KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2020/4090 E., 2024/9481 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Temmuz 2024
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Sayısı
- 2014/353 E. 2016/107 K.
- Suç
- Resmi belgede sahtecilik
- Hükümler
- Zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılma, beraat
- Tebliğname görüşü
- Onama
Karar Metni
807 kelime·4 dk okuma·5 bölüm
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2014/353 Esas, 2016/107 Karar sayılı kararı ile sanık ... Tekçi hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliğine iştirak suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında memurun resmi evrakta sahtekarlığı suçundan açılan kamu davasının ise, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan vekilinin temyiz isteği; sanıkların üzerine atılı suçtan cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken bir kısım sanıklar hakkında kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi ve sanık ... hakkında beraat kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. B. Sanık ... müdafinin temyiz isteği; müvekkilinin üzerine atılı suçu işlemediğine, beraatine karar verilmesi gerektiğine ve düşme kararı verilse bile vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Katılan Vekili ve Sanık ... Müdafinin Temyiz İstekleri Yönünden
1. 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında "derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez" şeklindeki düzenleme karşısında dosya kapsamına göre derhal beraat kararı verilebilecek bir halin mevcut olmaması ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168 inci maddesi ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin düzenlenmiş olması,
davanın düşmesine karar verilmesi halinde sanık lehine vekalet ücretine hükmolunacağına dair herhangi bir hüküm bulunmaması karşısında; sanık ... hakkında kurulan hükümde (3) numaralı paragrafta belirtilen hukuka aykırılık dışında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
2. Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Kanun'un 339 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezaların türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin, suç tarihinden hüküm tarihine kadar gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır.
3. Ancak;
Sanıklar hakkında 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmesi yerine, kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş olup, bu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
Sanık ... Tekçi adına düzenlenen 08.09.2003 tarihli bağkur sigortalılık belgesinde İstanbul Un-İş Esnaf odası başkanı olarak ...’un imzasının bulunduğu anlaşılmakla suç tarihinin 08.09.2003 olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5237 sayılı Kanun'un 7 ve 5252 sayılı Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9 uncu maddeleri karşısında; yargılama konusu eylem için, 765 sayılı Kanun’un 339 uncu maddesinin birinci fıkrası (5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrası) uyarınca belirlenecek cezaların türü ve üst haddine göre suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
IV. KARAR
A. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Katılan Vekili ve Sanık ... Müdafinin Temyiz İstekleri Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinin üç numaralı paragrafında açıklanan nedenle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2014/353 Esas, 2016/107 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekili ve sanık ... müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından "ORTADAN KALDIRILMASINA" ibaresinin çıkartılıp yerine "5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca DÜŞMESİNE" ibaresinin yazılması suretiyle hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2020/4090, K. 2024/9481, 10 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama