KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/9797 E., 2010/734 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
512 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 7.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20.03.2008 tarih ve 2007/92-2008/114 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalının mudisi olduğunu, hesabından rızasına aykırı şekilde internet yolu ile dava dışı kişi adına başka bir şubeye havale yapıldığını, havale tutarının bu kişi tarafından alındığını, müvekkilinin zararının karşılanmadığını ileri sürerek, 11.400.25 YTL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, işlemin davacının şifresinin kullanılarak gerçekleştirildiğini, müvekkilinin bir kusurunun olmadığını, sözleşmede durumun açık olarak belirlendiğini, güvenlik önlemleri bakımından gerekli uyarıların yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının hesabından yapılan havalenin internet bankacılığı işlemi ile gerçekleştirildiği, hesap sahibinin şifre bilgilerini saklamakta özen göstermemesi ve üçüncü kişilere hesaba ulaşma olanağı sağlanması durumlarında oluşan zararlardan hesap sahibinin sorumlu olacağı, davalının sorumlu tutulabilmesi için merkez bilgisayara girilmesi ve güvenliğin sağlanmamış olmasının gerektiği, davalı bankanın kusuruna rastlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61 nci maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307 nci maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1 nci maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davacının davaya konu internet yolu ile yapılan işlemde kullanılan şifre ve parola gibi kişisel bilgilerinin davacının kusuru ile ele geçirildiği kanıtlanmadığı gibi, dava dışı havale alıcısıyla davacının eylem ve işbirliği içinde olduğu hususu da savunulmamıştır. Ayrıca, taraflar arasındaki sözleşmede mevcut sorumsuzluk hükmünün BK'nun 99/2 nci maddesi karşısında davacıyı bağlayıcı yönü de bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, davalının, davacının hesabından bilgisi ve rızası dışında çekilen paradan sorumlu olduğu, hesapta bulunan parayı kötü niyetli kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmediği, şifrenin ele geçirilmesinde davacının kusurunu ispat edemediği dikkate alınıp, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/9797, K. 2010/734, 25 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama