Karar Özeti
12. Ceza Dairesi 2025/2283 E. , 2025/7582 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/316 E., 2024/415 K. SUÇLAR : Taksirle öldürme HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında kurulan hükümlerin; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı
Karar Detayı
12. Ceza Dairesi 2025/2283 E. , 2025/7582 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/316 E., 2024/415 K. SUÇLAR : Taksirle öldürme HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında kurulan hükümlerin; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yerel Mahkemece sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 62, 50/4, 52/2, 63. maddeleri uyarınca 40.950,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin hükmün, sanık müdafi tarafından temyizi ile Dairemizin 13.01.2020 tarih, 2018/2222-2020/4111 sayılı ilamı ile onandığı, Dairemizin onama kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ile dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi üzerine, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.12.2022 tarih, 2021/12-70 - 2022/785 E/K Sayılı kararı ile Dairemizin onama kararının kaldırılarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne ile sanığın, 4483 sayılı Kanun’a göre görevi sebebiyle görevi sırasında işlediği suçtan dolayı izin alınması gerektiğinden bahisle eksik inceleme dayalı hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına, karar verilmesi üzerine, yerel mahkemece duruşma açılıp, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 62, 50/4-1.a, 52/1-2-4, 63. maddeleri uyarınca 40.950,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin verilen karara karşı sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca onama kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği; ambulans şoförü olan müvekkilinin görevi sebebiyle karıştığı trafik kazası neticesinde mahkumiyet hükmü verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere aracın hızının normal, tepe lambaları ve kaza yeri ışıklı kavşağa gelmeden önce sirenlerinin açık olduğunu, teşdit uygulanmaması gerektiğini, ölen annenin kemer takmadığını, katılan sürücünün raporlara yansıyan kusurlarının mahkemece dikkate alınmadığını, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini, belirtmiştir. III. OLAY VE OLGULAR Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; olay günü gündüz vakti, havanın yağmurlu olduğu meskun mahalde, iki şeritli bölünmüş asfalt kaplama yolun ıslak olduğu, düz, eğimsiz caddede ambulans sürücüsü olan sanığın ambulans ile hasta taşıdığı esnada yol üzerinde bulunan ışık kontrolü kavşakta katılan ...'ın sevk ve idaresindeki araç ile çarpıştığı ve bu çarpışma sonucunda katılan ... 'ın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ve hayati tehlike oluşturmayacak şekilde yaralandığı, katılan ile aynı araçta bulunan ve dokuz aylık hamile olan eşi ... ağır şekilde yaralandığı ancak yapılan tedaviye rağmen kurtarılamayarak vefat ettiği; müteveffa ...'ın hastaneye götürüldüğünde hastane acilinde 26/05/2014 tarihinde sezeryan doğum ile bir canlı erkek bebek dünyaya getirdiği ve doğan bebeğin tedavi süreci devam ederken 12/06/2014 tarihinde hastanede vefat ettiği olayda, mahkemece asli kusurlu şekilde olaya sebebiyet verdiği kabul edilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/1. maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE ve KARAR Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin tüm, katılan vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak; Türk hukuk sisteminde kişiliğin tanımı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 28. maddesinde yapılmıştır. Buna göre; kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Bu tanıma göre; kişilik tam ve sağ doğumun başladığı andan itibaren kazanılmaktadır. Trafik kazası sırasında, anne karnında olan bebeğin Türk Medeni Kanunun 28. maddesi uyarınca henüz kişilik kazanmadığı ortadadır. Taksirle öldürme suçu, 5271 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, "İkinci Kısım" bölümünde "Kişilere Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, taksirle öldürme suçu ancak hukuki anlamda "kişi" olana karşı işlenebilmektedir. TMK'nın 28. maddesi uyarınca olay anında anne karnında olan bebeğin henüz tam ve sağ doğumu gerçekleşmediği için bu aşamada "kişi" olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Öğretide de insan öldürme suçunun ancak hayatta olan birine karşı işlenebileceği kabul edilebilmektedir. ... ve ...'nun Türk Ceza Kanunun Yorumu (İkinci Baskı Cilt:3 Sayfa: 4369) ile Tezcan/Erdem/Önok'un Teorik ve Pratik Ceza Hukuku (2006 sayfa:203) isimli eserlerinde, suçun maddi konusunun bir insan olduğu ve hareketin de bir insana yönelmesi, suç kurbanının hayatta olan bir insan olması gerektiği belirtilmiştir. Vaktinden önce canlı olarak doğan çocuk, anneye karşı işlenen kasten yaralamaya bağlı olarak doğduktan sonra ölecek olursa, insan öldürme suçu yaşayan bir kişiye karşı işlenebileceğinden ayrıca kasten veya taksirle insan öldürme suçundan faile ceza verilemeyeceği değerlendirilmiştir. Somut olayda, sanığın sadece anne ...'ın ölümünden ve ...'ın yaralanmasından sorumlu tutularak hüküm tesisi gerektiği gözetilmemesi, Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle, Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.11.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY YAZISI Sanığın ilk derece mahkemesince TCK’ nın 85/2 maddesine muhalefet suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. Olayın oluşu hususunda ilk derece mahkemesiyle dairemiz arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Yerel mahkeme ile dairemizin çoğunluk görüşü arasındaki fark, kazada ölen dokuz aylık hamile olan ...’ ın olaydan hemen sonra canlı olarak doğan ve 17 gün yaşadıktan sonra kazada aldığı darbeler sonucu öldüğü kabul edilen çocuğunun hukuki kişiliğinin oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Meydana gelen olayda, sanığın kullandığı ambulans, katılan ... ın kullandığı araca çarpmış, kazada ... ölmüş ... ise yaralanmıştır. Ölen ...’ ın kaza zamanında 9 aylık hamile olup hastaneye intikalinde sağ olduğu, bu sırada tıbbi müdahale ile anne karnındaki bebeğin alındığı, sağ ve tam bir çocuğun dünyaya geldiği ancak kazanın etkileri (kaza ile bebegin ölümü arasında illiyet bağı kurulmuş) neticesinde 17 gün hayatta kalan çocuğun vefat ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Medeni Kanunun 28. maddesi “Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.” hükmünü getirmiştir. Kişiliğin çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu konusu tartışmadan uzaktır, kanun koyucu net bi biçimde bunu kanun metnine işlemiştir. Ancak kanun koyucu aynı maddenin ikici cümlesinde ise hak ehliyetinden bahsetmiş ve bunun da sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayacağını belirtmiştir. Sanığın kusurlu davranışı neticesinde anne karnında gelişimini tamamlamış ama henüz dünyaya gelmemiş olan çocuğun doğumu gerçekleşmiş, hekim raporlarına göre de çocuk tam ve sağ olarak doğmuştur. Anne karnına düştüğü andan itibaren hak ehliyetine sahip olan bir canlının kusurlu davranışıyla dünyaya sağ ve tam olarak erken gelmesine yol açan ve bu kazanın etkileri neticesinde 17 gün yaşayıp ölen çocuğun ölümünden sanığın sorumlu tutulması gerek Medeni Kanunun 28. maddesine gerekse taksirli suçlarda cezalandırma sebebi olan kusur kavramına da daha uygun olacaktır. Ölen çocuk anne karnına düştüğü an hak ehliyetine sahip olmuş, tam ve sağ olarak doğmuş ve kişilik kazanmıştır. Çocuk ölü doğmuş ya da cenin gelişmeden ölüm olayı meydana gelmiş gibi bir yaklaşımla çocuğun hak ehliyetinin olduğunu göz ardı etmekte ceza hukukun temel ilkeleri ve evrensel bir kural olan yaşam hakkının korunması ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Medeni Kanunumuz cenine bile haklar (mesela MK 643 md) tanırken sanığın kusuru sonucu tam ve sağ olarak doğan çocuğun kişilik kazandıktan sonra bu kusur sebebiyle hayatını kaybetmesi halinde sanığın taksirle öldürmeden sorumlu tutulması yerine olay esnasında hiç yokmuş sayılması kanunun ruhuna uygun düşmeyecektir. Bu eylemde kasti bir suç olmayıp taksirli suç olduğundan hem kusurlu davranış ile hak ehliyetine sahip varlığın erken doğumuna yol açıp akabindede doğumla kişilik kazanmış çocuğun ölümüne yol açan sanığın kişi henüz doğmadan eylem gerçekleşmiştir gibi bir yaklaşımla bu ölümden sorumlu tutulmaması da ceza hukukunun ve taksir suçunun temel ilkelerine ters düşecektir. Yukarıda izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının onanması yerine bozulması yönündeki dairemiz çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum. 04/11/2025