KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/9880 E., 2010/1000 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
745 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.05.2008 tarih ve 2004/350-2008/216 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının Avrupa ülkelerinden ithal ettiği malların taşınmasının müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, toplam (55.053.086.062)TL tutarındaki bekleme ücreti alacaklarının tahsili amacıyla girişilen icra takibinin, davalının haksız itirazı sonucu durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptalini ve %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında bekleme ücreti alınmayacağına ilişkin sözlü anlaşmaya varıldığını, davacı tarafından müvekkiline gönderilen 28.08.2003 tarihli e-mailin bunu teyit ettiğini savunarak davanın reddini istemiş, %40 oranında kötüniyet tazminatının da davacıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin temelini, davalı şirket kaşe ve imzasını taşıyan 15.08.2003 tarihli faks metninin oluşturduğu, bu sözleşmeye göre davacının koşulların oluşması halinde bekleme ücreti isteyebileceği, davacı tarafından davalıya gönderilen faks metinlerinde davalının eksik evrakından dolayı araçlarının beklemeye maruz kaldığının ve bekleme ücreti talep edileceğinin bildirdiği halde davalı tarafından bu yazılara bir itirazda bulunulmadığı,
davalının beklemenin kendisinden kaynaklanmıyorsa veya eksik evrak mevcut değilse basiretli bir tacir olarak derhal durumu davacıya bildirmesinin gerektiği, hem bu durum hem de hayatın olağan akışı gözetildiğinde beklemenin davalının eksik evrakından kaynaklandığının kabul edildiği, davalının dayandığı 28.08.2003 tarihli e-mailin kesin kanıt oluşturamayacağı, kaldı ki davalının daha sonra 04.12.2003 tarihinde bekleme ücreti olarakkabul ettiği 28.11.2003 tarihli fatura nedeniyle davacıya (5.000)Euro bekleme ücreti ödediği,
davacının bekleme ücreti talebinden vazgeçmiş olması halinde davalının bu ödemeyi yapmaması gerektiği, davalının 15.11.2006 tarihli oturumda davacıya yemin teklif etmeyeceğini bildirdiği, alacağın likid olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının toplam (44.108,18)YTL üzerinden iptali ile takibin devamına, %40 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının taraflar arasında kararlaştırılmış bir bekleme ücretinin varlığını, miktarını ve sürelerini usulüne uygun şekilde ispatlamış bulunmasına, yine dava konusu alacağın likid olması karşısında mahkemece davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak dava, bekleme ücretinin tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davalının dava konusu bekleme ücretinden sorumlu tutulabilmesi için yukarıda açıklanan hususların yanında, beklemenin davalının sağlaması gereken belgelerin eksik, yetersiz veya usulüne aykırı olmasından kaynaklandığının ispatlanması gerektiği de açıktır.
Somut uyuşmazlıkta ise davalı vekili, ithal ettiği mallar için gerekli belgelerin müvekkili tarafından davacı taşıyıcıya sağlanması gerektiği iddiasına karşı çıkmamış, sadece bu konuda bir kusurunun olmadığını savunmuştur.
Mahkeme ise dava konusu taşımayı yapan araçların bekleme nedenlerini Halkalı Gümrük Müdürlüğü’nden sormuş, cevaben bekleme nedeninin tam olarak bilinmediği, ancak beklemenin ithalatçı firmadan kaynaklanmış olabileceği bildirilmiş, bu konuda görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da gümrük müdürlüğünün ellerindeki belgeleri inceleyip cevap verebilecekken soyut ifadeler kullandığı ve bu durumda davalı ithalatçı şirkete kusur izafesine imkan bulunamadığı belirtilmiştir.
Anılan gümrük yazısından ve davacı tarafından keşide edilen faks yazılarına davalı tarafından itirazda bulunmamasından hareketle mahkemece, beklemenin davalının sağladığı evrakın eksik olmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Oysa sadece yetersiz gümrük yazısına ve davalının bu şekilde sessiz kalmasına dayanılarak, beklemenin davalının kusurundan kaynaklandığının kabul edilmesi doğru değildir.
Yine mahkemece karar yerinde davalının yemin teklif etme hakkını kullanmadığı gerekçesine de dayanılmışsa da mahkemece 27.09.2006 tarihli oturumda davalıya tamamlayıcı yemin teklif edilmiş, ancak 07.03.2007 tarihli oturumda hem davacıya hem de davalıya icapsız yemin teklifinde bulunulduğu sonucuna varılarak anılan ara kararından dönülmüştür. Dolayısıyla mahkemece davalının yemin teklif hakkını kullanmadığı gerekçesine dayanılması da doğru değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, beklemenin neden kaynaklandığı konusunda gerekirse dosyada birer örneği bulunan “tır karneleri” ile “tutanaklar” da eklenmek ve dava konusu taşımayı yapan ve beklemeye maruz kalan tır plakaları ve taşıma tarihleri de belirtilmek suretiyle gümrük müdürlüğünden yeniden ayrıntılı araştırma yapılması, daha sonra yine gerekirse içinde bir gümrükçü bilirkişinin de bulunduğu heyetten rapor alınmak suretiyle somut olay yönünden tarafların kusur durumunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/9880, K. 2010/1000, 1 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama