KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2006/1607 E., 2008/3695 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
681 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki aynen teslim, tazmin davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıların vekili sıfatıyla Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1991/621 E. 1994/574 K. sayılı dosyası ile davalıları temsilen 9.1.1987 tarihinde tapu iptal ve tescil davası açtığını, mahkemece davanın kabulüne karar verilerek 11.1.1995 tarihinde kararın kesinleştiğini, ücret alacağına karşılık kendisine 400 m2’lik yer verileceğinin taahhüt edilmesine ve arsa sahibi olan davalılarla dava dışı müteahhit arasında imzalanan 14.4.2002 tarihli ön protokolde de bir adet villa tipi dairenin kendisine verilmesinin kararlaştırılmasına rağmen,
davalıların daha sonra müteahhitle yapmış oldukları inşaat sözleşmesine kendisini dahil etmediklerini, bu şekilde edimlerini yerine getirmediklerini ileri sürerek, davalılara ait arsa üzerinde yapılmakta olan villalardan birinin kendisine tahsisi ile tapuda adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde ise, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 75.000.000.000 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, bir yıllık sürede talep edilmeyen vekalet ücretinin zamanaşımına uğradığını, kaldı ki dava konusu mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağına ilişkin sözleşmelerin Avukatlık Kanunu gereğince geçersiz olduğunu, bu durumda ücretin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 2006/1607-2008/3695
belirlenmesi gerektiğini savunarak, davanın gerek zamanaşımı, gerekse esastan reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, yürürlükteki Avukatlık Kanunu gereğince, avukatın yapmış olduğu avukatlık hizmetine karşılık, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı şeklindeki ücret sözleşmelerinin geçersiz olduğu, bu durumda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince vekalet ücreti talep edilebileceği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı avukatın, 17.12.1986 tarihli vekaletname ile, Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 1991/621 E. 1994/574 K. sayılı dosyası üzerinden, davalıların vekili sıfatıyla ... Hazinesine karşı 9.1.1987 tarihinde tapu iptal ve tescil davası açıp takip ettiği, 26.10.1994 tarihinde kabul edilen davanın, 11.1.1995 tarihinde de kesinleştiği, dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Davacı, takip ederek sonuçlandırdığı söz konusu bu dava nedeniyle vekalet ücretini talep etmekte haklı olup, davacıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespit edilebilmesi için ise öncelikle, uyuşmazlığa uygulanacak Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi zorunludur.
Mahkemece yürürlükteki Avukatlık Kanunu hükümlerine göre karar verilmişse de, 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 8.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıkların, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Dava konusu olayda taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi mevcut olmayıp, davacı avukat tarafından 9.1.1987 tarihinde dava açıldığına, dolayısıyla bu tarih itibariyle taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulduğuna göre, uyuşmazlığın çözümünde de, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri esas alınmalıdır.
1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163. maddesinin 5. ve 6. fıkralarına göre, avukat ile müvekkil arasında yapılacak ücret sözleşmelerinin yazılı olması geçerlilik koşulu olup, davacı tarafından davalı ile sözlü olarak yapıldığı iddia edilen sözleşme, öncelikle bu nedenle geçersizdir.
Kamu düzenine ilişkin olan bu husus mahkemece resen dikkate alınıp, anılan maddenin son fıkrası hükmüne göre de, yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda talep edilebilecek vekalet ücretinin, Avukatlık 2006/1607-2008/3695
Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gerekli olduğundan, bu doğrultuda yapılacak hesaplama sonucuna göre davacının talep edebileceği ücretin davalıdan tahsiline karar verilmesi gereklidir.
Kaldı ki davacının iddia ettiği gibi “dava sonunda kazanılacak arsadan avukata 400 m2’lik yer verilmesi”ni öngören sözleşme, kanunun aradığı biçimde yazılı şekilde yapılmış olsaydı dahi, Avukatlık kanununun 4467 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki 164.maddesinin 3. fıkrası gereğince “hasılı davaya iştirak” niteliğinde olduğundan yine geçersiz olarak kabul edilip, bu durumda da vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gerekecekti.
Mahkemece de sözleşmenin geçersiz olduğu benimsenerek, vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmişse de, bu kabule ters düşecek ve davacıyı yeni bir dava açmaya zorlayacak şekilde davanın tümüyle reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2006/1607, K. 2008/3695, 17 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama