KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/8266 E., 2012/15699 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 274-162
Karar Metni
334 kelime·2 dk okuma
Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile aksine Kurum işlemlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Davacı vekilinin temyiz talebi yönünden;
Hüküm iş mahkemesi tarafından verilmiş olup, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8’inci maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Somut olayda; hüküm davacı vekiline 11.04.2011 tarihinde usulüne uygun olarak tefhim edilmiş, temyiz ise 16.05.2011 tarihinde vuku bulmuştur. Bu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçtiğinden 01.06.1990 gün ve 1989/2 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı da göz önünde tutularak davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE;
2- Davalı Kurum vekilinin temyiz talebi yönünden;
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388 ve 389’ûncu(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297) maddeleri uyarınca; taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların birer birer, şüphe ve tereddüde mahal bırakmayacak şekilde hüküm fıkrasında gösterilmesi zorunludur. Bu nedenle; gerek hüküm ile gerekçenin gerekse hükmün kendi içinde çelişkiden uzak ve açık olması gerekir. Bu husus niteliği ve sonuçları gereği kamu düzeniyle ilgilidir.
Somut olayda; Mahkemece, davacının hem “01.01.1987 – 29.02.2000 tarihleri arasında sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine”, hem de “01.01.1987 – 31.05.1987 ve 21.03.1995 – 29.02.2000 tarihleri arasındaki süre yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın reddine” karar verilmiş olduğundan, hüküm fıkrası kendi içinde ve hükmün gerekçesiyle çelişir niteliktedir. Bu durumda anılan hükümlere uygun, denetime elverişli, tarafların iddia ve savunmaları kadar hak ve yükümlülüklerini ve nasıl tespit edildiklerini de içerir açıklıkta bir karar verildiğinden bahsedilemez.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8266, K. 2012/15699, 21 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama