ayıplı işler bedeli ile fazla ödemelerinin ve yüklenici nam ve hesabına 3.kişilere yapılan ödemelerin tahsilini istemiştir.
Mahkemece hükmene uyulan Dairemiz'in kaldırma kararına uygun olarak alınan bilirkişi ek raporunda belirtilen yol ve yönteme göre yapılan hesaplar esas alınarak istinafa konu karar ile asıl ve birleşen davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Dava dayanağı sözleşmesinin davalı iş sahiplerince tek taraflı olarak feshedilmiş olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Kural olarak nakit bedel karşılığı düzenlenen eser sözleşmelerinin feshi geriye etkili sonuç doğuracak şeklide sona erse de somut olayda davalı iş sahibi sözleşmeyi ileriye dönük feshettiklerini ileri sürmüş, davacı yüklenici ise buna karşı çıkmadığı gibi, asıl ve birleşen davadaki talepleriyle ifaya yönelik istemde bulunmuş olmakla sözleşmenin taraf iradelerinin birleşmesiyle ileriye etkili feshedilmiş olduğunun kabulü gerekir.
Bu durumda, tarafların sözleşmenin ifasına yönelik talepte bulunmalarında yasal bir engel yoktur. O halde, sözleşme feshedilmiş olsa da, fesih ileriye dönük olduğundan davacı yüklenici bakiye bedel, men'i müdahale talebinde bulunabileceği gibi, davalı iş sahibi de, fazla ödemesinin iadesini, teminat mektubunun irat kaydedilmesini, davalı adına 3. kişilere yapılan ödemelerin tahsilini isteyebilir.
Tarafların asıl, birleşen ve karşı davalardaki taleplerinin niteliklerine bakıldığında, kusur incelemesini gerektiren tazminat talepleri olmadığı anlaşılmakla, bu kalem istemler yönünden sözleşmenin haklı mı, haksız mı feshedilmiş olduğunun bir önemi bulunmamaktadır.
Ayrıca taraflar arasındaki işin geçici ve kesin kabul işlemleri yapılmadığı gibi kesin hesap yapılarak kesin hakedişe de bağlanmadığı, hesap kesim işlemi ile tasfiye edilmeden eksik ve ayıplı olarak teslim edildiği dosya kapsamı ile sabittir. Sözleşmenin taraflarca tasfiyesi yapılarak sonlandırılamaması halinde taleplerin niteliği de gözetilerek tasfiyenin (kesin hesabın) mahkemece yapılması gerekir.
Bu aşamada, taraflardan biri tarafından yapılan kesin hesabın diğer tarafça kabul edilmesi halinde tasfiyenin buna göre yapılması gerekir. Somut olayda, davalı tarafça hazırlanıp hesaplanan (30 nolu hakediş) 136.500.281,78 TL bedelli kesin hesap işlemi davalı tarafça kabul edilmemiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre; asıl davaya yönelik yapılan istinaf taleplerin incelenmesinde; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu ek raporunda davacının talep edebileceği hakediş bedeli iki alternatif şeklinde hesaplanmış, tüm talep kalemleri yönünden aralarındaki fark, 1.seçenekte davacının talep edebileceği kesin hesap alacağı tutarı 136.752.846,78 TL olarak belirlenmiş, 2.seçenekte ise, davalının tek taraflı olarak düzenlediği davacı tarafça kabul edilmeyen 30 nolu hakedişteki 137.500.281,72 TL miktar esas alınarak hesaplama yapılmıştır.
2.seçenekte hesaplamaya esas alınan 30 nolu hakediş bedeli davacı tarafça kabul edilmediğine göre bu tutarın esas alınması doğru değildir. Ayrıca, talebe konu 5.052.741,85 TL tutarlı teminat mektubu bedelinin davacı tarafça nakde çevrilmiş olduğu dosya içeriği ile sabit olup, iade şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine gelince; her iki hesaplama şekilde de anılan teminat mektubu bedeli davacı alacağına eklenmiştir.
Oysa sözleşmenin mali sonuçlarla ilgili olarak düzenlenen 14.3.1 bendinde bir önceki maddeye atıf yapılarak sözleşmenin önceki maddedeki sebeplerden biri nedeniyle feshedilmiş olması halinde teminat mektubunun irat kaydedileceği belirtilmiştir.
Bir önceki maddenin (14.3) 4.paragrafında ise sözleşmenin hükümlerine uyulmaması da fesih sebebi olarak sayılmış, davalı iş sahibi de işin eksik ve ayıplı ifa edildiğini ileri sürerek ( %95-98 imalat yapıldığı ihtilafsız) sözleşmeyi feshettiğine göre teminat mektubu bedelinin irat kaydedilmesinde de sözleşmeye aykırılık yoktur.
Yine, her ne kadar davacı-karşı davalı yüklenici sahada kendisine ait olan bazı malzemelerin davalı tarafından iade edilmediğini ileri sürerek bilirkişilerin bu yönde herhangi bir değerlendirme yapmadıklarını iddia etmiş ise de, bu talebini ilk kez istinaf aşamasında ileri sürdüğü, dava dilekçesinde ve cevaba cevabında bu yönde herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşılmakla bu taleple ilgili Dairemizce herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Bu durumda, aslı davada, taraflarca ayrıca ve açıkça istinaf itirazına konu edilmeyen davacının 136.752.846,78 TL tutarındaki kesin hesap alacağından davalı tarafından yapılan152.580.476,58 TL miktarındaki ödemeler mahsup edildiğinde davacının talep edebileceği bir bedel bulunmadığından mahkemece asıl davaya yönelik verilen kararın gerekçe yönünden ortadan kaldırılarak yukarıda belirtilen sebepler nedeniyle davanın reddine dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
Karşı davaya yönelik yapılan istinaf itirazların incelemesinde ise; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda eksik ve ayıplı işler bedeli, nefaset tutarı, alt taşeronlara ve diğer 3.kişilere yapılan ödemeler usulünce belirlenmiş ve mahkemece de bu hesaplamalara itibar edilerek bu talep kalemler yönünden tahsil kararı verilmiş olmasında da bir yanlışlık yoktur.
Ancak, davacı yüklenici tarafından davalı-karşı davacı iş sahibine işin garantisi olarak verilen 5.152.741,85 TL tutarlı teminat mektubu bedeline hükmedilmiş ise de, yukarıda da belirtildiği üzere bahsi geçen teminat mektubunun davalı-karşı davacı iş sahibince nakde çevrilmiş olduğunun anlaşılmasına göre uhdesinde bulunan tutar bakımından tahsilde tekerrür oluşturacak şekilde yeniden karşı davacı lehine tahsil kararı verilmiş olması hatalı olmuştur.
O halde, karşı davaya yönelik verilen karar belirtilen nedenle ortadan kaldırılarak mahkemece karşı davada hükmedilen tutardan (10.774.888,22 TL) teminat mektubu bedeli düşülerek kalan 5.772.146,37 TL üzerinden kısmen kabul kararı verilmesi yönünde yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
Davacı-karşı davalı yüklenici tarafından açılan birleşen davaya yönelik yapılan istinaf itirazlarının incelemesinde; davacı yüklenici, davalı iş sahibinin işin yürütülmesine engel olduğunu iddia ederek men'i müdahale talebinde bulunmuş, mahkemece olayın cereyan ediş tarzı ve sonuç olarak davacının bu talep yönünden hukuki yararı bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davaya konu sözleşme tarafların iradelerinin fesihte birleşmesi nedeniyle ileriye etkili sonuç doğuracak şekilde sonlandırılmıştır. Bu durumda, sözleşme feshedildiğine göre tasfiye yapılacak olup ortada olmayan bir sözleşmenin ifası talebinde bulunulamaz. Bu nedenle mahkeme kararı gerekçe yönünden ortadan kaldırılarak belirtilen sebep nedeni ile davanın reddine dair yeniden esas hakkında hüküm kurulaması gerekmiştir.
Ayrıca, her iki tarafça yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik yapılan istinaf itirazları kararın kaldırılması sonrasında kurulacak yeni hükümde yeniden değerlendirilip hesaplandığından, bu talepleri yönünden istinaf incelemesi yapılmamıştır." gerekçesiyle karar verilmiş olup, karara karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulmasın üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/1635 Esas 2023/4100 Karar sayılı 05.12.2023 tarihli bozma kararı ile "...
Bölge Adliye Mahkemesi kararında da yazılı olduğu gibi, mahkemece alınan bilirkişi raporunda hesaplama yapılırken teminat mektubu bedeli yüklenici alacağına eklenmiştir. Yükleniciye yapılan ödeme tutarından, teminat mektubu bedeli eklenerek bulunan yüklenici alacağı mahsup edilerek yükleniciye 10.774.888,22 TL fazla ödeme yapıldığı belirlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararında (4. sayfanın 4. paragrafında) iş sahiplerince teminat mektubu bedelinin irat kaydedilmesinin sözleşmeye aykırı olmadığı belirtildikten sonra, aynı sayfanın son paragrafında, ilk derece mahkemesince 5.052.741,85 TL teminat mektubu bedeli yönünden tahsilde tekerrür oluşturacak şekilde yeniden tahsil kararı verilmesinin hatalı olduğu yazılmıştır.
Bilirkişi raporundaki hesaplama yöntemi dikkate alındığında, iş sahiplerince teminat mektubunun nakde çevrilmesinin sözleşmeye uygun olduğu kabul edildiği takdirde iş sahiplerince yükleniciye yapılan fazla ödeme tutarının 15.827.630,07 TL olarak kabul edilmesi gerekir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi kendi içinde çelişkili olup, karşı dava bakımından hüküm kısmı ile gerekçe arasında da çelişki yaratılmıştır.
Bu nedenle mahkemece yasal gerekçeyi taşıyan hüküm kurulduğundan söz edilemez. Yapılması gereken iş, kararın gerekçesi içindeki çelişkiyi ortadan kaldırmak, iş sahiplerine sunulan 24.12.2014 tarihli kesin hesapta yüklenici alacağının 15.080.194,64 TL olarak belirlendiği de dikkate alınarak çelişkisi giderilmiş gerekçeye uygun biçimde yeniden hüküm kurmaktır.
Bu nedenle işin esası incelenmeksizin salt bu usuli eksikliğe dayalı olarak hükmün bozulması gerekmiştir. " gerekçesi ile işin esası incelenmeksizin davalı karşı davacı yararına bozulduğu anlaşılmış olup, Dairemizce Yargıtay bozma ilamına uyularak, duruşmalı yapılan inceleme sonucunda,j karşı dava yönünden; mahkemece alınan bilirkişi raporunda hesaplama yapılırken teminat mektubu bedeli yüklenici alacağına eklendiğinden, bilirkişi raporundaki hesaplama yöntemi dikkate alındığında, iş sahiplerince teminat mektubunun nakde çevrilmesinin sözleşmeye uygun olduğu kabul edilerek,
iş sahiplerince yükleniciye yapılan fazla ödeme tutarının 15.827.630,07 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, iş sahiplerine sunulan 24.12.2014 tarihli kesin hesapta yüklenici alacağının 15.080.194,64 TL olarak belirlendiği de dikkate alınarak, karşı davanın bu miktar üzerinden, taleple bağlılık ilkesi gereğince kabulüne dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, her iki tarafın istinaf taleplerinin kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince asıl, karşı ve birleşen davaya yönelik olarak ortadan kaldırılarak, yukarıda belirtilen gerekçeler nedeniyle asıl ve birleşen davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair karar verilmek üzere yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/1635 Esas 2023/4100 Karar sayılı 05.12.2023 tarihli kararı ile işin esası incelenmeksizin usuli eksikliğe dayalı olarak Dairemiz kararı davalı karşı davacı yararın bozulmuş, bozma nedenine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazları incelenmediği belirtilmiş olup, buna göre Dairemizce hüküm yazılırken asıl ve birleşen dava yönünden bir önceki hüküm aynen korunmuş, bozma gerekçesine göre karşı dava yönünden yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, E. 2024/335, K. 2024/846, 16 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama