KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1051 E., 2011/10528 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
532 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/11/2009 tarih ve 2008/1868-2009/2241 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili. Los Angeles'ten Ankara'ya taşınmak üzere 21.01.2008 tarihinde davalıya teslim edilen Aselsan Elektrik San. Tic.
A.Ş'ne ait 6 koliden 3 adedinin teslim edilmediğini, Nakliyat Abonman Sigorta poliçesine istinaden sigortalının maddi zararını karşıladıklarını, yapılan ödemenin halef sıfatıyla davalıdan istendiğini ancak sonuç alınamadığını, bu kere Ankara 4. İcra Müdürlüğü'nün 2008/8300 E sayılı takip dosyasında (3.302,89) TL alacak yönünden davalı hakkında ilamsız icra takibi yaptıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu, zira gerekli önlemleri almayan, dikkat ve özeni göstermeyen davalının kusurlu olduğunu ileri sürererek,
davalının takibe yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; talebin zamanaşımına uğradığını, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, taşıyıcı havayolu firmasının acentası olan müvekkiline doğrudan husumet yöneltilemeyeceğini, davanın taşıyıcı hava yolu firmasına ihbarını, kaybolan emtinanın bedelinin sigortalı tarafından ödendiğinin ve zararın ispatlaması gerektiğini, davacı tarafından sigortalıya yapılan ödemenin lütuf ödemesi olup rücu imkanı bulunmadığını, Varşova Konvansiyonu' nun 26. maddesinin 1 ve 2 fıkraları uyarınca süresinde ihbarda bulunulmaması halinde taşıyıcı aleyhine takibat yapılamayacağını, davanın kabulü halinde de Varşova Sözleşmesi'nin 22., 26. maddeleri ile Türk Sivil Havacılık Kanunu'nun 128. maddesinin uygulanmasının zorunlu olduğunu, savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan vekili, yalnızca havayolu ile taşıma işini yaptıklarını, taşınmak üzere kendilerine teslim olunmayan eşyanın kaybolmasında sorumluluklarının bulunmadığını ileri sürmüştür.
Mahkemece; iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davalının kendisine teslim edilen 6 adet koliden 3 adedini teslim etmediği, davacının Nakliyat Abonman Sigorta poliçesine istinaden sigortalısının bu zararını karşıladığı ve sigortalısına halef olarak ödediği bedeli davalıdan talep etme hakkı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının (3.239,89) TL asıl alacak ve (33,00) TL işlemiş faiz alacağına yönelik itirazın iptaline, takibin bu miktarlar üzerinden devamına, davalının asıl alacağın % 40 oranında icra inkar tazminatı ödemesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Ancak, dava hava yolu ile gerçekleşen yük taşımasından kaynaklandığına göre, taşıyıcının sorumluluğunun Varşova Sözleşmesi uyarınca sınırlı sorumluluk olduğu kabul edilerek, davalının sorumluğunun üst sınırının anılan düzenlemeye göre belirlenip, gerçek zararın bu sınırın altında kalması durumunda gerçek zarara göre, gerçek zararın üst sınırı geçmesi halinde ise belirlenen üst sınıra göre hüküm kurulması gerekirken, sorumluluk üst sınırının hesaplanmadığı ve/fakat gerçek zararın her halükarda sorumluluk üst sınırının altında kaldığının soyut olarak belirtildiği bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1051, K. 2011/10528, 19 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama