KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/8354 E., 2011/1295 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Şubat 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
559 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.12.2008 tarih ve 2006/613-2008/709 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadaki hesabından internet üzerinden bilgi ve iradesi dışında havale yapılarak 6.802. TL'nin çekildiğini, failler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayete bulunduğunu, işlemin davalı bankanın internet sitesinden yapıldığını, müvekkilinin Askeri Hastanede çalıştığını ve internet işlemlerini de oradaki bilgisayardan yaptığını, davalının gerekli güvenliği sağlayamadığını ileri sürerek, fazlaya ilkşkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.802 TL.'nin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin kusurunun olmadığını, davacının güvenlik önlemlerini kullanmadığını, kullan-at şifre uygulamasından yararlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının olaydan önce kullan-at şifre uygulamasına geçtiği halde davacının bu uygulamayı kullanmadığı, şifre ve parolanın davalının sistemine girilerek elde edilmediği, davalının yeterli güvenlik tedbirlerini aldığı ve sorumluluğunun bulunmadığı, davacının kişisel bilgilerini saklayamaması nedeniyle olayın meydana geldiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili kararı temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile davalı banka tarafından sunulan koruma programlarından ve SMS ile gönderilecek şifre sisteminden yararlanmadan işlem yapma yolunu tercih eden davacıyı meydana gelen zarardan tam kusurlu olarak kabul etmiştir.
Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.
Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.
Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir. O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/8354, K. 2011/1295, 7 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama