Bir alacağın var olması yeterli değildir; zamanında talep edilmesi de gerekir. Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ekseninde, zamanaşımı savunması ile dava öncesi arabuluculuk bu rehberde birlikte ele alınır.
Zamanaşımı bir hak değil, savunmadır
Zamanaşımı, alacağı kendiliğinden ortadan kaldırmaz; borçluya bir def'i (savunma) hakkı tanır. Yani zamanaşımı dolmuş olsa bile, borçlu bunu ileri sürmezse mahkeme kendiliğinden dikkate almaz. Bu yüzden hem alacaklının süresini takip etmesi hem borçlunun bu savunmayı zamanında yapması önemlidir.
Sürenin kesilmesi ve durması
Zamanaşımı süresi her zaman kesintisiz işlemez. Borçlunun borcu ikrar etmesi, kısmi ödeme yapması, alacaklının dava veya icra takibi başlatması gibi hâller süreyi keser ve süre yeniden işlemeye başlar. Belirli ilişkilerde ise süre bir dönem durur. Bu ayrımı bilmek, "süre doldu" sanılan bir alacağın aslında canlı olduğunu ortaya çıkarabilir.
Arabuluculuk dava şartı olduğunda
Ticari alacaklar ve tüketici uyuşmazlıklarının önemli bölümünde, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Bu adım atlanırsa dava usulden reddedilir. Önemli bir nokta şudur: arabuluculuk başvurusu, zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bakımından koruma sağlar; süreç boyunca bu süreler işlemez.
Uygulamada dikkat edilecekler
- Alacağın türüne göre farklı zamanaşımı sürelerinin geçerli olabileceği unutulmamalı.
- Kesme sebepleri belgeyle (ikrar, ödeme, ihtar) desteklenmeli.
- Zorunlu arabuluculuk kapsamına giren uyuşmazlıkta önce bu yol tüketilmeli.
Alacak takibinde birkaç günlük gecikme dahi hak kaybına yol açabilir. Zamanaşımının işleyip işlemediğini ve arabuluculuğun zorunlu olup olmadığını, adım atmadan önce bir hukukçuyla netleştirmeniz önerilir.