KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/11387 E., 2010/2132 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
650 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.05.2008 tarih ve 2007/273 - 2008/200 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalılar ...ve ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Bektaşoğlu Yapı Malzemeleri San. ve Tic.Ltd.Şti.’nde uzun yıllar çalıştığını, hizmet akdinin haksız olarak feshedilmesi üzerine müvekkili tarafından 2002 yılında iş mahkemesine açılan davanın müvekkili lehine sonuçlanarak kesinleştiğini, sözkonusu mahkeme kararı icraya konulduğunda borçlu şirketin tasfiyesinin yapılarak sicilden terkin edilmiş olduğunun anlaşıldığını, davalı şirketin tasfiyesine karar verildiği hususunun müvekkili tarafından açılan tazminat davası sırasında gizlenerek şirketin malvarlığının çeşitli muvazaalı eylem ve işlemler ile elden çıkarılarak müvekkilinin zarara uğratıldığını,
bu zarardan hem tasfiye memuru ...’nun hem de ihyası istenen şirketin müteselsilen sorumlu olduklarını, ayrıca şirketin demirbaşı olan aracın şirket ortaklarından ...’na muvazaalı olarak satılmış bulunduğunu, bu nedenle sözkonusu satış işleminin İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca iptali gerektiğini ileri sürerek, davalı şirketin ihyasına, şirkete ait aracın satışına ilişkin tasarrufun iptaline, bu tasarrufun iptali neticesinde elde edilecek meblağın borcu karşılamaya yetmemesi halinde davalı tasfiye memuru ile şirketin bakiye alacak miktarı ölçüsünde tazminatla sorumlu tutulmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin yasal hasım konumunda bulunduğunu, tasfiye sürecinde eksik olarak yapıldığı iddia edilen işlemlerin muhatabının tasfiye memurları olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalılar İbrahim ve ... vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacı tarafından şirket aleyhine açılmış bir dava olduğunun bilinmesine rağmen tasfiyenin kapatılarak şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle şirketin ihyasına ilişkin istemin kabulü gerektiği, davacının açtığı tazminat ve alacak davası sonunda iş mahkemesi tarafından verilen kararın 17.11.2006 tarihinde kesinleşmiş olduğu, ihyası istenen şirket adına kayıtlı aracın ise 24.05.2005 tarihinde davalı ...’na satıldığı, bu durumda satış işleminin yapıldığı tarihte doğmuş bir alacağın bulunmadığı,
davacının alacağını ihya edilecek olan şirketten alıp alamayacağı henüz belli olmadığından tasfiye memuru ve şirkete karşı açılmış olan tazminat davasının da dava tarihi itibariyle yerinde olmadığı sonucuna varılarak, şirketin ihyasına ilişkin davanın kabulüne, diğer davaların ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalılar İbrahim ve ... vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davacının ticaret sicilinden terkin edilen şirketten alacaklı olup, bu alacağı kendisine ödenmeden şirketin tasfiyesinin tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilmiş bulunduğundan şirketin ihyasına ilişkin olarak verilen hükmün doğru bulunmasına göre temyiz eden davalılar ... ve ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece tasarrufun iptali ile şirket ve tasfiye memurunun tazminatla sorumlu tutulmalarına ilişkin davaların reddine karar verilmiştir.
Mahkemece tasarrufun iptali davasında uyuşmazlığın esasına girilerek tasarrufun iptali şartlarının oluşmadığı, diğer istem yönünden ise davacının dava tarihi itibariyle tazminat davasını açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiş ise de bu davalarda kendisine husumet düşen şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olması nedeniyle bu davalara taraf olması hukuken mümkün bulunmadığından bu davanın ihyaya ilişkin dava ile birlikte yürütülerek sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.
Bu durumda mahkemece davacının açtığı tasarrufun iptali ve tazminat istemlerine ilişkin davaların ihyaya ilişkin davadan ayrılmasına karar verilerek ayrı ayrı esaslara kaydedilmesi ve ihya davasının sonucunun beklenerek şirketin ihya edilip tüzel kişiliğini kazandıktan sonra bu davaların sonuçlandırılması gerekirken, anılan davalarda taraf teşkili tamamlanmadan hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/11387, K. 2010/2132, 25 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama