KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/2160 E., 2012/8592 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
501 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bursa 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/09/2010 tarih ve 2009/889-2010/1488 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Nilüfer/Bursa Şubesindeki hesabından 04.09.2008 tarihinde müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında internet üzerinden EFT işlemi gerçekleştirilerek parasının başka hesaba aktarıldığını, müvekkilinin zarara uğratıldığını belirterek 4.950,00 TL'nın hesaptan çekilme tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zararın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, zararın havale işlemini yapan kişilerden tazmin edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı hesabından daha önce de benzer bir işlem gerçekleştirildiği, yüksek risk taşıyan davacı hesabı bakımından gereken önlemlerin alınmadığı, bu olay akabinde davacıya önerilen smartbanking güvenlik kartının müşterinin bilgisayar sistemine kurulamadığından geri iade edilmesi üzerine güvenlik artırma hususunun banka tarafından çözülmediği, davalı bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu, davalının güvenliği artırmada kullanıcılara tercihli kullanım olanağı tanımak yerine zorunlu kullanım olanağı tanımak görevinin sonuçları ve maliyetinin kendisine ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne 4.950,00 TL'nın 24.04.2009 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, internet bankacılığından kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK.'un 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda yanlızca ''isteğin kabulüne'' karar verilmiş, başka bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “4.950,00 TL''nin 24.04.2009 tarihinden geçerli reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine'' şeklinde hüküm kurulmuştur. Davacı tarafça dava dilekçesinde 4.950,00 TL'nın hesaptan çekilme tarihi olan 04.09.2008 tarihinden itibaren bankanın mevduatlara uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte ödenmesinin talep edilmiş olması karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, faiz başlangıcı ve faiz türü yönünden kısa karar ile gerekçe karar arasında çelişki yaratılmış olduğu anlaşılmakla, bu yönden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/2160, K. 2012/8592, 22 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama