KÜNYE
T.C. Konya Bam 6. Hukuk Dairesi T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi İstinaf Eden Asıl Davada Davacı- Asıl Davada Davalı-
- Esas No
- 2024/722
- Karar No
- 2025/484
- Karar tarihi
- 27 Mart 2025
- Dosya no
- ....
- Karar no
- ....
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 05/03/2024
- Numarası
- ... Esas- ... Karar
- Birleşen davada davalı
- ....
- Vekilleri
- Av. ... & Av. ...
- Birleşen davada davacı
- ...
- Vekili
- Av. ...
- Dava
- Menfi Tespit
- Birleşen dava
- Konya.... ASL. TİC. MHK.'NİN ... E.
- Dava
- Menfi Tespit/ İtirazın İptali
- İstinaf kararının karar tarihi
- 27/03/2025
- Yazım tarihi
- 28/03/2025
Karar Metni
2.386 kelime·12 dk okuma·7 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
ASIL DAVADA
Asıl davada davacı vekili, müvekkili aleyhine davalı tarafından kaçak elektrik kullandığı iddiasıyla 845.175,39 TL tutarında ceza faturası düzenlendiğini ancak, bu tespitin hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, davalının 16.03.2021 tarihinde kontrole geldiğini, herhangi bir kaçak olmadığını tespit ettiğini, daha sonra 19.04.2021 tarihinde tekrar geldiğini kaçak kullanım olduğunu iddia ettiğini, kaçak tespit yöntemlerinin mevzuata uygun yürütülmediğini, müvekkilinin elektriğinin kesilmemesi için 256.011,10 TL ödeme yaparak protokol imzaladığını,
bu davayı açmadan önce verilen tedbir kararının kaldırılması sonrasında davalının tekrar elektriği kesmeye geleceklerini belirtmeleri üzerine 199.045,12 TL daha yatırıldığını, müvekkili şirket tarafından kesinlikle sayaca müdahalede bulunulmadığını, sayaçta oynama yapılmasını gerektirir yüksek enerji sarfiyatının da olmadığını, davalıdan abonelik başlagıcından bu yana faturaların talep edilmesi halinde tutanak öncesi ve sonrası faturaların benzer miktarda olduğunun görüleceğini ileri sürerek,
kaçak elektrik kullanım cezasının iptali ile davalıya fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000,00 TL borçlu olmadıklarının tespitine, müvekkilinin işbu 845.175,39 TL bedelli faturaya istinaden yapmış olduğu ödemelerin ödeme tarihlerinden itibaren başlayacak faizi ile birlikte iadesine, davalı tarafından kaçak elektrik kullanım cezasına istinaden yargılama sırasında tahsilat gerçekleşirse tahsilatın gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili, müvekkili şirketin, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'ne uygun olarak tespit edilen kaçak elektrik kullanımına dayanarak davacı şirkete 20.04.2021 tarihli, 845.175,39 TL tutarında fatura düzenlediğini ve borçlunun buna itiraz etmediğini, borcun ödenmemesi nedeniyle icra takibi başlatıldığını, davacı şirketin kaçak elektrik kullanımına ilişkin 20.04.2021 tarihli faturaya ilişkin borcu kabul ederek ödeme protokolünü imzaladığını ancak, protokolde belirtilen ödeme taahhüdüne uymadığını savunarak, davanın reddi ile müvekkili şirketin alacağının gecikmesine neden olunması nedeniyle alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN DAVA
Davacı vekili, davalı hakkında ödenmemiş elektrik fatura borcu nedeniyle Konya.... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasıyla takip başlatıldığını ancak, davalının haksız itirazı ile takibi durdurduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla takip tarihinden sonra toplam 804.960,81 TL ödemenin mahsubu ile takip çıkışı üzerinden kalan 40.214,58 TL ile buna isabet eden icra masrafı ve icra vekalet ücreti için iptaline ve takibin devamına ayrıca, yapılan ödemenin takip sonrası gerçekleşmesi nedeniyle davalının icra masrafları ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulmasına, haksız itiraz nedeniyle 845.175,39 TL’nin %20'sinden az olmamak üzere inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili, davacının iddialarının haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin elektrik kesilme tehdidi altında haksız olarak ödeme yapmak zorunda bırakıldığını işbu baskı altında 19.04.2021 tarihli tutanak düzenlendiğini, bu nedenle tutanağa itiraz edemediğini ve ödeme hususunda 20.04.2021 tarihinde protokolü imzaladığını, müvekkili tarafından 255.981,02 TL ödeme yapıldığını ancak, ödeme yapılmasına rağmen aleyhlerine icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin protokole uyarak 255.981,02 TL ödeme yapmasına rağmen davacının bu ödeme miktarını alacak miktarından düşmediğini savunarak, davanın reddi ile davacı aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece ''.... Elektrik sayacı muayene raporlarında dava konusu 67385451 seri nolu sayaç raporunun açıklama kısmında "..Yapılan kontrolde sayacın şok müdahalesine maruz kaldığı ve log kayıt bilgilerine bakıldığında çok sayıda POR-RESET hatası tespit edilmiştir." , sayaca müdahale edildiğinden incelemeye alınmamıştır. Bilgisi yazılmıştır. Luna marka "merkez sayaç ayar istasyonu 17.12.2021 tarihli test raporunda ise "Yapılan kontrolde sayacın şok müdahalesine maruz kaldığı ve log kayıt bilgilerine bakıldığında çok sayıda POR-RESET hatası tespit edilmiştir." ve müdahaleye maruz kalmış tarafınızdan işlem yapılmalıdır" şeklinde müdahalenin olduğu laboratuvar raporu ile kesinleştiği,
(b) Sayaca ilişkin veri kayıtları incelendiğinde 2020 yılının 6.ayında başlayan, 2021 de 2 kez, 2020 yılında 5 kez olmak üzere toplam 7 kez, ayrıca 2021 yılında da gerilim-faz sırası hatasını kayıt altına aldığının tespit edildiği,
(c) Davacının geçmiş dönem kullanımına bağlı yük profilleri incelendiğinde faz akımlarının birbirine yakın olduğu ancak kaçak kullanılan dönemde normalin dışında dengesiz ve kullanımla uyuşmayan farklılıklar olduğu,
(ç) Aralık/2019 tarihinde tesisatın aylık tüketiminin 247.486,68 kWh iken
Ocak 2020 81.465,30 kWh
Şubat 2020 81.620,28 kWh
Mart 2020 44.687,16 kWh
Nisan 2020 57.960,00 kWh
Mayıs 2020 54.578,16 kWh'ye düştüğü
(d) LAKİN aynı dönemlerde davacının ticaret hacminin, işletmesinde çalışan işçi sayısının, hammadde alım tutarları ile gerçekleştirmiş olduğu satışların 29/03/2023 Tarihli bilirkişi raporunun 4/6 ve 5/6 sayfalarında yer alan tablolardan anlaşıldığı üzere kademeli ve yükselen bir ivme ile artış gösterdiği, hayatın olağan akışı gereğince işletmenin çalışan sayısının ve üretim kapasitesinin artışı ile birlikte enerji tüketiminin de artması gerektiği ANCAK davacının tüketiminin artmak aksine azalış gösterdiği,
(e) Davacının işletmesinin kurulu gücü ve yukarıdaki açıklamalar ile 16/11/2023 tarihli bilirkişi raporu da nazara alındığında davacı tarafından abone ölçüm hücresine harici müdahale yapılmak suretiyle kaçak elektrik kullanıldığı,
(f) Davacının kaçak kullanıma konu süre boyunca 24 saatlik tüketim grafikleri de nazara alınarak 3 vardiyaya yakın çalıştığı ancak bağlantı gücü ve normal tüketim yapılan aylara göre kıyas yapıldığında 2 vardiya hesabının uygun olduğu, tutanak öncesi ve sonrası fatura tüketimleri ile davacı şirketin işyeri/fabrikasının kurulu gücü karşılaştırılmak ve suretiyle 30/03/2021-19/04/2021 tarihleri arasında kaçak kullanımın olduğu,
Enerji Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinin 45/c-ç maddesinin uygulanma şartlarının oluştuğu, normal tüketim hesabının davalı tarafından sayaç ve ölçü hücresi kontrol tarihi olan 16.11.2020 tarihine kadar yapılmasının uygun olacağı, 10/03/2022 ve 08/10/2022 tarihli raporlar arasında çelişkinin özellikle 45/c-ç maddesi gereği çalışma saatlerinin 14 saat olması ve geriye dönük normal tüketim hesabının yapılması hususundan kaynaklı olduğu, davacının kaçak kullanım dolayısıyla borç tutarının KDV %18 olarak hesaplandığında 849.081,72 TL olduğu,
(g) Davalı tarafından tahakkuk ettirilen fatura tutarının 845.175,39 TL olduğu dolayısıyla davalı tarafından fazla tahakkuk ettirilen bir miktar olmadığı,
(ğ) Yargılama aşamasında faturaya konu borcun tamamının davacı tarafından ödendiği anlaşılmakla,
(h) Ana dava yönüyle davacının davasının reddine,
(ı) Birleşen dava yönüyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava tarihi itibariyle birşelen dava dosyasında davalının haklı olduğu anlaşılmakla yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilerek Mahkememizde oluşan vicdani kanaatin tezahürü olarak aşağıdaki hükümler tesis edilmiştir." gerekçesiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın konusu kalmaması nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
:Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili, müvekkili şirketin sayaca müdahale ettiği şeklindeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, bir an için sayaçta oynama yapıldığının varsayılması halinde dahi bu durumun sayaçta kendiliğinden gerçekleşen bir hata olması ihtimalinin göz önüne alınması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun tespitleri ile önceki raporlar çeliştiğinden çelişkiyi giderecek şekilde yeni bir heyetten rapor alınması gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-birleşen davada davacı vekili, mahkemece asıl ve birleşen davada talep edilen tazminat istemleri yönünden bir karar verilmediğini ileri sürerek, mahkeme kararının tazminat talepleri yönünden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Asıl dava menfi tespit, birleşen dava ise, itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
6100 sayılı HMK’nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Bu hak adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir.
Adil yargılanma hakkı da Anayasanın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 297. maddesinde mahkeme kararlarında bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Kanun'un 297/1-c maddesi gereğince karar "tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" içermeli, 297/2 maddesi gereğince de hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Aynı Yasa'nın 298/2 madde hükmüne göre de gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
Yargıtay HGK'nun 2010/1-86 E.-2010/108 K., 2014/2-1121 E.-2016/635 K., 2014/9-1137 E.-2016/994 K., 2013/21-1791 Esas, 2013/1676 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere, mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.
Tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve kanun yolu denetiminin yapılabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur.
Anayasanın 141/3 maddesi ve HMK'nun 297. maddesi bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Kararın gerekçesinin yeterli açıklıkta ve denetime elverişli olmaması ayrıca, kendi içerisinde çelişkiler barındırması yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın ve gerekçenin de kendi içerisinde uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir.
Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Ayrıca; Harç devletin mahkemeler aracılığı ile yaptığı adli hizmete ondan yararlananların katkısıdır. Ancak yasada belirlenen durumlarda harç alınabilir. Diğer bir deyimle kanunsuz harç alınamaz ve eksik olan harç tamamlanmadan işlem yapılamaz. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi aynen “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” hükmünü içermektedir.
Anılan yasa hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılması gereken miktar ödenmedikçe, davaya devam edilme olanağı bulunmamaktadır.
YHGK'nın 04/07/2012 tarih 2012/19-260 Esas 2012/432 Karar sayılı ilamında da bu husus"...Şu hale göre; karar ve ilam harcı maktu ise tamamı, nispi ise dörtte biri dava açılırken davacı tarafından peşin olarak ödenmelidir. Peşin olarak dörtte biri ödenecek olan nispi karar harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanacaktır.
Ancak; mahkeme davacının dava dilekçesinde belirlediği hakkın niteliği ve değeri ile bağlı olmadığı gibi hakkın niteliğini ve değerini resen araştırması gereklidir. Bir başka deyişle maktu harca tabi bir iş olduğunu söyleyen davacının bu nitelendirmesi ile mahkeme bağlı değildir.
Mahkemenin dava konusu hakkın mal varlığı hakkı (dava konusunun belirli bir değerle ilgili) olduğu kanısına varması halinde bu hakkın değerini takdir etmesi ve karar ve ilam harcını bu değer üzerinden hesaplayarak, davacıya tamamlattırması gerekir.
Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamayacağına göre, davanın başında alınmış olan karar ve ilam harcının noksan olduğu, sonradan anlaşılırsa noksan karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunup müteakip işlemler yapılamaz.
Yargılama sırasında, dava konusunun değerinin dava dilekçesinde bildirilenden daha fazla olduğu anlaşılır veya mahkemece tespit edilirse, yalnız o oturum için davaya devam edilerek ondan sonraki oturuma kadar noksan değer üzerinden harç tamamlanmadan davaya devam olunamaz. Peşin harcın tamamlanmamasının müeyyidesi ise dosyanın işlemden kaldırılmasıdır..." şeklinde belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise; Mahkemece yapılan yargılama sırasında bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve iki farklı bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınarak, benimsenen bilirkişi raporu uyarınca yazılı gerekçe ile asıl davanın reddine, birleşen dava yönünden ise, karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. Ancak, öncelikle yukarıda da belirtildiği üzere, asıl davada harç eksikliği ikmal edilmeksizin işin esasının incelenmesi yerinde olmadığı gibi, asıl ve birleşen davada talep edilen tazminat istemleri yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi HMK'nın 297. maddesine de aykırı olduğundan yerinde olmamıştır.
Öte yandan, mahkemece, birleşen davada, davalının haklı olduğu anlaşılmakla yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verildiği belirtilmesine rağmen yargılama giderlerinin tayininde ve dahi birleşen itirazın iptali davasında, yargılama aşamasında faturaya konu borcun tamamen ödenmesi ve asıl davanın red gerekçesi nazara alındığında davalının haklı olduğuna karar verilmesi de çelişkiye sebebiyet verdiğinden yerinde görülmemiştir.
İşin esasının incelenmesinde de; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca karar verilmiş olmakla birlikte, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan, taraf iddia ve savunmaları ile mevcut deliller kapsamında, raporlar arasında çelişkiyi gideren, rapora itirazları karşılayan, hükme esas alınabilecek mahiyet ve yeterlilikte, daha önce rapor düzenleyen bilirkişiler dışında yeni bir bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf istemlerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaati ile aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Başkan ... · e-imzalıdır Üye ... · e-imzalıdır Üye ... · e-imzalıdır Katip ... · e-imzalıdır ....
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/722, K. 2025/484, 27 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama