KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/10264 E., 2012/17449 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 795-308
Karar Metni
735 kelime·4 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılardan ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre; davacı Kurum ile davalılardan ... vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Dava; 30.07.1993 tarihinde, davalılardan ... yönetimindeki kamyonun seyir halinde iken şerit ihlali yapması nedeniyle, diğer davalı ...'in yönetimindeki otomobile çarpması sonucu, otomobilde yolcu olarak bulunan 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalı ...'nun vefat etmesi nedeniyle sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin rücuan tahsili istemine ilişkin olup, olayda; davalı sürücü ...'i 6/8, davalı sürücü ...'yi 2/8 kusurlu bulan 18.08.2010 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, davalı ... yönünden 6/8 kusur karşılığı hükmedilen tazminata ilişkin hüküm isabetlidir.
3-) Davanın yasal dayanağı, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesidir. Anılan maddeye, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasanın 29. maddesi ile eklenen üçüncü fıkra ile “Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez.” hükmü getirilmiştir. Mahkemece, anılan hüküm gereği, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, eldeki davaya konu olayda, Kurum zararının doğumuna sebep olan trafik kazasının, 30.07.1993 tarihinde vuku bulması karşısında, davada, öncelikle çözülmesi gereken sorun, yukarıda zikredilen yasal düzenlemenin, geçmişe yönelik uygulanıp uygulanamayacağıdır.
Bilindiği gibi, mevzuatımızda, “Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide, kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir.
Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve
genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. ... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)
4956 sayılı Yasanın 29. maddesiyle 1479 sayılı Yasanın 63. maddesine eklenen “Taksirli suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasına neden olan üçüncü kişinin sigortalının eşi, çocukları, ana ve babası olması halinde, bu kişilere rücu edilmez.” hükmünün, 4956 sayılı Yasada, anılan Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi; anılan düzenlemenin, yasanın yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden önce meydana gelen olay ve ilişkilere uygulanmasını gerektirir yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Bu bağlamda, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi çerçevesinde, Kurumca yapılan yardımların ilk peşin değerinin 3. kişilerden rücuan tazmini hususunda doğru bir sonuca ulaşılabilmesi için, öncelikle “üçüncü kişi” kavramının hukuksal niteliğinin de açıklığa kavuşturulması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.1997 gün ve 1997/10-193-451 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi devlet adına sosyal güvenlik yasalarını uygulamakla yükümlü Bağ-Kur birinci kişi, sigortalı ve hak sahipleri ikinci kişi, bunların dışında kalan ve suç sayılır hareketi ile kanunda sayılan yardımların yapılmasına sebebiyet veren kişiler üçüncü kişi konumundadır. Zira sigortalılar, sosyal risklere karşı Kurumdan yardım görmek için prim ödemektedirler. Bu yönde primler hem sigortalı hem de hak sahipleri adına ödenmektedir.
Davada somutlaşan olayda; davalı ...'in ceza dosyasında kolluğa verdiği 30.07.1993 tarihli ifadesinde, kazada ölen sigortalı ...'nun babası olduğunu beyan ettiği, yine Bafra İkinci Noterliği'nden alınan 11.08.1993 tarih ve 11261 yevmiye nolu "Feragat ve Taahhütname" belgesinde davalı ...'in ölen sigortalının mirasçıları arasında gösterildiği, ancak mahkemeye verilen 02.02.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde, ölenin davalının kardeşi olduğunun belirtildiği anlaşılmakla, aradaki çelişkinin giderilerek,
davalı ...'in ölen sigortalının erkek çocuğu olması halinde, 1479 sayılı Yasanın 45. maddesi kapsamında, hak sahibi olup olamadığı belirlenerek, zararlandırıcı sigorta olayının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler çerçevesinde, sorumluluğunun bulunup bulunmadığı irdelenerek, varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ile davalılardan ... vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/10264, K. 2012/17449, 4 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama