KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/13219 E., 2024/10397 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/193 E., 2022/37 K.
Karar Metni
3.457 kelime·17 dk okuma·11 bölüm
Taraflar arasında Mahkemece görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği anlaşıldıktan; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle; davacılar murisinin 23.02.2013 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat ettiğini iddia ederek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... Beton İnş. Nak. Gıda ve Tic. Ltd.
Şti.'nin cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkil firmaya karşı açılan işbu davanın hukuki ve somut delillerden uzak olup reddedilmesini, iş yerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğu öncelikle kusura dayandığını, kusur sorumluluğunda, sorumluluğunun doğması için kusur unsuru yanında, zarar, nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının da bulunması gerektiğini, işverenin sorumluluğuna gidilebilmesi için, işyeri koşullarından kaynaklanan tehlike ile ortaya çıkan zarar arasında uygun nedensellik bağının da bulunması gerektiğini,
iş kazasına konu olayın meydana gelmesinde müvekkili firmanın iş güvenliği ve sağlığı açısından gerekli tedbirleri almış olması ve davacıya muhtemel iş kazalarından korunmak amacı ile gerekli ekipmanları tevdi etmiş olması karşısında bir sorumluk ve yükümlülük getirilmeyeceğini, müvekkilinin sorumluluğu objektif kusur sorumluluğuna dayandığını, henüz dosyanın bilirkişiye tevdi edilmemiş olması karşısında tüm kusur ve sorumluluğun müvekkile yüklenmiş olması hukuka açıkça aykırı olduğunu,
bu suretle kazanın meydana gelmesine işverenin mi yoksa davacı işçinin mi müsebbip olduğu hususu henüz netlik kazanmadan davacının müvekkili külliyen kusurlu tarafmış gibi değerlendirmesi hukuki olmadığı kadar bilimsel olmaktan da uzak olduğunu, davacının maden tahkimat direklerin taşıyan vinç mekanizmasının bozuk olması nedeniyle tahkimat direklerini bedensel gücü ile maden ocağına taşıdığı iddiası gerçeği ifade etmediğini, bu hususun yargılama aşamasında bildireceği tanık beyanları ve belgelerle de sübuta ereceğini,
davacının iş akdinin dışında farklı bir işte çalıştırıldığına dair iddialar da asılsız olup müvekkil firma iş kazasının meydana gelmemesi için üzerine düşen tüm sorumluluk ve yükümlükleri yerine getirdiğini, ancak alınan tüm tedbirlere rağmen davalının işyeri kurallarına aykırı davranması nedeniyle iş kazasının meydana geldiği,
esasen işverenin de davalı işçiye bu yönde bir talimatının bulunmadığının dosyaya sunacağı belgelerle ispatlanacağını, kazanın meydana gelmesinde davacıların murisinin kusurlu olup olmadığı kusuru var ise bu husustaki kusur oranının ne olduğu ayrıca vücut fonksiyon kaybı yani kaza nedeniyle maluliyet varsa maluliyet oranın Adli Tıp Kurumunca tespit edilmesini, davacının talep ettiği manevi tazminat miktarı fahiş olup meydana gelen iş kazası sonuçları ile orantılı bir talep olmadığını, zira,
davacılar murisinin kaza nedeniyle hayatını kaybetmesi nedeniyle davacıların destekten yoksun kalması nedeniyle talep edilen tazminat miktarının abartılı olduğunu ortaya koyduğunu, dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesi halinde davacıların murisi ile müvekkil firma ve diğer davalı işverenin kazanın meydana gelmesinde varsa bir kusur ve sorumluluğu manevi tazminat miktarı da sayın Mahkemece bu raporlar dikkate alınarak takdir edileceğini, kanundaki şartları oluşmadığından davanın reddine, yargılama giderlerinin ve yasal avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; gerek vefat eden ... gerekse ...'in ailesi olan davacılarla müvekkil uzun zamandır aile dostu olarak tanıştıklarını, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kastı veya kusurunun olmaması nedeniyle aile tarafından kendisine karşı herhangi bir talep veya dava açma isteklerinin veya iradelerinin olmadığı söylendiğini, tamamıyla diğer davalı olan ... Beton İnş. Nak. Gıda ve Tic. Ltd.
Şti.'ye karşı dava açılmak üzere vekaletname verildiği ifade edildiğini, her ne kadar avukata "genel dava açma vekaletnamesi" verilmiş ise de, müvekkile karşı değil diğer davalı şirkete karşı dava açılması için vekaletname verilmediğini, avukat tarafından davalılardan herhangi bir ... alınmadan müvekkilin davaya dahil edilmiş bulunduğunu, davacıların müvekkiline karşı dava açma konusunda rızalarının olup olmadığının ortaya konulabilmesi için dinlenilmelerini talep ettiğini, rızalarının olmadığının tespit edildikten sonra da yasal dayanaktan yoksun olan davanın reddine karar verilmesini, zamanaşımı süresinin dolduğunu,
kazanın meydana gelmesinde ve dolayısıyla zararın oluşmasında müvekkile atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, kaza ve dolayısıyla zararın diğer davalının kusurundan kaynaklandığını, kaza ve dolayısıyla zararın davacıların murisinin kendi kusurundan kaynaklandığını, kazanın meydana geldiği işle ilgili olarak müvekkil de işveren değil işçi olduğundan sorumlu olmadığını, olayla ilgili olarak yapılan tespitler müvekkilinin yokluğunda ve yukarıda belirttiğimiz hususlar irdelenmeden yapıldığından hükme esas alınamayacağını, bakılmakta olan davayla istenilen zarar ile müvekkilin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığını,
istenilen zararlar bakımından davacılar arasında hak sahibi olmayanlar bulunmadığını, istenilen tazminat miktarları fahiş olup, sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını, aynı zarar daha önce diğer davalıdan alındığından ayrıca müvekkilden istenmesinin mükerrer tazmine sebebiyet vereceğini, olay nedeniyle davacılar tarafından elde edilen maaş, tazminat, ödenek ve diğer her türlü yarar ile kazanımların tazminat miktarından düşülmesi gerektiğini, manevi tazminata faiz yürütülmesine hükmedilemeyeceğini, faizin başlangıç tarihi olay tarihi olarak kabul edilemeyeceğini, davanın reddine karar verilmesi,
yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 02.07.2015 tarihli ve 2013/397 Esas, 2015/486 Karar sayılı kararı ile yapılan yargılama sonucunda, celp edilen kayıtlar, ceza dosyası, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davanın, iş kazası sebebiyle ölen işçinin eşi, çocukları, anne ve babasının işveren aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, davacılar murisi ...'in 23.02.2013 tarihinde kaza yaptığı ve aynı gün hayatını kaybettiği, ancak yapılan inceleme neticesinde davacılar murisi ...'in davalı şirkete ait işyerinde çalışırken değil ... 'ın işini yaparken kazanın meydana geldiği,
alınan bilirkişi raporu ile de ...'ın %100 kusurlu olduğunun belirlendiği, bu durumda davalı şirketi sorumlu tutmanın mümkün olmayacağı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 21.03.2016 tarih ve 2015/17839 E. - 2016/4837 K. ile "... somut olayımıza geldiğimizde; inşaat mühendisi iş güvenlik uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 13.05.2015 tarihli kusur raporunda yargılama konusu olayın 6331 sayılı Kanun kapsamında ele alınmış olunması doğru olmakla birlikte taraf kusurlarının aidiyeti ve oranı noktasında hata yapıldığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki hükme esas alınan kusur raporunda doğru olarak işverenlerin 6331 sayılı Kanun'un 4, 5, 10 ve 16. maddeleri kapsamında işçilerinin çalışacağı alanda risk değerlendirmesi yapmak ve yine çalışanlarını riskler ve buna karşı alınması gereken tedbirler hususunda bilgilendirmekle yükümlü olduğu hususları belirtilmiş, devamla somut olay irdelenerek kazalı işçiye davalı şirket tarafından iş güvenlik eğitimi verildiğine dair bir delil bulunmadığı belirtilmiş, üzere beton dökülecek inşaatta davalı işverenlikçe öncesinde risk değerlendirmesi yapıldığına dair bir irdelemeye ise hiç bilirkişi tarafından hiç yer verilmemiştir.
Halbuki belirtilen bu hususlardan tek başına kazalı işçiye iş güvenlik eğitimi verilmemesi dahi meydana gelen neticeye etkili olup yine risk değerlendirmesi konusundaki davalı işveren eksikliğinin önemi izahtan vareste bir durumdur. O halde mevcut hali ile 13.05.2015 tarihli kusur raporun hükme esas alınabilecek içerikte olmadığı ortadadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yetersiz kusur raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş; dosyanın konusunda ehil ve yine inşaat mühendisi iş güvenlik uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine tevdi ile yukarıda etraflıca açıklanan ilkeler ışığında tarafların kusur durumunu bilirkişilere etraflıca inceletmek, buradan çıkacak sonuca göre tüm delilleri bir arada değerlendirerek neticesine göre karar vermekten ibarettir. ... " gerekçeleriyle Mahkeme kararı bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam olunduğu,
1-Mahkemenin 2016/193 Esas sayılı asıl ve 2018/867 Esas sayılı birleşen davasında,
-Davacı ...’in (... Sulh Hukuk Mahkemesi 30.01.2019 tarih 2019/38 Esas ve 2019/42 Karar sayılı veraset ilamındaki mirasçılarının) maddi tazminat davasının reddine,
-Davacı ...’in maddi tazminat davasının reddine,
-Davacı ...’in davanın açıldığı tarihte taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle ... adına açılan maddi tazminat davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d ve 115/2 uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine,
-Davacı ...’in maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile 1.871,68 TL destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren (davalı ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti yönünden dava tarihi olan 18.09.2013 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in maddi tazminat davasının kabulü ile 29.553,62 TL destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren (davalı ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti. yönünden dava tarihi olan 18.09.2013 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in (... Sulh Hukuk Mahkemesi 30.01.2019 tarih 2019/38 Esas ve 2019/42 Karar sayılı veraset ilamındaki mirasçılarının) manevi tazminat davasının kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den müteselsilen alınarak davacı ...’e (... Sulh Hukuk Mahkemesi 30.01.2019 tarih 2019/38 Esas ve 2019/42 Karar sayılı veraset ilamındaki mirasçılarına) verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti.’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti.’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti.’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ... Kaçgın’ın manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti.’den müteselsilen alınarak davacı ... Kaçgın’a verilmesine,
-Davacı ...’ın manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den alınarak davacı ...’a verilmesine,
-Davacı ... Güngen’in manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den alınarak davacı ... Güngen’e verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in manevi tazminat davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 23.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... Beton İnşaat Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti’den müteselsilen alınarak davacı ...’e verilmesine,
-Davacı ...’in davanın açıldığı tarihte taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle ... adına açılan manevi tazminat davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d ve 115/2 uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu iş kazası sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkillerine yapılmayan ödemelerin, yapılmış varsayılarak tazminat miktarından düşülmesinin hukuka aykırılık oluşturduğunu, Mahkeme tarafından yeterli inceleme yapılmadan, ödemelerin yapılıp yapılmadığı tespit edilmeden hüküm kurulduğunu, gerekçeli kararda her bir davacı açısından ayrı ayrı lehe ve aleyhe hükmedilen vekalet ücreti miktarlarının açıkça belirtilmesi gerekirken yalnızca aleyhe hükmedilen vekalet ücretleri yönünden hüküm kurulduğunu, davalı lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazında (def'inde) bulunmuş olmalarına rağmen bu yönde bir karar verilmeden davanın esasına girilmesinin usule aykırı olduğunu, kusursuz olduğunu, zararın müvekkilinin kusurlu hareketinden değil beton firmasının kusurlu hareketinden doğduğunu, hükmedilen zarar ile müvekkilinin eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığını, hükmedilen zararlar bakımından davacılar arasında hak sahibi olmayanlar bulunduğunu, yalnızca ölenin eşi ile reşit olmayan ve bakıma muhtaç olan çocuklarının hak sahibi olduğunu, istenilen tazminat miktarları fahiş olup, sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını,
aynı zararın daha önce diğer davalıdan alındığından ayrıca müvekkilinden istenmesinin mükerrer tazmine sebebiyet vereceğini, olay nedeniyle davacılar tarafından elde edilen maaş, tazminat, ödenek ve diğer her türlü yarar ile kazanımların tazminat miktarından düşülmesi gerektiğini, manevi tazminata faiz yürütülmeyeceğini, faizin başlangıç tarihinin olay tarihi olarak kabul edilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
3.Davalı ... Beton İnş. Nak. Gıda ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; meydana gelen iş kazası ile müvekkili firmanın eylem ya da eylemsizliği arasında bir illiyet bağı bulunmadığını, müvekkilinin kusursuz olduğunu, dikkat ve özen yükümlülüğü somut olayda muris tarafından ifa edilmediğini, hesap raporunda aleyhe hususları kabul etmediklerini, kusur durumlarını detaylı izah ihtiva şekilde rapor tanzimi için dosyanın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Dairesine tevdi edilmesi gerektiğini, davalı müvekkili lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi mucibince vekalet ücretine hem hükmedilmediğini hem de hükmetmiş olduğu vekalet ücretlerinin de eksik bir biçimde hüküm altına alındığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk
6100 sayılı HMK Geçici 3. maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’un 427 ilâ 444. maddeleri, 6100 sayılı HMK'nın 26. ve 303. maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'un 332 ve 98. maddeleri gereğince uygulanan aynı Kanunun 41, 42, 43, 44, 46 ve 47. maddeleri ile 53. maddesi, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 2. maddesi gereğince uygulanma olanağı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi,
manevi tazminatın belirlenmesi yönünden 22.06.1996 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, usuli kazanılmış hak yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
A)Davacı anne ve davacı baba yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasına göre karar tarihi itibariyle iş mahkemelerinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları hariç miktar veya değeri bin lirayı geçmeyen davalar hakkındaki nihaî kararlar kesindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, HUMK’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanunun 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça düzenlenmiştir.
16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanun'un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
Temyiz kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi, tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi hükmü gereğidir.
21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2022 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 5.815,74 TL olarak değiştirmiştir.
Somut olayda Mahkemece verilen19.01.2022 tarihli kararda davacılardan anne ve baba için 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği ve 5.000,00 TL reddedildiği ve kararın davacılar ve davalılar tarafından temyiz edildiği gözetildiğinde dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir davacının her bir tazminat isteminin diğer istemlerden bağımsız ve ayrı olarak temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, anılan hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, bu hükümlere yönelik temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B)Diğer hükümler yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalılar vekillerinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davaları nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın tahsiline ilişkindir. Bu nedenle haksız zenginleşmenin ve mükerrer ödemenin önüne geçmek için ilk peşin sermaye değerinin rücuya tabi kısmının hesaplanan tazminattan düşülmesi gerekir.
3.Davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Kanun'un 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
4.Adalet Komisyonunun 55. maddesinin gerekçesinde; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez.
Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” düzenlemesi mevcuttur.
5.Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2. maddesinde; “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” düzenlemesi yer almıştır. Dairemizin ve giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
6.Mahkemece itibar edilen 29.11.2021 tarihli hesap bilirkişi raporunda hak sahibi eş Hüsna'nın gerçek zararının 32.989,15 TL olduğu ancak hesaplanan bu miktardan Kurum tarafından bildirilecek fiili ödemeler ile dosya kapsamında mevcut ilk peşin değerli gelirlerin kıyaslanarak düşük olan meblağın %100'ünün tenzili gerektiği, hak sahibi çocuk ...'in gerçek zararının 24.887,24 TL olduğu ancak hesaplanan bu miktardan Kurum tarafından bildirilecek fiili ödemeler ile dosya kapsamında mevcut ilk peşin değerli gelirlerin kıyaslanarak düşük olan meblağın %100'ünün tenzili gerektiği belirtilmiştir.
7. Mahkemece hesap bilirkişisi raporunda, bahse konu hak sahiplerine bağlanan gelirler açısından yapılan fiili ödemelerin Kurumdan tekrar sorularak, dosya kapsamında mevcut fiili ödemeler ile kıyaslanması, düşük olan miktarın bu hak sahiplerinin hesaplanan gerçek zararlarından tenzil edilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen gerekçesiz şekilde işbu davacılar yönünden maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
8.Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, maddi tazminat isteminde bulunan davacı eş Hüsna'ya ve davacı çocuk ...'e bağlanan gelirler açısından yapılan fiili ödemelerin Kurumdan sorularak, dosya kapsamında mevcut fiili ödemeler ile kıyaslanması, düşük olan miktarın bu hak sahiplerinin 29.11.2021 tarihli hesap raporunda belirlenen maddi tazminat alacağından tenzil ederek yapılacak hesabı hükme esas almaktan ibarettir.
9.Öte yandan, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde uyuşmazlık konusu hakkında bir düzenleme bulunmamakla birlikte, tarifenin 3/1. maddesinde; avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulacağı; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek; ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise, her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı belirtilmiştir.
Anılan maddenin amacına ve içtihadı birleştirme kararına hakim olan ilke birlikte gözetildiğinde, birden fazla davacının birlikte dava açması ve tek vekille temsil edilmeleri halinde, davanın kabul edilen bölümü üzerinden davacılar yararına tek, ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmelidir.
10.Somut olayda; her bir davacı lehine kabul edilen kısımlar yönünden ayrı ayrı kabul, reddedilen kısımlar yönünden ayrı ayrı ret vekalet ücreti hükmedilmesi hatalı olmuştur. 11.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 12.O halde, temyiz eden davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak, Mahkemece verilen hüküm bozulmalıdır.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/13219, K. 2024/10397, 5 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama