KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/16347 E., 2012/6799 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
623 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/06/2010 tarih ve 2007/642-2010/357 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili ile diğer davalı ... tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacılardan ... ile davalıların dava dışı limited şirketin ortakları olduklarını, 02.04.2002 tarihli protokolle davalıların şirketteki hisselerinin davacı ortağın eşi diğer davacı ...'ya devrinin ve karşılıklı edimlerin kararlaştırıldığını, müvekkillerinin protokolde yazılı edimlerinin tamamını ifa ettikleri halde davalıların edimlerini yerine getirmeyerek temerrüde düştüklerini ileri sürerek,
02.04.2002 tarihli protokolün feshini, davacıların protokolün ifası kapsamında davalılara verdikleri 22.000 USD ile protokolde yazılı 20.000 USD cezai şart olmak üzere toplam 42.000 USD nin 07.08.2002 temerrüt tarihindeki TL karşılığı için şimdilik 10.000 TL nin, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında talebini 68.460 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu hak ve alacaklarının zaman aşımına uğradığını, porotokole taraf olmayan davacı ...’nın aktif dava ehliyeti bulunmadığını, sözleşmeden sonra davacıların şirket hissesini almaktan kaçındıklarını, devredilen araç ve kooperatif hissesinin ise davacının değil şirketin malı olduğunu savunmuştur.
Davalı ... vekili, protokolde devri kararlaştırılan aracın dava dışı başka bir şirkete ait olup ancak kredi ödemelerinin tarafların ortakları bulunduğu şirket tarafından üstlenildiğini, protokol tarihine kadar 7.000 TL ödeme yapıldığı, devredilen kooperatif hissesinin esasen şirketin malı iken davacının bunu zimmetine geçirdiğini, protokolde belirtilen 5 adet senedin verilmediğini, ipoteğin ise ancak müvekkilinin çabası ile kaldırıldığını,alınan araç ve kooperatif hissesi ile malzeme bedelinin protokolde belirtilen 33.000 USD borçtan düşüldüğünü, öte yandan edimleri ifa etmeyen ve temerrüde düşenin davacılar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK.nun 520 maddesi uyarınca, limited şirket hisse devrini havi 02.05.2002 tarihli protokolün noter tasdiki
taşımadığından geçersiz olduğu, bu halde tarafların aldıklarını iade ile yükümlü oldukları, protokolde bedeli 7.000 USD olarak belirtilen araç ile 15.000 USD bedelli kooperatif hissesininin aynen iadesinin mümkün bulunmadığı, bu halde davalının bunların bedeli olan 22,000,00 USD nı iade etmesi gerektiği, bununla birlikte geçersiz bir sözleşmenin feshinin istenemeyeceği gibi, geçersiz sözleşme ile düzenlenen cezai şartın da geçersiz olduğu gerekçesi ile, davanın kısmen kabulüne, 07.08.2002 temerrüt tarihi itibariyle 22.000 USD'nin TL karşılığı olan 35.860 TL'nin temerüt tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacılara verilmesine, sair istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili ile diğer davalı temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ... vekilinin aşağıda (2) ve (3), davalı ...'in aşağıda (2) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Ancak, davalılar 02.05.2002 tarihli protokolün tarafı olmayan davacı ...'nın aktif dava ehliyeti bulunmadığı itirazında bulunmuşlardır. Açılan bir davanın sonuçlandırılmasında öncelikle davacı ve davalı tarafın husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi zorunludur.Bunun herhangi bir itiraz olmasa da, hakim tarafından resen yapılması gerekir. Somut olayda her iki davalı, davacı ...'nın aktif dava ehliyeti yönünden itirazda bulunduğu halde, bu itiraz değerlendirilmeden davanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır.
3-Öte yandan, davalı ... vekili cevap dilekçesinde ve süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuş, mahkemece zamanaşımı def'inin esasla birlikte değerlendirilmesine karar verilmiş, ancak nihai kararda bu hususta olumlu veya olumsuz bir hüküm tesis edilmemiştir. Şu durumda, davalının zamanaşımı savunması hakında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/16347, K. 2012/6799, 25 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama