KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 18 Mart 2024
- Esas no
- 2023/77
- Karar no
- 2024/365
- İncelenen kararın mahkemesi
- KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 19/10/2022
- Numarası
- 2021/550 Esas 2022/681 Karar
- Dava
- Tapu İptali Ve Tescil
- Karar yazım tarihi
- 18/03/2024
Karar Metni
1.693 kelime·8 dk okuma·7 bölüm
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 19/10/2022 tarih 2021/550 Esas 2022/681 Karar nolu kararı karşı, istinaf yoluna başvurulmuş ve dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmiş olup dosya heyetçe incelendi;
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. 016 Yılı Ekim Ayında (...-davacı şirket yetkilisi) ve davalı (...-davalı şirket yetkilisi) arasında ... İli, ... İlçesi, ... Köyü, ...-...-... Pafta, ...
Parsel'de kayıtlı taşınmaz üzerinde bir dolum tesisi kurulması hususunda sözlü olarak anlaşıldığını, anlaşmaya göre kurulan adi ortaklığa davacı şirketin sermaye olarak dava konusu taşınmazı koyacağını ve başka hiçbir harcamaya katılmayacağını, amacın davalı şirketin sermaye yapısını güçlendirerek ileride kullanılacak kredilerde kolaylık sağlamak olduğunu, anlaşmaya göre inşaat işleri ile ...’in ilgileneceğini, dolum tesisinin inşasına ilişkin tüm harcama ve masrafların davalı şirket tarafından karşılanacağını, işlerin yolunda gitmemesi halinde taşınmazın müvekkiline geri verileceğinin kararlaştırıldığını,
anlaşmaya göre dolum tesisinin bitimi ve işlemeye başlaması ile taraflarca iki ihtimal üzerinde anlaşıldığını, A-)Toplam maliyet içerisinde arsanın oranı ne ise davacı şirkete davalı şirketten bu hisse oranında pay verileceğini, B-)Üzerindeki dolum tesisinin davalıya ait olduğu tapuya şerh edilerek dava konusu arazi -borçsuz olarak- davacıya geri verilip davacıya kira ödeneceğini, Anlaşma doğrultusunda ve davalının işlerinin yolunda gitmemesi halinde arsayı geri vereceği inancı ile 16/10/2016 tarihinde taşınmazın davalıya devredildiğini, her ne kadar tapuda satış olarak görünmekte ise de devir ile ilgili herhangi bir bedel ödenmediğini,
zira devir sırasında taşınmazı üzerinde birden fazli icrai haciz ve İİK 150/c şerhinin bulunduğunu, davalının bu şerhlere rağmen taşınmazı devralmasının bir bedel ödenmeden alındığının karinesi olduğunu, tapunun devrinden sonra davalının hiçbir işlem yapmadığını, hatta bunu koz olarak kullanarak güya borç olarak müvekkilinden birçok para sızdırdığını, tapuyu devretmenin çaresizliği ve geri alamama ihtimaline karşı birçok kere gerek yetkilisi olduğu diğer şirketten gerekse akraba ve yakınları aracılığı ile para gönderdiğini,
tapu devri henüz gerçekleşmeden davacı ve davalı şirket yetkililerinin işi yaptırmak istedikleri mimara birlikte gederek dolum tesisi hakkında ayrıntılı olarak görüşüm teklif mektubu aldıklarını ve teklif mektubunun "...'e ve ...'e ait ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... ..... pafta, ...
PArselde yapılacak dolum tesisi için teklifimiz aşağıdaki gibidir." şeklinde başladığını, bunun tarafların ortak olarak hareket ettiklerini ve teklif mektubunu hazırlayanın da bilgisinin olduğunun kanıtı olduğunu, davacı şirket yetkilisinin tapu devrinden sonra inşaat işleri ile ilgilendiğini ve gerek devir öncesi ve gerek devir sonrası mimarlık firması ile yazışmalar yaptığını, müvekkilinin gerek kendi adına, gerekse yetkilisi olduğu şirketler adına davaya konu taşınmaz dışında bir taşınmazının bulunmadığını, davalının da üzerine kayıtlı 2 adet eski model araç olduğunu ve üzerlerinde bir çok haciz olduğunu,
yani kredi borçlarının ödenmemesi halinde kaybedecek bir şeyinin bulunmadığını ancak buna rağmen dava konusu taşınmazın kredi borçlarının halen müvekkili tarafından ödendiğini, bunun sebebinin taşınmazın gerçek sahibi olduğunu, keza kişinin devrettiği ve geri alacağı bir taşınmazın borçlarını ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hatta ipotek nedeni ile taşınmaz Halk bankası tarafından satışa çıkartıldığında toplu ödeme yaparak satışı müvekkilinin durdurduğunu, müvekkilinin defalarca anlaşma kapsamında hiçbir iş yapmayan davalıdan taşınmazın iadesini talep ettiğini, davalının bunu koz bilerek bir çok kere para istediğini,
mevcut olayda taşınmazın kredi kullanımını kolaylaştırmak ve kullanılacak kredilere teminat teşkil etmek ve tabii ki işler yolunda gitmez ise taşınmazın kendisine geri verileceği inancı ile davalı şirkete bedelsiz olarak devredildiğini ve yapılan işlemin bir inançlı işlem olduğunu, inançlı işleme dayalı olup dinlenirliği kabul edilen iddiaların ispatının şekle bağlı olmayan yazılı delil olduğunu, inanç sözleşmesinin tarafların imzasını taşıması gerektiğini, ancak müvekkili tarafından yapılan ödemelerin yazılı delil başlangıcı sayıldığını, taşınmazın yargılama devam ederken 3. Kişilere devri halinde telafisi güç zararların doğacağını,
öncelikli olarak teminatsız, aksi halde teminat karşılığı taşınmaz üzerine tedbir konulmasını talep ettiklerini beyanla Tapuda ... İli, ... İlçesi, ... Köyü, ...-... Pafta, ... Parsel'de kayıtlı, 4800,00 Metrekare yüzölçümlü taşınmazın davalı adına olan kaydının iptaline ve müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;inanç sözleşmesinin, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabileceğini, yazılı delinin tarafların getireceği ve onların imzalarını taşıyan bir belge olması gerektiğini, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge,
usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge olması gerektiğini, müvekkili ile davacı arasında dolum tesisine ilişkin beyan edildiği şekilde bir anlaşmanın bulunmadığını, aynı taşınmaz ile ilgili mahkememizin 2017/224 E-2017/659 K.Sayılı dosyada istenilen sonucun elde edilememesi nedeni ile başkaca soyut iddialar ile davanın açıldığını, davaya konu taşınmazın müvekkiline satılarak devredildiğini, satış işleminden sonra davacı şirketin hissedarı olan ... tarafından 10.04.2017 tarihinde davaya konu taşınmaz satış işleminin gerçek satış olmadığı,
devir işleminin temsil yönünden geçerli olmadığı, taşınmazı satan davacı şirket müdürünün müvekkili şirket ile fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği iddiası ile müvekkili şirket aleyhine tapu iptal ve tescil davası açtığını, 2017/224 E-2017/659 K.Sayılı dosyada “Davacının, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile üzerine tescilini istediği ...
Şti.'nin %1 hissesine sahip olduğu, kalan %99 hissenin ise davacının eşi davalı ...'e ait olduğu, adı geçen şirketi temsilen davalı ...'in dava konusu 214 parsel sayılı taşınmazı tapudan 900.000,00 TL bedelle davalı şirkete devrettiği, bu taşınmazın faaliyetini gösterdiği bir arsa değil yatırım amaçlı arsa olduğu, bu itibarla taşınmazın alım ve satım işleminde şirket müdürüne münferid imza yetkisi verilmekle ve bu konuda ayrıca sınırlama getirilmemiş olmakla, dava konusu taşınmaz satışının geçerli olduğu,
davacının eşi davalı ... ile davalı şirket arasında eylem ve işbirliğinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.” Gerekçesi ile davanın reddine karar verdiğini, Söz konusu yargılama dosyasında, mevcut delillerle taşınmaz iktisabının haksız bir iktisap olmadığı ve davalıların aynı fikir ve eylem içinde olduklarını gösterir bir durumun olmadığının açıkça tespit edildiğini, bu dosyanın aslında iş bu dava dosyasındaki iddiaların soyut iddialar olduğunu açıkça gösterdiğini, 2016 yılında davacının satış iradesini tapuda ortaya koyduğunu,
tapu kaydının resmi belge vasfında olduğunu aksinin davacı tarafça aynı kuvvet ve yazılı belge ile ispatının gerektiğini, taraflar arasında iddia edildiği gibi bir sözleşmenin bulunmadığını, taşınmazın üzerindeki takyidatlar ile iktisabının mümkün olduğunu, müvekkili şirket yetkilisinin davacı şirket yetkilisinden çeşitli tarihlerde para aldığı ve teklif mektubuna ilişkin beyanların yazılı delil başlangıcı olduğu iddiasını kabul etmediklerini, Uygulamada,
açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin “tanık” dâhil her türlü delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2005 tarihli ve 2005/14-677 E., 2005/774 K.. 14.11.2019 tarihli ve 2017/1-1254 E., 2019/1197 K. sayılı kararları).
Yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) ve yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesinin olanaklı olduğunu, davacının dava değeri olarak 400.000,00-TL gösterdiğini oysa 2016 yılında yapılan satışta satış değeri olarak 900.000,00-TL gösterildiğini, eksik harç ve teminat yatırıldığını, taşınmazın üzerindeki tedbirin mevcut delil durumu itibarı ile teminatsız, mahkemece aksi kanaatte bulunulması halinde ise uygun görülecek teminat karşılığında kaldırılmasını talep ettiklerini beyanla davacının haksız, hukuka aykırı davasının reddini savunmuştur.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 19/10/2022 tarih 2021/550 Esas 2022/681 Karar sayılı ilamı ile; " Davanın REDDİNE,Dava konusu taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin KALDIRILMASINA,HMK.'nun 392/2.madde hükmü ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliği'nin 217.madde hükmü çerçevesinde kararın kesinleşmesinden itibaren 1 ay geçtikten sonra teminatın iadesi hususunun değerlendirilmesine, " karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf yoluna başvuranlar
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde ... istinaf yoluna başvurmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili.
Dava dilekçelerinde belirttikleri gibi ne şahsen kendisinin ne de müvekkili şirket dahil ...'in sahibi/yetkilisi olduğu şirketlerin kredi borçlarının ödenmemesi durumunda kaybedecek daha fazla birşeyi olmadığını, buna rağmen dava konusu taşınmazın kredi borçlarının halen taraflarınca ödendiğini, ipotek meblağına ilişkin banka yazısı ve ödemelerin taraflarınca yapıldığına ilişkin hesap hareketlerinin sunulduğunu, sunulan belgede müvekkili banka ile yapılandırma anlaşması yaptığının açıkça belli olduğunu,
belgeler incelendiğinde görüleceği üzere dava konusu gayrimenkulün satışından sonra taraflarınca 1.800.000,00 (birmilyonsekizyüzbin) TL.'ye yakın ödeme yapıldığını, taraflarınca satışı yapılmasına rağmen, satışı yapılan yerin kredi borçlarının yapılandırıldığına ve ödendiğine ilişkin belgelerin-dekontların yazılı delil başlangıcı olduğunu, satışı yapılan yerin borçlarının ödenmeye devam edilmesinin davanın haklılığının yegane kanıtı olduğunu, sırf bu konuda ayrı bir bilirkişi raporu gerektiğini, hesap hareketlerinin incelenmeyerek hükmün eksik inceleme ile verildiğini,
tanık dinletme taleplerinin hukuka aykırı bir şekilde reddinin savunma haklarının kısıtlanması niteliğinde olduğunu, belirterek kararı istinaf etmiştir.
C.Gerekçe:
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme:
Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk:
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 1, 2, 114, 115, 341-360 maddeleri
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) 6. maddesi
3. Borçlar Kanunu'nun 97.maddesi
2. 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
3. Değerlendirme:
Somut olayda davacının inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil istediği buna göre davanın taşınmazın aynına başka bir deyişle mal varlığına yönelik olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari nitelikte bulunmadığı açıktır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2. maddesinde "dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. " düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu durumda, eldeki dava da, mülkiyet hakkından kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olduğuna göre; uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nın 115/2. maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olmuşturç doğru olmuş ise.
Açıklanan nedenlerle, HMK' nın 353/1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
V. KARAR
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/77, K. 2024/365, 18 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama