KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2024/2228 E., 2025/610 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Şubat 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1095 Esas, 2024/220 Karar
- Hüküm
- Davanın kabulü (Yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle
- İlk derece mahkemesi
- Bakırköy 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/75 E., 2022/4 K.
Karar Metni
1.119 kelime·6 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." ve "... ..." markası ile tekstil ürünleri üreterek yurt dışına pazarladığını, müvekkilinin markasının Türkiye dışında birçok ülkede de tescilli olduğunu, davalı şirketin adresinde "... ..." ibarelerini taşıyan farklı renklerde pantolonlar tespit edildiğini, konuyla ilgili tutanak düzenlendiğini, davalı şirket hakkında yaptıkları şikayet üzerine açılan kamu davasında alınan bilirkişi raporlarında davalıya ait ürünlerde bulunan "... ..." ibarelerinin müvekkili adına tescilli markalarla iltibas teşkil ettiğinin ve ülkesellik ilkesi gereğince suç olduğunun tespit edildiğini,
diğer yandan davalı şirket yetkilisinin bu ürünleri Amerika’da tescilli bir marka için ürettiği ve iç pazara satmadığı için beraatine karar verildiğini, ancak ürünlerin suç unsuru olması nedeniyle müsadere edildiğini, yaptıkları araştırmada davalının iltibas teşkil eden ürünleri ...
Mağazaları aracılığıyla Türkiye iç pazarında da satışa çıkardığının tespit edildiğini, davalının müvekkili şirkete ait markaları izinsiz şekilde kullandığını, bu durumun markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, men'ine ve ref'ine, imal edilen ürünlere ve imalatta kullanılan araçlara el konulmasına, ürünlerden "... ..." ibarelerinin silinmesine, silinmesi mümkün olmuyor ise imha edilmesine,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın tespit tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsiline, 1.000,00 TL manevi tazminatın tespit tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline ve hükmün gazetede ilanına karar verilmesini talep etmiş, 05/05/2017 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 35.248,15 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ... ... Group LLC şirketiyle imzalamış olduğu imalat sözleşmesi gereği ihraç kayıtlı ürünler üretip yurt dışına gönderdiğini, "... ..." markasının dünyada tanınmış bir marka olduğunu, müvekkilinin sözleşme gereğince ürün ürettiğini, herhangi bir marka tecavüzünün bulunmadığını, davacının maddi ve manevi bir zararının bulunmadığını, Türkiye'de satış yapmadığını, zaten ceza davasında beraat kararı verildiğini, bu kararın hukuk hakimini de bağlayacağını savunarak davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı adına tescilli marka mevcut ise de, yurt dışında da davalının fason üretimini yaptığı yabancı şirket adına tescilli olması, davalının yurt dışı şirketiyle olan sözleşme kapsamında üretim yapıp, iç piyasaya herhangi bir satışı olmadan doğrudan yurt dışı şirketine göndermiş olması karşısında kastının ve ihmalinin bulunmadığı (nitekim aynı sebeple ceza mahkemesince beraat kararı verilmiştir),
bu durumda davacı yararına maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile davacı adına Türkiye'de tescilli "... ..." ibareli markasına yönelik davalı tarafın fason olarak imal ettiği ürünler üzerinde bu markanın kullanımının davacının markadan doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine ve men'ine, davalının "... ..." markalı ürünlerine yönelik üretim yapmasının, ürünleri satışa sunmasının, ihraç etmesinin engellenmesine, bu ibareleri taşıyan ürünlere el konulmasına,
el konulan ürünler üzerinde "... ..." markaları sökülmek suretiyle davalıya iadesine, sökülmesi mümkün değil ise imha edilmek suretiyle tecavüzün giderilmesine, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, hüküm kesinleştiğinde, masrafı davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin beş büyük gazetenin birinde ilanına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; davalı tarafça davaya konu ürünlerin fason olarak üretildiği, dava dışı şirkete ait markanın Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmış marka olduğu ve Türkiye’de tescilli olmasa bile korunması gerektiği belirtilmişse de, markanın Paris Sözleşmesi 1. Mükerrer 6. maddesi uyarınca tanınmış olduğunu davalının ispatlaması gerektiği,
dosya kapsamındaki delillerle ve en son alınan bilirkişi raporu ile dava dışı şirkete ait "... ..." markasının davacının markasının tescil başvurusunun yapıldığı 12/05/2011 tarihinde tanınmış marka olduğuna dair bir delil bulunmadığı, yabancı şirketin davacının marka başvuru tarihinden önce markasını Türkiye’de kullandığına, yani öncelik hakkına sahip olduğuna dair de bir delil bulunmadığı,
bu nedenle markalarda ülkesellik ilkesi gereğince dava dışı şirketin yurt dışında tescilli markasına dayanılarak Türkiye’de hak elde edilemeyeceği, ayrıca dava dışı şirketin yurt dışında 25. sınıfta tescil edilen "... ..." markasının en eskisinin dahi tescil başvuru tarihinin davacının markasının tescil başvuru tarihinden sonra olduğu, davalının "..." markasının ise 2004 yılından bu yana 25. sınıfta tescilli olduğu, davacının markayı yurt dışında tescil ettiren dava dışı yabancı şirketle bir bağlantısının olduğunun da iddia ve ispat edilemediği, bu nedenle davacının kötüniyetli olduğunun da ispat edilemediği,
yine dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 556 sayılı KHK’nın 61/1-a maddesinin yollaması ile, 9/2. maddesi uyarınca davacıya ait markanın aynısını tescil kapsamında kalan 25. sınıftaki giysi ürünleri üzerinde kullanmasının ve bu ürünlerin gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulmasının markaya tecavüz teşkil ettiği, ceza mahkemesince suçun kasten işlenmediği gerekçesiyle verilen beraat kararının hukuk mahkemesini bağlamayacağı,
bu nedenle mahkemece davalının davacıya ait markaya tecavüz ettiğinin tespitine ve tecavüzün önlenmesine karar vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise;
her ne kadar mahkemece davalının kullandığı markanın yurt dışında tescilli sahibi olan yabancı şirket adına fason üretim yapması ve Türkiye’de satış yapmaması nedeniyle kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmişse de, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için zarar ile fiil arasında nedensellik bağının yanında mütecavizin kusurunun varlığı gerektiği, kusurun kasıt biçiminde olabileceği gibi ihmal biçiminde de ortaya çıkabileceği, davalı şirket tacir olup basiretli bir tacir gibi davranmakla yükümlü olduğu,
aynı sektörde faaliyet gösteren davacı şirketin markasından haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, kaldı ki fason üretim ve ihracat faaliyetine başlamadan önce bu markanın Türkiye’de başkası adına tescilli olup olmadığını araştırması gerektiği halde bu konuda ihmali davranışta bulunduğu, ihmali kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat koşullarının mevcut olduğu halde mahkemece tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/2228, K. 2025/610, 6 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama