KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2006/200 E., 2008/3293 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.066 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat ... ile davacı ...'nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının avukatı olarak görev yaptığı sırada, davalı tarafından, takip etmekte olduğu 634 adet icra takip dosyasının işlemden kaldırıldığını, 413 dosya ile ilgili de taksitlendirme yapıldığını, işlemden kaldırılan dosyalar için 21.334.783.000, taksitlendirilen dosyalar için de 43.198.000.000 TL vekalet ücreti alacağının ödenmesi gerektiğini, bu dosyalarla ilgili olarak sözleşme gereğince ayrıca %1,5 oranında 10.923.208.600 TL prim alacağı, 31.965.323.205 TL de işlemiş faiz alacağının bulunduğunu ileri sürerek,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, tüm alacakları için şimdilik 750.000.000 TL’nin ödetilmesine karar verilmesini istemiş, 11.11.2002 tarihli dilekçe ile de, davalı tarafından dosyaların geri alınması nedeniyle derdest olan dosyalardan dolayı Avukatlık Kanununa göre 51.209.000.000 TL vekalet ücret alacağı ile 7.609.735.000 TL prim alacağının tespitini talep etmiştir.
Davalı, sözleşmenin 3. maddesine göre dosyaların davacı avukattan her zaman geri alınmasının mümkün olduğunu, bu durumda sözleşmenin 7. maddesi gereğince herhangi bir ücret talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
2006/200-2008/3293
Mahkemece, dosyaların geri alınmasında davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacının her durumda dava konusu 750.000.000 TL vekalet ücretini hak ettiği, ancak fazlaya ait istekle ilgili ayrı bir dava açıldığı takdirde, bu miktarın ayrıca yargılama konusu yapılıp değerlendirilmek kaydıyla davanın kabulüne, 750.000.000 TL’nin 5.4.2002 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline, tespit taleplerinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasında 31.12.1999 tarihine kadar geçerli olarak imzalanmış olan sözleşme, feshedilmediğinden yenilenerek devam etmiş, 15.7.2002 tarihinde de sona erdirilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalı tarafından işlemden kaldırılan ve taksite bağlanan dosyalar nedeniyle vekalet ücreti, prim ve faiz alacaklarının ödetilmesini, yargılama sırasında ise derdest davalar yönünden hak etmiş olduğu vekalet ücreti ve prim alacaklarının tespitini talep etmiş, davalı ise feshedilen sözleşme nedeniyle davacının ücret alacağının bulunmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 1.maddesi ile davacı, ... ili ve ilçeleri dahilinde mahkemeler ve icra müdürlüklerinde davalı leh ve aleyhine açılmış ve açılacak her türlü davalar ile icra takiplerini, yürürlükteki kanunlar dahilinde takip ve sonuçlandırmayı, 2. maddesi ile de davalı il müdürlüğünce kendisine sorulacak hukuki konularda sözlü ve yazılı görüş bildirmeyi üstlenmiştir.
Sözleşmenin 3. maddesi ile işlerin takip sonucuna göre dosyaların alınıp başka bir avukata verilebileceği, bu takdirde ücret talep edilemeyeceği, 7. maddesi ile avukatlara 250.000 TL aylık ücret ödeneceği, ilamsız yada ilamlı icra takipleri neticesinde yapılacak tahsilatlardan kurumca yapılan masraflar düşüldükten sonra %1,5 oranında prim verileceği, kurum alacağı ve masraflar tahsil edildikten sonra davalı kurum lehine hükmedilen ve tahsil edilen avukatlık ücretinin %80’inin ödeneceği,
yine avukatın emeği geçse bile sözleşmenin feshi veya gerekli görülen hallerde kurumca dosyanın geri alınması veya istifa nedeniyle dosyaların iade edilmesi veya sözleşmenin yenilenmemesi halinde, henüz tahsil edilmemiş olan avukatlık ücretinin istenemeyeceği, 9.maddesi ile de sözleşmenin 31.12.1999 tarihine kadar geçerli olduğu, taraflardan biri 15 gün önceden feshi ihbar etmediği takdirde sözleşmenin 1 yıl daha uzamış sayılacağı, yine avukat tarafından 1 ay önceden, kurum tarafından ise 15 gün önceden bildirilmesi şartı ile sözleşmenin her zaman feshedilebileceği
kararlaştırılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme, açıklanan bu içeriği itibariyle Borçlar Kanunu kapsamında kalan “hizmet hukuk müşavirliği” niteliğinde olup, tarafların, sözleşmeyi “Avukatlık Ücret Sözleşmesi” olarak isimlendirmeleri de bu sonucu değiştirmez.
Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerinde tarafların hizmet karşılığını serbestçe kararlaştırabileceklerine, bu yasada Avukatlık Kanununda olduğu gibi ücret konusunda herhangi bir sınırlandırma da bulunmadığına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü gereklidir. Kaldı ki sözleşme, feshedildiği 15.7.2002 tarihine kadar taraflar arasında uygulanmış, davacı bu süre içinde sözleşme ile yükümlendiği edimlerini itirazsız olarak yerine getirmiştir.
Öte yandan sözleşmede karalaştırılan ücretin, Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinin 1.cümlesinde belirtilen anlamda ve asgari ücret tarifesi altında olduğu da kabul edilemez.
Bu nedenlerle dava konusu ihtilafın geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümü gerekli olup, sözleşmenin 9. maddesinde davalı tarafa sözleşmeyi yenilememe ve her zaman için fesih hakkı tanındığına göre, davalının bu hakkına dayanarak sözleşmeyi yenilemeyeceğini bildirmek suretiyle 15.7.202 tarihi itibariyle sona erdirmesi, haksız fesih sayılamayacağı gibi, Avukatlık Kanununun 174. maddesi anlamında haksız azlin sonuçlarını da doğuran bir fesih değildir.
Olayda bu nedenle Avukatlık Kanununun 174. maddesi hükmünün uygulanması da düşünülemez. Ancak feshin haksız olmaması, davacının fesih tarihi itibariyle hiç bir ücret isteyemeyeceği anlamına da gelmez. Davacının, sözleşmenin sona erdirildiği 15.7.2002 tarihi itibariyle, sözleşmenin 7. maddesi hükmüne göre ücret isteme hakkı mevcuttur.
Davacının, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle, ödenmeyen aylık ücretlerini, tahsilatla sonuçlanan veya henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalardan dolayı, sözleşmenin 7. maddesinde belirtilen ücretleri isteyebileceğinin kabulü, hakkaniyet ilkelerinin gereğidir.
Davacı, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle halen devam eden, sonuçlanmayan ve ne olacağı belli olmayan dosyalardan dolayı ise yine sözleşmenin 7. maddesinin son fıkrası hükmüne göre bir ücret isteyemeyecektir.
O halde mahkemece, yukardaki açıklamalar doğrultusunda, davacının alacağı olup olmadığı ile varsa bunun miktarı, konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile, açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli raporla belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Davacı, davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 750.000.000 TL’nin ödetilmesini istemiş olup, dava, niteliği itibariyle kısmi dava niteliğindedir. Alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının şimdilik belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Ancak alacaklının böyle bir kısmi dava açması halinde de, alacağın tümü için açılan davalarda olduğu gibi talep edilebilecek alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesi zorunludur.
Dava konusu olayda ise mahkemece davacının isteyebileceği tüm alacak miktarı kesin olarak belirlenmemiş, davacının talep edebileceği vekalet ücretinin, her durumda dava dilekçesinde talep edilen alacak miktarından fazla olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Oysa ki mahkemece, kısmi dava niteliğinde olsa da, davacının talep edebileceği dava konusu alacaklarının, tam ve tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, bundan sonra taleple bağlı kalınarak, alacağın dava konusu yapılan bölümü ile ilgili hüküm kurulması gerekirken, talep edilebilecek alacak miktarı tam ve kesin olarak belirlenmeden, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2006/200, K. 2008/3293, 10 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama