KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/18 E., 2010/5798 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
629 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.09.2008 tarih ve 2008/409 - 2008/428 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Essen Asliye Mahkemesi'nce 28.02.2007 tarihinde davalı hakkında 25.717,98 EURO ve mahkeme masraflarına ilişkin 2.267,44 EURO'yu faiziyle birlikte ödemesine karar verildiğini, kararın taraflara tebliğ edilerek 24.09.2007 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, anılan kararın MÖHUK'nun 34 vd. maddeleri uyarınca tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, olayda MÖHUK'nun 38.maddesinde belirtilen tenfiz şartlarının bulunmadığını, zira kamu düzenine ilişkin ve kesin bir yetki kuralı olan HUMK'nun 17.maddesi uyarınca Yozgat Mahkemeleri'nin yetkili bulunduğunu, dava konusu kararın gıyapta verildiğini ve müvekkilinin savunma hakkına uyulmadığını bildirerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 8 0 308/06 sayılı karar aslının ve tercümesinin dosyada bulunduğu, kararın kesinleştiği, MÖHUK 54/1-ç bendine uygun karar verildiği gerekçesiyle MÖHUK 54 madde uyarınca ilamın tenfizine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1.maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir.
Aynı yasanın 38.maddesinde düzenlenen tenfiz şartları.
Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır.
Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10.maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10.maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 O 308/6 sayılı gıyabi kararında, kararın bir suretinin davalıya 21.03.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 24.09.2007 tarihi yazılı olduğu belirtilmiştir.
1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi aksine kararın Alman Hukuku’na göre postaya verilmek suretiyle davalıya tebliğe çıkarıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya kararın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, tebligat kamu düzenine ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu,
MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise tenfiz isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar nazara alınarak, tenfize konu kararın doğrudan posta yoluyla davalıya tebliğ edilmesi karşısında, kararın ne şekilde kesinleşmiş olduğu hususu karar yerinde tartışılıp değerlendirilmeden yazılı gerekçelerle hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/18, K. 2010/5798, 24 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama