KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/5531 E., 2010/11993 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
552 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18.11.2008 tarih ve 2006/671-2008/678 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, satıcı davalının fabrikasına yurt dışından gelen araç parçası emtiasının, Adapazarı’ndaki fabrikadan İstanbul’a taşınması nedeniyle navlun ve sigorta vs. ücretinin dava dışı taşıyana müvekkilince ödendiğini, faturaya bağlı bu alacağın davalıdan tahsili için başlattıkları takibin davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini, %40 icra inkar tazminatını tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dışı taşıyıcının 3 tonu geçen yurt dışı taşıma bölümü nedeniyle yurt içi taşıma bölümünden ücret almadığını, bu nedenle davacının bir ödeme yapmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama,bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava dışı Ulusoy firmasının kayıtlarına göre davacının navlun bedelini ödediği, aynı firmanın iki yazısı arasında çelişki bulunmadığı, 12.10.2001 tarihli yazıda Adapazarı-İstanbul arası navlun bedelinin talep edilmediğinin belirtildiği, mefhumu muhalifinden ise İstanbul-Gürbulak arası ödemenin yapılmadığının anlaşılması gerektiği, davalının adı geçen mesafeler arasındaki yurt içi prim borcu ve dava dışı firmaca tahsil edilen 2.000 YTL navlun bedelinden sorumlu bulunduğu, davalının bakiye alacağı düşüldüğünde alacak miktarının 2.185,90 YTL olduğu,
alacağın likit olmaması ve yargılama sonucu belirlenmesi nedeniyle icra inkar tazminatına karar verilmediği gerekçesiyle, itirazın kısmen iptaline, 2.185,90 YTL üzerinden ve takip tarihinden itibaren avans faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilini ise aşağıdaki bent dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, (3.103.905.622)TL üzerinden davanın kısmen kabulü ile bu miktar alacağın %40’ı icra inkar tazminatının davalıya ödetilmesine ilişkin kararın davalı tarafça temyizi üzerine Dairemizin 01.05.2006 gün ve 2006/662-4884 sayılı ilamının (1) nolu bendiyle icra inkar tazminatına ilişkin temyiz itirazlarının reddedilmesi ve bozmanın asıl alacağın niteliğinin araştırılarak saptanmasına hasredilmesi karşısında icra inkar tazminatı hakkında davacı yararına oluşan usulî kazanılmış hakkın varlığı gözden kaçırılarak bozma doğrultusunda yapılan incelemeden sonra verilen kararda icra inkâr tazminatı isteminin bu kez reddi doğru olmadığı gibi,
esasen sözleşmeden doğan uyuşmazlık konusu alacağın davalı borçlu tarafından hesaplanabilir niteliğine nazaran likit olduğunun dikkate alınmaması da doğru bulunmamış; ilk kararın davalı yararına bozulmuş olması, icra inkar tazminatının asıl alacağa bağlı fer’i nitelik taşıması nedeniyle asıl alacağa ilişkin hükmün bozulması ile asıl alacağa bağlı olarak verilen (icra inkar tazminatına dair) hükmün de bozulmuş sayılacağı ve alacağın likit nitelikte olmadığı yolundaki yanılgılı gerekçeyle icra inkar tazminatı isteminin reddi bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan, bilirkişiler kurulu tarafından 23.05.2008 tarihli 2. ek raporda hesaplanan davacı alacağından davalı alacağı olduğundan söz edilerek tenzile tabi tutulan meblağın niceliği, unsurları ve kaynağının temyiz denetimine elverişli açıklıkta gösterilmemesi de isabetsiz bulunmuş, kararın bu yön bakımından dahi davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/5531, K. 2010/11993, 24 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama