KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/9720 E., 2010/668 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
849 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 29/12/2006 tarih ve 2003/675-2006/724 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olup dava konusu meblağ 10.980 TL’nın altında bulunduğundan HUMK’nun 3156 sayılı Kanun ile değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı nezdinde açtırdığı hesabından davalının talimatı olmaksızın faiz kesintisi olarak tek taraflı olarak 3.883.004.971 lira çektiğini ileri sürerek, bu meblağın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiş, karşı dava açarak, aynı meblağ için menfi tespit isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, gabin koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karar, Dairemiz'ce eksik inceleme gerekçesiyle davalı - karşı davacı banka yararına bozulmuş, bozmaya uyulmuş, bankanın müzayaka halinde olduğu, davacının hesabından yaptığı faiz kesintisinin doğru bulunduğu gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı - karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka tarafından ödenmeyen mevduat faizi alacağının tahsili; karşı dava ise, davacının hesabına tahakkuk ettirilen 0/N(Over Night) faiz alacağının aşırı bölümünün gabin, ahlaka ve hukuka aykırılık nedenleriyle, davalı-karşı davacı bankanın asıl davada istenilen miktarda borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece,bozmaya uyulmuş,asıl davanın reddine, karşı davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Gerçekten de,temyiz incelemesinden geçen çok sayıdaki emsal davalarda alınan bilirkişi kurulu raporlarından bilindiği üzere, davalı-karşı davacı bankaya devredilen İktisat Bankası T.A.Ş.’nin 01.01.2001-14.03.2001 tarihleri arasındaki dönemde birikmiş zararının 1.9 katrilyon TL. na ulaştığı, bankanın müzayaka halinde bulunduğu, banka devir bilançosu ve bağımsız denetçi raporu ile sabit olduğundan, bankanın içinde bulunduğu yüksek likidite ihtiyacı nedeniyle mevduat kaçışını engellemek için yüksek oranda faizler ödediği,
mevcut hesapların miktarı ne olursa olsun İktisat Bankası AŞ. tarafından uygulanan faiz oranlarının müzayakadan kaynaklandığı, davacının da davalı bankanın düştüğü müzayaka halinden yarar sağladığı, davalı bankanın, 27.02.2001-14.03.2001 tarihleri arasında, TMSF bankaları dışındaki bankaların ve İMKB’nın verdiği faiz oranlarından daha yüksek faiz verdiği,davalı bankanın 62 şubesinin bulunduğu ve Fona devir tarihi olan 14.03.2001 itibariyle incelenen blançosuna göre,zarar ettiği, öz kaynaklarının eksiye dönüştüğü, topladığı mevduatları zararla kaybettiği, kriz döneminde toplanan mevduatın yarısının bir günlük vadeli olduğu,
diğer anlatımla, bu yarının kısa sürede bankadan çıkacak mevduat olduğu, kriz olmasaydı dahi, bankanın kendi imkanları ile büyüme ve gelişme göstermesinin mümkün olmadığı, davalının nakit açığını gidermek için yüksek faizle mevduat toplama yolunu seçtiği tespitlerine yer verilmiştir.Bu durumda, gabinin koşullarının mevcut olmadığı, davalı bankanın uygulayacağı faiz oranlarını bizzat belirleyip umuma ilan ettikten sonra münferit bir müşterisinin gabinine maruz kalamayacağı sonucuna varılmamalıdır.
Hukuk Genel Kurulu’nun Dairemizce de benimsenmekte olan E:2007/19-63, K:2007/52 numaralı kararında da belirtildiği üzere. Davalı/karşı davacı Bankanın, anılan dönemde, hem piyasadan para toplayabilmek ve hem de, mevcut hesaplardaki paraların çekilmesini önlemek, günlük ödemelerini karşılamak için, bunlara normalin çok üzerinde faiz uygulamak zorunda kaldığının; başka bir ifadeyle, müzayaka halinde bulunduğunun kabulü zorunludur.
Davalı/karşı davacı Bankanın yönetim ve denetiminin, mali bünyesindeki zaafiyetten dolayı 15.03.2001 tarihinde TMSF’na devredilmiş olması da, varılan bu sonucu teyit etmektedir.
Yine, basiretli, müdebbir davranmakla yükümlü bulunan davacı/karşı davalının, 2001 yılı başlarında Ülkemizde yaşanan ve esasen belirtileri daha önce ortaya çıkmış olan ekonomik krizin olası sonuçlarını öngörememiş olabileceğinin, davalı/karşı davacı bankanın ve benzeri durumdaki, mevduat hacmi ve şube sayısı düşük, sayıları az ve fakat mevduatları yüksek hesap sahipleriyle çalışan başka bazı bankaların, kamuoyuna açıklıkla yansıdığı için toplumun genelinde dahi bilinen mali durumlarından, nakit sıkıntılarından haberdar bulunamayabileceğiniN kabulü mümkün değildir.
Davacı/karşı davalının, buna rağmen uyuşmazlık konusu dönemde mevduat hesabında önemli miktarda para bulundurmasının, banka mevduatlarının sınırsız olarak Devlet güvencesi altında bulunmasından ve davalı/karşı davacı Bankanın da nakit para sıkıntısı çekmesinden, müzayaka halinde olmasından yararlanmak suretiyle, fahiş oranlarda faiz geliri elde etme amacına yönelik bulunduğu kabul edilmelidir.
Davalı/karşı davacı Bankanın mali açıdan zorluk yaşamasının, nakit para sıkıntısı içine düşmesinin, müzayaka haline girmesinin kısmen kendi zaaflarından ve yönetimindeki basiretsizliklerden kaynaklanmış olması, başka bir ifadeyle, müzayaka halinin oluşmasında kendi kusurunun da bulunması, davacı/karşı davalının bu durumdan yararlanma isteğini hukuken meşru ve haklı kılamaz.Faiz, sermayenin ondan mahrum kalınan süredeki getirisidir ve faiz oranının belirlenmesinde, o andaki ekonomik koşullar önemli bir rol oynar.
Ülkedeki aynı ekonomik koşulları yaşayan diğer bazı bankaların ve aracı kurumların, nakit para sıkıntısı içerisinde olmadıkları için daha düşük oranlarda faiz uygulamak suretiyle faaliyetlerini sürdürebildikleri bir dönemde, davalı/karşı davacı Bankanın nakit para sıkıntısından dolayı, davacı/karşı davalıya sermayenin mahrum kalınan normal getirisinin çok üzerinde, fahiş oranlarda faiz vermek zorunda kalması,
genel ekonomik koşullardan daha çok, kendisinin özel durumundan, daha açık bir ifadeyle müzayaka halinden kaynaklanan bir sonuç olarak kabul edilmelidir.Medeni Kanun’un 2.maddesine göre, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranmak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzenince korunmaz.
Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı-karşı davalı vekilinin asıl davada ve karşı davada verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/9720, K. 2010/668, 25 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama