KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/6471 E., 2010/12595 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
629 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Savur Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.03.2009 tarih ve 2008/30-2009/31 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından sahte talimat ile dava dışı kişinin hesabına para aktarıldığını, davalı bankanın gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, 7.000 YTL’nin havale tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, daha sonra verdiği ıslah dilekçesi ile talebini 178.425 YTL’ye çıkarmıştır.
Davalı vekili, davacının çalışanının düzenlemiş olduğu sahte talimat belgesi nedeniyle zararın oluştuğunu, bu nedenle davacının kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın havale talimatında imzası bulunan kişiden veya yetkili başka bir kişiden teyit alarak işlem yapması gerekirken, yetkisiz kişiden teyit aldığı, gerekli özeni göstermemesi nedeniyle oluşan zarardan davalının sorumlu olduğu, davacının ise çalıştırdığı kişiyi seçmede özen göstermediği, sahtecilik işleminde bulunan kişinin kendi çalışanı olduğu, bu nedenle oluşan zarardan %50 oranında müterafik kusurunun bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 89.212,50 YTL’nin 7.000 YTL yönünden dava tarihinden, 82.212,50 YTL yönünden ıslah tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, davacının davalı bankada bulunan hesabından sahte belge ile para çekildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacı vekili fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 7.000 YTL’nin tahsilini istemiş, daha sonra yargılama sırasında verdiği 18.12.2008 tarihli dilekçe ile talebini ıslah ederek 178.425 YTL’nin davalıdan tahsilini istemiş, ıslah dilekçesinde harç ikmali yapılmadan, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
HUMK.nun 87. maddesinin son cümlesine ilişkin hüküm, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş olup, ıslah yolu ile talep sonucunun arttırılabilmesi mümkün hale gelmiştir. Ek dava açılmasına gerek kalmadan, saklı tutulan hakların bu şekilde dava edilebilmiş sayılabilmesi için, harç ikmali yapılmasının sağlanması ve dilekçenin karşı tarafa tebliği gerekmektedir. Aksi halde, arttırılan talep bölüme ilişkin usulüne uygun bir dava açılmış olmayacaktır.
Dava konusu olayda davacı vekili, 18.12.2008 tarihli dilekçe ile talebini ıslah etmiştir. Bu dilekçenin harç ikmali sağlanarak, davalı tarafa tebliğ edilmesi ve davalı tarafın diyeceklerinin beklenilmesi gerekirken, HUMK.nun 85. maddesinde belirtilen usule uyulmadan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Kabule göre de, davacı vekili tarafından dava ve ıslah dilekçesinde alacağa paranın hesaptan çekildiği tarihten itibaren yasal faiz uygulanması talep edilmesine rağmen, mahkemece, dava dilekçesinde istenen miktar bakımından dava, ıslah dilekçesinde istenen miktar bakımından ıslah tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmiştir.
Oysa, davacının hesabından paranın usulsüz olarak çekildiği tarih itibariyle davacının para üzerindeki hakimiyeti kalkmış olup, faiz başlangıcının hesaptan paranın usulsüz olarak çekildiği tarihin esas alınması gerekir.
Ayrıca mahkemece yasal faize hükmedilmiş ise de, davacıya ait hesabın ne tür bir hesap olduğu ve her hangi bir faiz uygulanıp uygulanmadığının belirlenmesi ve şayet faiz uygulanıyor ise, dava tarihine kadar bu orandan (davacının talebi gözönüne alınarak yasal faiz oranlarını geçmemek kaydı ile), dava tarihinden sonra ise alacağa yasal faiz oranının uygulanması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/6471, K. 2010/12595, 7 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama