KÜNYE
T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2379
- Karar No
- 2024/2654
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2024
- T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- —
- Dosya no
- —
- Karar no
- —
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Karar tarihi
- 11/09/2024
- Numarası
- Esas Karar
- Davacı
- .
- Vekilleri
- Av.
- Davalı
- —
- Dava
- ALACAK
- İstinaf karar tarihi
- 27/12/2024
- İstinaf karar yazım tarihi
- 27/12/2024
Karar Metni
1.337 kelime·7 dk okuma·4 bölüm
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili 07/11/2023 tarihli dilekçesiyle; davacı şirket tarafından ticari ilişki içerisinde bulunduğu, .... San. Tic. Ltd.
Şti.'ye 20.000 Abd doları gönderilmek istenirken, sehven 22/01/2021 tarihinde davacı şirket ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmayan müflis davalı şirkete bu havalenin yapıldığını, yanlışlığın fark edilerek iflas idaresinden söz konusu paranın iadesinin istenilmesine rağmen bu talebin kabul edilmediğini, davalı tarafın sebepsiz zenginleştiğini, söz konusu borcun iflastan önce doğan bir borç olmayıp, iflastan sonra doğan masa borcu olduğunu beyan ederek,
20.000 Abd dolarının 22/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek Abd doları cinsinden paralara bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı iflas idaresi, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "İncelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde;
Dava, "Alacak" davasıdır.
Somut olayda; yapılan yargılama sonunda banka kayıtları davalı müflis şirket temsilcisinin dosyaya sunulan 27/06/2022 tarihli dilekçesi sureti, davalı şirketin iflasına ilişkin iflas tarihini de gösterir ilam gözönünde bulundurularak, söz konusu 20.000 Abd dolarının davacı şirket tarafından davalı müflis şirket hesabına ve davalı şirketin iflasından sonra sehven gönderildiği, davalı müflis şirketin paranın gönderildiği 22/01/2021 tarihinde sebepsiz olarak zenginleştiği, söz konusu borcun iflastan önce olmaması nedeniyle davanın kayıt kabul davası olarak da görülemeyeceği sonucuna varılmıştır.
6098 s. TBK'nin 117. maddesine göre, sebepsiz zenginleşme halinde kural olarak sebepsiz zenginleşme tarihinden itibaren faiz istenilmesi (ve temerrüt) mümkün ise de, sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olduğu hallerde temerrüt ve faiz istenebilmesi için bildirim şarttır.
Davacı tarafından paranın gönderildiği (sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştirildiği) 22/01/2021 tarihinden itibaren faiz istenilmiş ise de, iflas idaresinden söz konusu paranın 17/03/2022 tarihinde yazılı olarak istenilmesi karşısında, temerrütün de bu tarihte gerçekleştiği sonucuna varılarak, faize de 17/03/2022 tarihinden itibaren ve alacağın döviz cinsinden para alacağı olması nedeniyle 3095 s. Kanunun 4/A maddesi gereğince faize hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davacının davasının kabulüne, fer'i nitelikteki fazlaya ilişkin faiz taleplerinin ise reddine karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar, Mahkememiz tarafından alacak, davalı yönünden masa borcu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de; 2004 s. İİK'nin 96 vd. maddeleri gereğince talebin istihkak iddiası olarak ileri sürülmesinin ve tarafların uzlaşamaması halinde bu konudaki ihtilafı görevli ve yetkili icra mahkemelerinin çözmesinin, Mahkememizdeki bu dava hakkında da görevsizlik kararı verilmesinin gerekli olduğu anlaşılmış ise de; iş yoğunluğu sebebiyle bu husus gözden kaçırılarak davanın esastan sonuçlandırıldığı, sehven görevsizlik kararı verilmediği belirlenmiş, gerekçeli karar ile kısa kararın uyumlu olması zorunluluğu nedeniyle de gerekçeli kararın hüküm fıkrası kısa karara uygun olarak hazırlanmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davacının davasının KABULÜ ile 20.000 ABD doları alacağın, iflas müdürlüğüne başvuru (temerrüt) tarihi olan 17/03/2022 tarihinden itibaren işleyecek 3095 s. Kanun'un 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca 1 yıl vadeli ABD doları cinsinden açılacak hesaplara uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalı iflas idaresinden (davalı müflis şirketten) alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalıyı temsilen Konya 1. İcra ve İflas Müdürlüğü sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı vekilinin alacağının masa borcu olduğundan bahisle Asliye Ticaret Mahkemesine kayıt kabul davası açtığını, davacı şirketin iflas alacak kaydı olmadığını, davanın iflas alacağı olarak değil de iflas masa alacağı şeklinde kayıt kabul davası olarak görüldüğünü, davacı vekilinin açtığı davanın masa borcu olmadığını, mahkemece kabul değil görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; alacak istemine ilişkindir. Mahkemece verilen karar davalı tarafından istinaf edilmiştir.
10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının ya da gerekçeli karar içeriğinde kabul edildiği bildirilen bir talebin hüküm fıkrasında yer almamasının, çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir.
Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın "salt bu nedenle bozulması gerektiğine" işaret edilmiştir.
Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK'nun 381-389. maddelerinde (6100 sayılı HMK'nun 294-297. maddeleri), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK'nun 297/II maddesi); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.(YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2015/1275 ESAS, 2017/1958 KARAR sayılı ilamı)
Anlatılan ilke ve düzenlemeler kapsamında somut olayda, mahkemenin kararın gerekçesinde;
"Her ne kadar, Mahkememiz tarafından alacak, davalı yönünden masa borcu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de.
2004 s. İİK'nin 96 vd. maddeleri gereğince talebin istihkak iddiası olarak ileri sürülmesinin ve tarafların uzlaşamaması halinde bu konudaki ihtilafı görevli ve yetkili icra mahkemelerinin çözmesinin, Mahkememizdeki bu dava hakkında da görevsizlik kararı verilmesinin gerekli olduğu anlaşılmış ise de; iş yoğunluğu sebebiyle bu husus gözden kaçırılarak davanın esastan sonuçlandırıldığı,
sehven görevsizlik kararı verilmediği belirlenmiş, gerekçeli karar ile kısa kararın uyumlu olması zorunluluğu nedeniyle de gerekçeli kararın hüküm fıkrası kısa karara uygun olarak hazırlanmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur" denilerek uyuşmazlığın çözümünde mahkemenin görevsiz olduğu belirtilmiş iken, hüküm fıkrasında uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmek suretiyle, gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı görülmektedir.
Mahkemece, yukarıda anlatıldığı biçimde gerekçe kısmı ile hüküm kısmında çelişki yaratıldığından, çelişkinin giderilmesi de gerektiğinden, nihayeten bu durumda alacak yönünden de incelenebilecek bir karar da bulunmadığından, bu çelişkinin mahkemece giderilmesi gerektiğinden, kamu düzeni nedeniyle davalının istinafının bu sebeple kaldırılması gerekmiştir.
-Kaldırma sebep ve şekline göre, sair yönlere ilişkin itirazlar konusunda şimdilik bir değerlendirme yapılmasına gerek ve yer bulunmamaktadır.
Anlatılan sebep ve gerekçelerle, tüm dosya kapsamı ve davanın niteliği nazara alınarak davalı tarafın istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK m.353/1-a-6 uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2379, K. 2024/2654, 27 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama