KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/7313 E., 2010/3030 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mart 2010
- Mahkemesi
- Konya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
668 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya Asliye 1.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.10.2007 tarih ve 2007/48-2007/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 16.03.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatları Av.... ... ve Av.... geldiler, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği paranın ödenmemesi üzerine davacı tarafından Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, mahkemece 20.11.2005 tarihinden 16.003,44 Euro asıl alacak ile 3.466,48 Euro yargılama giderinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, anılan mahkeme kararının temyiz edilmeyerek 23.03.2006 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 7 O 344/04 sayılı kararın ve masraflara ilişkin karar ile usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkemede açılan davada dava dilekçesinin ve tenfizi istenen kararın müvekkiline usulünce tebliğ edilmediğini, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının MÖHUK'nun 34.maddesi gereğince tenfizinin istenemeyeceğini, tenfizi istenen mahkeme kararının Türk mahkemelerinden verilmiş karar ile çeliştiğini, bu durumun kamu düzenine aykırı olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre tebligatın hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin gıyapta verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı, bunun da kamu düzenine aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen hükmün tenfizine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen ve gıyapta verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa tenfizi istenen Dortmund Eyalet Mahkemesi’nde görülmekte olan davada dava dilekçesinin Adalet Bakanlığı Huku ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı ... İnşaat Tarım ve San İşletme Tic.A.Ş. tarafından vekil tayin edilen Av....’e 01.11.2005 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakta olup, davalı tarafın ne şekilde savunma hakkının kısıtlandığı mahkemece tartışılmamıştır.
Bu durum karşısında, tenfize konu yabancı mahkemede açılan davada dava dilekçesinin tebliğiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı’ndan alınan belgeler ile kararın tebliğinde Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının irdelenip, davalının açıklamaları dikkate alınıp, tenfiz koşullarının bulunulup bulunmadığı değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/7313, K. 2010/3030, 18 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama