KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13593 E., 2010/5070 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
624 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/07/2008 tarih ve 2006/1-2008/204 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalının müvekkileri adına marka, ticaret unvanı ve işletme adı olarak tescilli bulunan "DIAMOND" ve "Diamond Mücevherat" ibareleri ile iltibas yaratacak şekilde "DIAMOND" ibaresini marka ve ticaret unvanı olarak kullandığını ileri sürerek, davalının müvekkilerine ait marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturan fiillerinin tespit ve önlenmesini, hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 10 yıldır kulandığı ve kuyumculukta "elmas" anlamına gelen "DIAMOND" ibaresinin, dava dilekçesinin tebliğinden 10-12 gün önce tabelalarından silindiğini ve dava ile elde edilmek istenen hukuki yararın ortadan kalktığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 10.12.2002 tarihli ilama dayanılarak, davacı taraf markalarının "Diamond + Şekil" ve "Diamond Mücevherat + Şekil" ilaveli markalar olup her ikisinin de mücevher ve saat emtealarını kapsadığı, davacının ticaret unvanının davalıdan önce tescil edilmiş olsa da davalının ticaret unvanında "Diamond" ibaresinin yer almadığı, yargılama sırasında davalıya ait "Bodrum Diamond" ve "Diamond E.C.+ Şekil" markalarının bulunduğunun, bu markaların başvuru tarihlerinin 28.06.2000 ve 21.02.2001 olduğunun ve dava tarihli itibariyle her iki markanın da geçerli bulunduğunun görüldüğü,
bu markalardan "Bodrum Diamond" markasının hükümsüzlüğüne karar verilse de diğer marka hakkındaki hükümsüzlük davasının reddedildiği, dava tarihinde geçerli olan "Bodrum Diamond" ve halen geçerli olan "Diamont E.C.+şekil" markalarının davalıya hukuki koruma sağladığından markay tecavüz ve haksız rekabet taleplerinin yerinde görülmediği, davalının da dava öncesi kullanımının "E.C.Diamond" biçiminde olduğu, bu kullanımın davalının halen tescilli markasıyla birebir aynı olmasa da hukuka uygun bulunduğu, kaldı ki "Diamond" ibaresinin Türkçe'de "Elmas" anlamına geldiği ve kuyumculuk sektöründe ortalam tüketici nezdinde bu anlamıyla bilindiği,
dolayısıyla ayırt edici niteliğinin bulunmadığı ve davalının kulanımının bu açıdan da marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespit ve önlenmesi ile hüküm özetinin ilanı istemlerine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar davalı şirket adına dava tarihi itibariyle tescilli olan “Bodrum Diamond” markası ile halen geçerli bulunan “E.C. Diamond + Şekil” markalarının davalıya hukuki koruma sağladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, bu markaların davalıya hukuki koruma sağlayabilmesi için, tescil edildikleri şekilde kullanılmaları gerektiği de açıktır.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden ise davalının dava tarihinde markalarını tescil ettirdiği şekilde değil, tescilli markalarının asıl unsuru olan “Diamond” ibaresini tek başına veya davacı markalarıyla iltibas oluşturacak biçimde öne çıkararak, işyeri tabelalarında ve broşürlerinde kullandığı anlaşılmaktadır.
Davalı şirketçe dava tarihinden önce bu kullanıma son verildiği savunulmuşsa da, davacılar tarafından sunulan fotoğraflardan, davalının daha sonra bu kullanımına yeniden başladığı, yargılama boyunca da markalarının kullanımını sürekli olarak değiştirdiği ve giderek davacı markasına yaklaştırmaya çalıştığı görülmektedir. Bu türden bir kullanımın 556 sayılı KHK.’nin 9 ve 61. maddeleri uyarınca marka hakkına tecavüz oluşturacağı açıktır.
Kaldı ki davalının bu kullanımının dava tarihinden kısa bir süre önce terkedilmiş olması halinde dahi davacının, marka hakkına tecavüzün mahkeme kararı ile tespit ettirip önlenmesini sağlamakta hukuki yararı vardır. Her ne kadar 556 sayılı KHK.’de önleme (men) davasından söz edilmemiş olsa da bir tecavüz tehlikesinin varlığı halinde, anılan hükümlerin önleme talebini de içerdiği, hem Dairemizce hem de öğretide duraksamasız olarak kabul edilmektedir (Prof.
Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 4. Bası, s:461).
Bu durum karşısında mahkemece, uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13593, K. 2010/5070, 10 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama