KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/6979 E., 2011/16952 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
543 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.03.2010 tarih ve 2009/204 - 2010/159 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı aracılığıyla, iş yeri devri konusunda dava dışı ... ile anlaştıklarını, karşılığında 30.000,00 TL'nın müvekkillerince ödendiğini, 09.09.2008 tarihi itibariyle devrin gerçekleşmemesi halinde davalının, satıcının almış olduğu bedeli müvekkillere ödemeyi kabul ettiğini, bunun karşılığı olarak teminat senedi düzenlendiğini ancak iş yeri devrinin gerçekleşmediğini ileri sürerek 30.000,00 TL'nın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin dava dışı satıcı ile davacı alıcıları bir araya getirdiğini, bu aracılık faaliyete nedeni 5.000,00 TL ücret aldığını, bu ücreti çek ile ödediğini, iş yeri devrinin gerçekleşmemesi karşısında davanın üçüncü kişi aleyhine açılması gerektiğini, kaldıki davacıların ödenen bedel karşılığında aldıkları senet ile icra takibine geçtiklerini, borcun ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca, davalının üçüncü kişinin fiilini üstlendiği, BK'nun 110. maddesi uyarınca bu fillin gerçekleşmemesinden doğan zararları karşılamak ile yükümlü olduğu, incelenen icra dosyasında takibe konulan bononun dava dışı bir alacaktan kaynaklandığı, iade edildiği iddia edilen müddeabihin iadesi hususunda ispat külfetinin davalı tarafta bulunduğu, davalı yanca teklif edilen yemin delilini usulüne uygun davacılarca eda edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava alacak istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davalı taraf davaya dayanak senedin taraflar arasında imzalanan 06.09.2008 tarihli "TUTANAKTIR" başlıklı belgeye göre dükkan devir bedeline mahsuben ödenen avansa karşılık teminat olarak düzenlendiğini ve iş merkezi yönetiminin dükkan devrini onaylamaması üzerine tarafına ödenen 5.000,00 TL'nı davacılara geri ödendiğini,
bakiye kısım için davacıların dava dışı devreden ...'nun babası ...'ndan 26.000,00 TL senet aldıklarını ve bu senedin de icra kanalıyla ödendiğini iddia etmiş ve delil olarak da dava dışı üçüncü kişi tarafından düzenlenen bonoyu dosyaya ibraz etmiş, bononun tahsile konulduğuna dair takip dosyası numarasını da bildirmiştir.
İncelenen takip dosyası içeriğinden gerçekten de devreden dava dışı kişi ile aynı soyadı taşıyan kişi tarafından davacılardan ...'a 26.000,00 TL senet verildiği ve bu şahsın cirosu ile de senedin başka bir şahıs tarafından tahsile konulduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, bonoyu tahsile koyan dava dışı kişinin vekili ile bu davadaki davacılar vekilinin de aynı kişi olduğu görülmektedir.
Her ne kadar; kambiyo senetleri kural olarak illetten mücerret ise de ve davacı taraflar söz konusu senedin edinme sebebini açıklamadan başka bir ilişki nedeniyle alındığını savunmuş iseler de, senet üzerinde edinme sebebi olarak nakden yazılması karşısında, dükkanını devreden bir kişinin yakının davacılardan borç alması ve karşılığında senet vermesi hayatın olağan koşullarına aykırıdır.
Bu itibarla mahkemece, davalı tarafın bu savunması üzerinde durularak söz konusu senedin tahsil edilip edilmediği, tahsil edilmiş ise davacıların davalıdan ancak 26.000,00 TL üstünde kalan bölümü isteyebilecekleri, tahsil edilmemiş ise söz konusu senet iade edilmeden davacının 4.000,00 TL'nın üzerinde kalan kısmı için davalı aleyhine alacak davasını devam ettiremeyeceği nazara alınarak buna göre bir hüküm tesis edilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/6979, K. 2011/16952, 13 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama