KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/3971 E., 2011/15644 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
515 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Alaşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/12/2009 tarih ve 2008/280-2009/380 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin oğlu olan ...'in 11.07.2006 tarihinde geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybettiğini, muris ...'in davalı şirket nezdinde 24.10.2005 başlangıç tarihli kaza sigortası yaptırdığını, müvekkillerinin bu poliçeye dayalı olarak davalı şirkete müracaat ettiklerini ve sigorta bedelinin ödenmesini talep ettiklerini, sigorta primlerinin ödenmediği gerekçesiyle müvekkillerinin taleplerinin kabul edilmediğini, ancak davalı şirketin TTK'nun 1297. maddesinde öngörülen şekilde hareket etmediğini, bu nedenle davalının sigorta bedelini ödeme k zorunda olduğunu ileri sürerek, 35.000 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ferdi kaza sigortası genel şartlarının 20. maddesi gereğince sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, somut olayda bu sürenin geçtiğini, prim ödemeleri yapılmadığı için sigorta poliçesinin iptal edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın iki yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, dava tarihi itibariyle bu sürenin dolduğu, davacı tarafça gönderilen ihtarnamenin zamanaşımını kesen nedenlerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, can sigortası niteliğinde bulunan ferdi kaza sigorta poliçesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu’nun 19 ncu maddesinde yaşama ve ölüm şartlı can sigortalarında ödenmesi gereken para ödemeyi gerektiren tarihten itibaren 10 yıl içinde hak sahipleri tarafından aranmamış ise, onuncu yılı takip eden yılbaşından itibaren altı ay içerisinde, tasfiye ve iflas işlemlerinin devamı sırasında hak sahiplerinden müracaat etmeyenler olursa, sigorta şirketlerinin bunlara ödemek zorunda oldukları paralar, müracaatları halinde ödenmek üzere,
son bilançonun tanziminden önce sahiplerinin ad ve kimlikleri ile bilinen adreslerini ve hak kazandıkları para miktarlarını gösterir şekilde tanzim olunacak bir cetvel ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı emrine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına tevdi olunacağı, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına yatırılan bu paraların iki sene içinde sahipleri tarafından aranmadığı takdirde Devlete intikal edeceği düzenlenmiştir.
7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu, 14.06.2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 45 nci maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmış ise de, davaya konu poliçenin düzenlendiği ve sona erdirildiği tarih itibariyle taraflar arasındaki ilişkinin 7397 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Anılan Kanunun yukarıda açıklanan 19 ncu maddesi uyarınca da davaya konu alacağın 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve zamanaşımına uğramadığı anlaşıldığından mahkemece anılan madde hükmü gözetilerek zamanaşımı definin reddine karar verilip, uyuşmazlığın esasına girilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hayat sigortasından kaynaklanan alacaklar için düzenlenmiş bulunan söz konusu özel nitelikteki kanun hükmü göz önüne alınmadan, genel hüküm niteliğindeki TTK hükümlerine dayalı olarak davanın zamanaşımına uğradığından bahisle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,
kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/3971, K. 2011/15644, 22 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama