KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/7758 E., 2011/994 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Ocak 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
677 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21.11.2008 tarih ve 2006/188-2008/371 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilinin, davalı şirkete 45.000 USD borç para verdiğini, bu hususun, davalı şirkete tayin edilen özel denetçinin raporunda da yer aldığını ve şirket defterlerinde kayıtlı olduğunu, yapılan ihtara rağmen davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek, 45.000 USD'nın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı şirkete verilen 45.000 USD'nın hisse devrine karşılık olarak ödenmiş bir para olmadığı, bu konuda davalı şirketin ticari defterlerinde kayıt olmadığı, davacının, bu ödemeleri gösteren banka dekontları üzerine, ödemelerin bonolara yönelik olduğuna dair meşruhat yazmadığı, davacı vekili tarafından, Mersin Asliye 1. Ticaret Mahkemesinin 2002/793 E sayılı dava dosyasına sunulan dilekçe içeriğinin ikrar mahiyetinde olmadığı, davacı tarafından yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince davalıdan tahsilinin gerektiği gerekçesiyle 45.000 USD'nın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, şirket ile şirket ortağı arasında, karz akdinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı, dosya içinde örnekleri mevcut bonolara dayanarak, davalı şirkete 45.000 USD borç verdiğini, bu hususun Mersin Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nin 2007/392 E sayılı dava dosyası ile davalı şirkete tayini talep edilen özel denetçinin raporunda da yer aldığını, söz konusu borcun, davalı şirket tarafından ödenmemesi üzerine, noter marifeti ile ihtar çekilerek ödenmesinin talep edildiğini belirterek, 45.000 USD'nın davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı ise söz konusu meblağın, davacı tarafından, dava dışı...’den devralınan, şirket hissesi bedelleri olduğunu, muhasebe hatası sonucu, bu ödemenin davalı şirket kayıtlarına geçtiğini savunmuştur.
Dosya içinde örneği bulunan, toplam bedeli 45.000 USD olan üç adet bononun, davacı tarafından düzenlenerek davalıya ödendiği hususu taraflar arasında çekişmesizdir.
Hukuk sistemimizde, kişilerin bono keşide ederek, üzerinde yazılı bedeli, lehdar ya da hamile ödemelerindeki temel amaç, ikrar edilen belirli bir borcun, belirli bir vade ile ödenmesinin sağlanmasıdır. Bilhassa uygulamada, kişilerin, borç vermek amacı ile bono keşide etmeleri, yaygın bir teamül değildir.
Somut olayda, davacı taraf, söz konusu bonolar ile davalı şirkete borç verdiğini ve bono bedellerini ödediğini iddia etmekteyse de, dava öncesinde, davalı şirket tarafından davacıya gönderilen ihtarnamede, hisse devri nedeniyle davacının borcu olan 45.000 USD'ından 15.000 USD'nın ödendiği ancak bakiye 30.000 USD'nın halen ödenmediğinin belirtildiği, davacıya 24.04.1998 tarihinde tebliğ olunan bu ihtarın ardından, davacı tarafça 28.04.1998 tarihinde, bakiye borç miktarının tamamının, davalının hesabına yatırıldığı görülmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından düzenlenen bonoların keşide tarihleri ile dava dışı... ile davacı arasındaki hisse devir sözleşmesinin tanzim tarihi de aynıdır.
Nitekim, davacı vekilinin, davacı ve arkadaşlarının vekilliğini yaptığı ve davalı şirkete özel denetçi tayini talebini içerir davada, dosyaya sunmuş olduğu 04.11.2002 tarihli dilekçesinde, müvekkillerinin davalı şirket hisselerini devralmak için 30.000 USD ve üzerinde ödemeler yaptıklarını, bu ödemelerin şirket hesabına yapıldığını, açık ve tartışmaya mahal olmayacak şekilde ifade ettiği de anlaşılmaktadır.
Davacı tarafça, toplam 45.000 USD nın son kısmının, davalı hesabına yatırıldığı tarih olan 28.04.1998 tarihinden sonra, davalı şirkete atanan özel denetçi tarafından tanzim olunan rapora kadar, davalıdan her hangi bir talepte bulunulmaksızın, değinilen raporun ardından, alacağın varlığının iddia edildiği de göz önüne alındığında, davacı tarafça ödenen söz konu miktarın, hisse devri bedeline ilişkin olduğu açıkça ortadadır.
Bu durumda, mahkemece, değinilen hususlar göz önüne alınarak, davanın reddi yönünde hüküm kurulması gerekirken, davacı tarafından yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri istenebileceği gerekçesi ile kabul hükmü kurulması hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre de, davanın hukuki dayanağının sebepsiz zenginleşme olgusuna dayandığı kabul edilerek, bu doğrultuda hüküm kurulmuşsa da, davalı tarafın, süresi içinde ileri sürdüğü zamanaşımı definin, BK’nun 66. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi kapsamında değerlendirmeye tabi tutulmaksızın sonuca gidilmesi dahi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/7758, K. 2011/994, 31 Ocak 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama