KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13635 E., 2010/9758 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
443 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.10.2007 tarih ve 2007/210 - 2007/328 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.10.2010 gününde davacı avukatı ...ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin tahsil ettiği parayı müvekkillerine ödememesi üzerine, davacıların Almanya’da Stuttgart Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı alacak davası sonunda 25.4.2006 tarihli karar ile davalının 25.539.03 Euro ana parayı %5 faizi ile birlikte ödemesine karar verildiğini, ayrıca masraflara ilişkin ek karar da verildiğini, kararın 1.08.2006 tarihinde kesinleştirildiğini, o davanın kamu düzenine ilişkin sonuçlarının bulunmadığını, tenfiz koşullarının tamamının oluştuğunu ileri sürerek, anılan yabancı mahkemenin asıl ve ek kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, karar tebliğinin Lahey Sözleşmesine göre yapılmadığını, diğer tenfiz koşullarının da oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesine göre tebliğinin yapıldığı halde, yabancı mahkemece gıyapta görülen davada verilen kararın doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi, kamu düzenine aykırı da olduğu, bu durumda davanın MÖHUK’nun 38/c ve d maddeleri gereğince reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili ile katılma yolu ile davalı vekili temyiz etmiştir.
Tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde olması karşısında, mahkemece hükmedilen yargılama harcı ile davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinin, nispi değil maktu olarak belirlenmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları isabetsizdir.
Öte yandan, yabancı mahkeme kararının davalı yana tebliğinin Lahey Sözleşmesine göre yapılmadığı, posta yolu ile tebliğ yoluna gidildiği, bu durumda MÖHUK’nun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği, bunun bir tenfiz engeli oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, aynı sonuca incelenmesine gerek kalmayan diğer tenfiz engelleri ile ilgili diğer gerekçelere dayanılarak varılması karşısında,
bu gerekçeler ile ilgili davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının ve davalı vekilinin ise kamu düzenine aykırılık hallerinin bazı hususlar bakımından da gerçekleştiğine ve bunların da gerekçede yer alması gerekirken gerekçede gösterilmediğine yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmeksizin, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının sonucu itibariyle reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13635, K. 2010/9758, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama