KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/10736 E., 2011/3365 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Mart 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
814 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.09.2007 tarih ve 2006/65-2007/517 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi TMSF vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yönetimine TMSF tarafından elkonulduğunu, davalıların ise el koyma kararı öncesinde müvekkili şirketin yönetim kurulu üyeleri, denetçileri, finans koordinatörü ve muhasebe direktörü olarak müvekkili şirketin kasa açığından sorumlu olduklarını ileri sürerek, 22.432,05 TL nın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davanın takip edilmemesi üzerine mahkemece dava dosyasının işlemden kaldırılmasına ve ardından davanın açılmamış sayılmasına dair verilen kararın ardından dava dışı TMSF vekili kanuni halef sıfatıyla müvekkilinin davaya kabulü talebi üzerine mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek dosyadan el çekildiği gerekçesiyle TMSF vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, TMSF vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 5411 sayılı Yasa’nın 138. maddesindeki hükmün madde başlığından da anlaşılacağı üzere istisnai bir hüküm olup anılan yasa hükmünde davacı (yasal halef) TMSF bakımından, sadece aynı yasanın 107. maddesine göre el konulan bankanın alacaklarının devralınması halinde açılacak davalar bakımından HUMK’nun 409. maddesindeki süreler de dahil her türlü usuli sürenin dokuz ay süre ile duracağının öngörülmüş olmasına,
davanın TMSF tarafından devralınan banka alacakları ile ilgisinin bulunmamasına, istisnai nitelikteki hükümlerin genişletici yoruma tabi tutularak istisnanın genişletilmesinin olanaksız olmasına ve bu nedenle de 5411 sayılı Yasa’nın 134/9. maddesi uyarınca TMSF’nun davacı şirketin halefi sıfatıyla işbu davayı sürdürme hak ve yetkisi var ise de, aynı yasanın 138. maddesindeki istisnai hükümden bu davada yararlanmasının mümkün bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
KARŞI OY YAZISI
Dosya kapsamından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurul’nun 03.07.2003 tarih ve 1085 sayılı kararı ile Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılmasına karar verildiği, daha sonra da Fon Kurulu’nun 13.02.2004 tarih ve 13 sayılı kararı uyarınca uzan Grubu’na ait şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimin TMSF tarafından devralındığı, davacı şirket eski yönetim ve denetçileri hakkında kasa açığına sebebiyet verdiklerinden dolayı 22.432,05 YTL’nın tahsili için davacı şirket tasfiye memurları tarafından 13.02.2006 tarihinde bu davanın açıldığı,
davanın devam sırasında davacı şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun Kontrolündeki Şirketlerin Tasfiyesine Dair Yönetmeliğin 8-12. maddelerine göre şirketin kaydının terkinine Fon Kurulu’nun 04.04.2007 gün ve 141 sayılı kararı ile karar verildiğini ve 19.04.2007 tarihinde sicilden terkin edildiği, davanın 19.04.2007 tarihinde müracaata kaldığı, 19.07.2007 tarihinde de HUMK’nun 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmış olup, esasen bu hususlarda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Somut olayda ihtilaf eski yöneticilerin kasa açığından doğan sorumluluklarının ve bundan kaynaklanan tazminatın banka alacağı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
5411 sayılı Yasa’nın 134/10. maddesinde “Bu Kanun’un 71. maddesinin birinci fıkrası (e) bendi hükmü uyarınca faaliyet izni kaldırılan veya Fon’a devredilen bankalar ile tasfiyeye tabi tutulan veya tasfiyeye başlatılan bankaların bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen gerçek ve tüzel kişiler ile gerçek kişilerin kan veya kayın kısımlarının edindikleri ve/veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, her türlü mal, hak ve alacakların banka kaynağı kullanmak suretiyle edinildiği ve/veya edindirildiği kabul edilir”.
Bu durumda Fon edinmelerin kötüniyetli ve banka kaynaklarının istismarına yönelik olduğunu kabul ederse bu madde hükümlerini uygulayarak banka kaynaklarını geri almaya çalışacaktır. (Prof.Ahmet Battal, Bankacılık Kanunu Şerhi, II.Baskı 2007, Sh.400). Bu durumda kasa açığı şeklinde tezahür eden alacağın banka alacağı olarak kabulü gerekir.
5411 sayılı Kanun’un 134/9. maddesi hükmüne göre tasfiye olan şirketlerin hakim ortakları ve yöneticileri ile üçüncü şahıslar aleyhine açılan şahsi sorumluluk, iflas ve alacak davaları Fon tarafından Kanuni halef; ceza davaları Fon tarafından Kanuni müdahil sıfatı ile devam ettirilir.
Tasfiye Yönetmeliği’nin 8. maddesine göre “şirket veya iştirakin tasfiyesine dair kurul kararı, şirket veya iştirakin infisah ettirilmesi anlamında olup, bu şirket veya iştirak kurul kararı ile görevlendirilen Tasfiye Komisyonu’nun yazılı bildirimi ile ilgili sicilden başkaca bir işleme gerek kalmaksızın terkin olunur”, aynı yönetmeliğin 12. maddesi “Tasfiye olunan şirket veya iştiraklerin hakim ortakları ve yöneticileri ile üçüncü şahıslar aleyhine açılan şahsi sorumluluk, iflas ve alacak davaları Kanuni halef;
ceza davaları kanuni müdahil sıfatıyla Fon tarafından devam ettirilir”, aynı Yasa’nın 138. maddesine göre “Bu Kanun’un 107. maddesi uyarınca bir Bankanın, borçlarının, taahhütlerinin yüklenilmesi veya alacaklarının devralınması halinde, bu borç, taahhüt ve alacaklarla ilgili olarak açılmış veya açılacak dava ve icra takiplerinden kanunlarda yazılı zamanaşımı ve hak düşürücü süreler dahil her türlü süre alacağın devralındığı veya borcun taahhüdünün yüklenildiği tarihten itibaren Fon bakımından dokuz ay süre ile durur” hükmünü amirdir.
Dava eski yöneticiler hakkında açılmış sorumluluk davası mahiyetinde olduğundan yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerekir.
Bu nedenle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 25.03.2011
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/10736, K. 2011/3365, 25 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama