KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/2033 E., 2010/7772 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
700 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.10.2008 tarih ve 2005/213 - 2008/288 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatif ortağı iken 24.11.2000 tarihinde gönderdiği ihtarname ile ortaklığından ayrıldığını bildirdiğini, ancak davalı tarafından işlem yapılmadığından tekrar 16.03.2001 tarihli ihtar ile çıkma iradesinin bildirildiğini, davalıya aidat bedeli dışında 4 adet toplam 2.000,00 TL'lık borç senedi verildiğini, kooperatifin senetleri üçüncü şahıslara ciro etmesi nedeniyle müvekkili hakkında icra takibi yapıldığını, davalının müvekkilinin ödemelerini iade etmediği gibi takibe maruz kalmasına neden olduğunu ileri sürerek, 7.500,00 TL aidat ödemesi ile 100,00 TL zemin etüt masrafının müvekkiline iadesine, müvekkilince verilen bonolardan dolayı borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada ise, ödenen aidat ve zemin etüt bedeli toplamı olan 7.600,00 TL'nın asıl dava tarihinden itibaren işlemiş faiz miktarının 10.495,00 TL olduğunu ileri sürerek, 10.495,00 TL'nın ödenmesine ve asıl alacağa birleşen dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce eksik inceleme yapıldığından bahisle bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının 7.500,00 TL aidat, 100,00 TL zemin etüt gideri ödemeleri yaptığı, bu nedenlerle de 7.600,00 TL alacağının olduğu, davacının keşide ederek davalıya verdiği 4 ayrı bono nedeniyle 2.000,00 TL borçlu olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, faiz istemine ilişkin birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz istemi bakımından; 21.05.1985 gün ve 1984/5 Esas, 1985/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, harca tabi olmasına rağmen hesap edilip ilgilisinden alınmadan, temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçeleri hakkında da HUMK'nun 434/3. maddesinde öngörülen eksik harç ödenmesi ile ilgili işlemin kıyasen uygulanması ve bu durumda temyiz isteminin, temyiz defterine kaydedildiği tarihte yapılmış sayılması gerektiği açıklanmıştır.
Dava dosyasında, davalı vekilinin temyiz harcını yatırdığına ilişkin bir makbuza ve temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiğine ilişkin Işleme rastlanmamıştır.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, davalı vekilinin temyiz süresi içerisinde temyiz istemine ilişkin olarak harç yatırmadığı, temyiz defterine kaydettirmediği anlaşılmış olmakla, davalı vekilinin temyiz isteminin, HUMK'nun 432/4. maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz istemine gelince; Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3-Asıl dava kooperatif ortaklığından istifa eden davacının çıkma payı alacağının tahsili, birleşen dava ise, çıkma payı alacağına uygulanacak faizin tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf davayı birleşen dava bakımından temyiz etmiştir.
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17. ve Kooperatif ana sözleşmenin 15. maddelerinde, kooperatiften çıkma payının ne zaman ödeneceğine ilişkin hükümler öngörülmüştür. Buna göre, davacının istifasını izleyen ve istifa edilen yılın bilançosunun kabul edildiği genel kurulu takip eden bir ayın sonunda temerrüt oluşmaktadır. Bundan çıkan sonuca göre, kanun ve ana sözleşmede ödeme tarihi belirlenmiş olduğundan, temerrüt için ayrıca ihtara gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı taraf öncelikle çıkma payı alacağına ilişkin olarak asıl davayı açmış, sonrasında ise birleşen dava ile çıkma payı alacağına uygulanacak faiz alacağına ilişkin istemde bulunmuştur.
Faiz, her ne kadar, fer’i nitelikte bir alacak ise de, bunun asıl alacak davasından ayrı, başlı başına bir dava ile istenmesini engelleyen bir kanun hükmü yoktur. Bu bakımdan, önceden açılmış olan alacak davasında faiz isteme hakkının saklı tutulduğunun bildirilmemiş olması da, faizin ayrı bir dava ile istenmesine engel değildir.
Bu durumda, mahkemece, davacı yanın faiz alacağına ilişkin isteminin yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, gerekçe gösterilmeksizin birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/2033, K. 2010/7772, 1 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama