KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/8158 E., 2012/18774 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2012
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
1.190 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/12/2010 tarih ve 2005/600-2010/746 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin davalının 09.03.2000 tarihinde yaptığı terminal ve feribotlara ait güvenlik hizmetine katılarak kişi başı 375 TL fiyat teklif ettiğini, 20.03.2000 tarihinde müvekkiline gönderilen yazıda teklifin olumlu bulunduğunun ve sözleşmenin 4 yıl süre ile uygulanacağının vurgulanarak işin müvekkili şirkete verilebilmesi için teklif edilen ücretin gözden geçirilmesinin istenildiğini, müvekkilinin davalı kurumun bu bildirimini dikkate alarak ve sözleşmenin 4 yıl süre ile uygulanacağına güvenerek teklifini kişi başı 234 TL'ye indirdiğini,
15.04.2000 tarihinde bu fiyat üzerinden ihale dokümanıyla birlikte verilen sözleşmenin imzalanarak hizmete başlandığını, sözleşmede işin süresinin bir yıl olarak belirlendiğini, ancak haklı veya mücbir sebeple fesih hakları saklı kalmak kaydıyla karşılıklı fesih ihbarında bulunulmadığı takdirde sözleşmenin otomatikman uzayacağının öngörüldüğünü, söz konusu sözleşmede hükumetin asgari ücrete yapacağı artışın güvenlik personeline ödenecek hizmet bedeline de aynı oranda ilave edileceğinin, SSK prim oranlarının artması halinde ortaya çıkan artışın İDO tarafından karşılanacağının,
yapılacak fazla mesailer ile hafta sonu ve resmi tatil günleri için ücretin %100 oranında zamlı ödeneceğinin ve son olarak sözleşmenin uzaması durumunda hizmet bedelinin DİE'nin belirlemiş enflasyon oranına göre artırılacağının hüküm altına alındığını, hizmet sözleşmesinin ikinci ve üçüncü hizmet yıllarında devam ettirilmesine rağmen davalının yukarıda açıklanan sözleşme hükümleri uyarınca yapması gereken ödemeleri yapmadığını, enflasyon oranının her yıl için %35 olarak kabul edilip buna göre ödemede bulunulduğunu,
sözleşmenin üçüncü hizmet yılında feshedilmesi nedeniyle ücreti dört yıllık süreyi gözeterek belirleyen müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, toplam 669.310 TL'nin reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 14.12.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 1.192.355,28 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin süresinin bir yıl olduğunu, sözleşmenin dört yıl geçerli olacağına dair davacıya verilmiş bir taahhüdün bulunmadığını, davacının herhangi bir hak ve alacağının kalmamış olması nedeniyle kesin teminatının iade edildiğini, söz konusu sözleşmede çalışan işçilerin tüm haklarının davacı tarafından ödeneceğinin ve belirlenen bedel haricinde hizmet dönemi içerisinde herhangi bir artış talebinin olmayacağının hüküm altına alındığını, müvekkilinin temerrüte düşürülmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 15.04.2000 tarihinde bir yıllık güvenlik hizmetleri sözleşmesi imzalandığı, sözleşme bitiminden bir ay önce fesih ihbarında bulunulmadığı takdirde sözleşmenin bir yıl daha uzamış sayılacağı, sözleşmenin hiçbir maddesinde sözleşmenin dört yıl için düzenlendiğine dair bir ibare olmadığı, dolayısıyla davacının sözleşmenin erken feshedilmesi nedeniyle zarara uğradığı yönündeki iddiasının yerinde bulunmadığı,
söz konusu sözleşmede, her bir güvenlik görevlisi için davacıya aylık 234 TL ücret ödeneceğinin, davalının talebi ve onayı üzerine yapılacak mesailerin ücretinin zamlı olacağının, asgari ücrette yapılacak ücret artışının personele ödenen hizmet bedeline aynen ilave edileceğinin, SSK prim oranlarının artması durumunda ortaya çıkacak maliyet artışının davalı tarafından karşılanacağının, sözleşmenin uzaması halinde hizmet bedelinin enflasyon oranında artırılacağının hüküm altına alındığı, bu hükümler çerçevesinde yapılan inceleme neticesinde davacının alacaklı olduğu miktarın belirlendiği,
ancak ıslah ile talep edilen alacağın BK'nun 126. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığı, davalının, davacının söz konusu istemlerini reddettiği tarih itibariyle temerrüde düştüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki (2) nolu bendin, davalı vekilinin aşağıdaki (3),(4) ve (5) nolu bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, güvenlik hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı taraf, dava dilekçesinde toplam 669.310 TL'nin tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında ise ıslah dilekçesi ile talebini toplam 1.192.355,28 TL'na yükseltmiş olup mahkemece taraflar arasındaki temel ilişkinin hukuki niteliğine nazaran ıslah dilekçesi ile talep edilen alacağın, mülga 818 sayılı BK'nun 126. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığından bahisle reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki dava konusu hukuki ilişkiye zaman itibariyle uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 125. maddesinde başka bir hüküm olmadığı takdirde tüm davaların on yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu düzenlenmiş olup müteakip maddede ise bir kısım davaların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece işbu davanın beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu gerekçesiyle ıslah yoluyla istenen alacağın reddine karar verilmiş ise de taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği açıklanmamış ve 818 sayılı BK'nun 126. maddesinde düzenlenen hangi sözleşme türü kapsamında kaldığı değerlendirilmemiş olduğundan kararın bu yönü ile
Yargıtay tarafından denetlenmesi mümkün olmamıştır. O halde, mahkemece Anayasa'nın 141. maddesinde düzenlenen mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükmü de göz önünde bulundurularak ıslah yoluyla talep edilen alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının gerekçeli bir biçimde değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; taraflar arasında 15.04.2000 tarihinde düzenlenen sözleşmenin IV/4. maddesinde, davacının sözleşme süresince ücret artışı talebinde bulunamayacağı, ancak sosyal sigortalar prim oranlarının artması durumunda ortaya çıkacak maliyet artışının davalı tarafça karşılanacağı hüküm altına alınmıştır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise prime esas matrahtaki artışlardan da davalının sorumlu olmasının gerektiği açıklanmış ve bu doğrultuda hesaplama yapılmıştır. Oysa taraflar tacir olup aralarındaki sözleşme hükümleri ile bağlı durumdadırlar.
O halde, anılan sözleşme hükümleri uyarınca davalı şirketin sosyal sigorta prim oranlarındaki artışlardan kaynaklanan maliyet artışından sorumlu bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken sözleşme hükümlerinin yorum yoluyla genişletilmesi ve bu çerçevede davalının sorumluluğuna gidilmesi doğru görülmemiştir.
4-Ayrıca aynı sözleşmenin IV/3-c maddesinde, davalının talebi veya onayı üzerine yapılacak fazla mesailerin zamlı olarak ödeneceği düzenlenmiş olup davacı tarafça fazla mesailerin davalının talebi veya onayı ile yapıldığı kanıtlanmamış olmasına rağmen yine bir takım soyut bilirkişi değerlendirmelerine dayalı olarak davalının sorumluluğuna gidilmiştir. Bu itibarla, ispat yükünün davacının üzerinde bulunduğu gözetilerek ve gerekirse tarafların tüm ticari defter ve kayıtları da incelenerek dava konusu edilen fazla mesailerin davalının talebi veya onayı ile gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespit edilmemiş ve sonucuna göre karar verilmemiş olması doğru olmamış, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
5-Öte yandan, davacı taraf sözleşmenin birer yıllık sürelerle uzadığını ve sözleşme uyarınca uzayan süreler için ödenecek hizmet bedelinin enflasyon oranına göre artırılacağını, ancak davalının hizmet bedelindeki artışı enflasyon oranında yapmadığını ileri sürerek de alacak talebinde bulunmuştur.
Gerçekten de taraflar arasındaki sözleşmenin V/1-b maddesinde, sözleşmenin uzaması halinde güvenlik personeline ödenecek hizmet bedelinin DİE'nin belirlemiş olduğu enflasyon oranına göre artırılacağı düzenlenmiştir.
Ancak davacı tarafın bila tarihli yazıyla, davalıya enflasyon oranının %50.9 olduğunu bildirdiği ve bu oran üzerinden hizmet bedelinin artırılmasını istediği, davalının ise 07.06.2001 tarihli yazısında ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz durumu da dikkate alınarak hizmet bedelinin %35 oranında artırılacağının öngörüldüğünü, öngörülmüş olan bu artış oranına davacının teyit vermesinin istenildiğini davacıya bildirmiş olduğu,
bu yazıya davacı tarafından bir cevap verildiği kanıtlanmadığı gibi davalının bu oran üzerinden yaptığı artışa dayalı ödemeyi de davacının herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın kabul ettiği gözetildiğinde artık davacının davalı tarafça yapılan enflasyon artışlarını benimsediği kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiş, hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/8158, K. 2012/18774, 21 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama