KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12267 E., 2010/3144 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mart 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
505 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22.05.200 tarih ve sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait banka hesabından 3. kişilerce şifre kırılarak para çekildiğini, bankanın durumu müvekkiline bildirmediğini, bankanın internet bankacılığı işinde güvenliği tam olarak sağlayamadığından sorumluluğu bulunduğunu iddia ederek, 15.563 TL’nin 11/04/2007 tarihinden itibaren uygulanacak avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayanarak açıldığından bankanın somut olayda sorumluluğunun bulunmadığını, internet bankacılığında gerekli tüm tedbirleri aldığını, davacı tarafından imzalanan taahhütnamede şifre ve güvenlik koduyla yapılacak işlemlerde tüm sorumluluğun kendisine ait olacağını kabul ettiğini, zararın davacının kusurundan kaynaklandığını ve alacak söz konusu ise davacının muhatabının işlemi gerçekleştiren kişiler olması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı bankanın doğrudan kusuru tespit edilememişse de işlemi yapan 3. kişi hakkında ceza soruşturması akıbetinin hafif kusurundan dahi sorumlu olan banka bakımından etkili olmadığı, gerekli tedbirleri almaması, tek kullanımlık şifre uygulamasını zorunlu kılmaması, müşterileri riskler ve güvenlik konusunda yeterince bilgilendirmemesi, havale ödenirken gerekli özeni göstermemesi, para çıkışı olan hesap sahibinin bilgilerine başvurmaması nedeniyle kusurunun bulunduğu, davacının da güvenlik uyarılarını dikkate almaması,
kişisel bilgilerini 3. kişilerden koruma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirmemesi, tek kullanımlık şifre uygulamasını tercih etmemesi nedeniyle 1/5 oranında müterafık kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın 12.480 TL üzerinden kısmen kabulüne, kabul edilen alacağın 3. kişinin hesabına aktarıldığı tarih olan 11/04/2007 tarihinden itibaren uygulanacak değişken oranda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve bankaların kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlü bulunmasına (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi), mevduat sözleşmesinin ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşme olmasına,
BK.’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alanın, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecbur bulunmasına, yine aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarının mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayanın bu parayı kendi yararına kullanabilecek olmasına, bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paraların aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağının aynen devam etmesine,
yine davacıya ait paranın davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan çekilmiş bulunmasına, bu durumun davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtaramayacak olmasına ve BK'nun 99. maddesi uyarınca sorumsuzluk anlaşmasının geçersiz bulunmasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12267, K. 2010/3144, 22 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama