Karar Özeti
2. Ceza Dairesi 2024/14327 E. , 2025/3853 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/1218 D. İş SUÇ : Mala zarar verme İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın kabulü YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozu
Karar Detayı
2. Ceza Dairesi 2024/14327 E. , 2025/3853 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/1218 D. İş SUÇ : Mala zarar verme İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın kabulü YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.09.2024 tarihli ve KYB-2024/98112 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/09/2006 tarihli ve 2006/359 esas, 2006/7944 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre, her ne kadar mala zarar verme suçundan sanıkların mahkumiyetine dair Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/02/2010 tarihli ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı kararının, 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda uyarlama yapılması talebi üzerine, taraflar arasında uzlaşma sağlandığından bahisle sanıklar haklarındaki mala zarar verme suçu yönünden kamu davasının düşürülmesine karar verildiği, kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine, Diyarbakır (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/2023 tarihli ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı ek kararının bozulduğu, yeniden yapılan yargılama sonucunda, cezalarının aynen infazına ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/2023 tarihli kararı sonrasında yapılan itirazın merciince kabulüne karar verildiği anlaşılmış ise de, Sanıkların Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/02/2010 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleşmesini müteakip, Oltu Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosunun 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda uyarlama yapılması talebi üzerine, taraflar arasında uzlaşma sağlandığından bahisle sanıklar haklarındaki mala zarar verme suçu yönünden anılan Mahkemenin 22/06/2017 tarihli ek kararı ile kamu davasının düşürülmesine karar verildiği, bu kararı takiben yapılan kanun yararına bozma talebi üzerine, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 11/04/2022 tarihli ve 2022/1208 esas, 2022/7058 karar sayılı ilâmı ile bozma kararına karşı yapılan itirazın, mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucunda verilen yeni hükümlerin, infaz aşamasında verilen ve infaza ilişkin hükümlerden olduğundan bahisle kabulüne ilişkin Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21/11/2022 tarihli ve 2022/7366 esas, 2022/19277 sayılı ilâmı sonrasında, anılan Mahkemenin 22/06/2017 tarihli kamu davasının düşmesine yönelik ek kararın kaldırılmasını müteakip, Mahkemesince 03/04/2023 tarihli karar ile 11/02/2010 tarihli kararın aynen infazına karar verildiği, karara itiraz edilmesi üzerine, itirazın kabulü ile anılan kararının sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde yeninden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğundan bahisle kaldırılmasına karar verildiği ancak Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21/11/2022 tarihli bozma ilamında kamu davasının düşmesi kararı sonrasındaki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesinin belirtildiği, Mahkemesince de aynen infaz kararı verildiği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde, ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin, ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması, “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren yasanın suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili halleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi nedenlerle, önceki suç bakımından doğurduğu sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. “uyarlama yargılaması” infaz yeteneği bulunan bir hükmün, sonradan yürürlüğe giren lehe yasanın hükümlü lehine uygulanmasından ibarettir. Bu belirlemeler ışığında, infaza ilişkin olan bu kararların kazanılmış hak kavramına konu olup olamayacağı sorununa gelince; Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarında, hükümlerde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında bu konuda verilen kararlar, kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulmuştur. Bu husus 23.09.2003 gün ve 160-216 ve 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararlarda vurgulandığı gibi; 24.4.1950 gün ve 324-124 sayılı kararda; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasamızın 403. maddesine göre verilen içtima kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı, 21.3.1977 gün ve 103-126 sayılı kararda; “infaza ilişkin bulunan hususların kazanılmış hakka konu olamayacağı” belirtilmekte, 28.3.1988 gün ve 40-137 sayılı kararda da: “Yerel Mahkemenin 11.6.1980 gün ve 9-103 sayılı kararında, iki ayrı adam öldürme suçuna ilişkin olarak sanığa verilen cezalardan Türk Ceza Kanununun 59. maddesi ile indirim yapılmış ve re’sen temyiz incelemesine tabi olan bu hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Sanığa bu eylemlerinden dolayı tayin olunan müebbet ağır hapis cezaları Türk Ceza Kanunu'nun “Birinci Kitap”ının “Suç ve Cezaların İçtimaı” başlıklı “Yedinci Bap”ında yer alan 70. maddesiyle içtima ettirilmesi sonucu sanığa “idam” cezası verilmişse de; infaza ilişkin olması nedeniyle, bu maddenin uygulanması suretiyle verilen kararlar, CMUK’un 326/son maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Başka bir deyişle, kazanılmış hakka (aleyhe bozma yasağı) konu olamaz.” denilmektedir. Görüldüğü gibi yerleşmiş yargısal kararlarda, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Öte yandan aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesinin yer aldığı yasal düzenleme incelenirse; Aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326. maddesinin 4. fıkrasında, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291’inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tâyin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi görüldüğü üzere “sanıklar” yönünden kabul edilmiştir. Sanık ise, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler yönünden de söz konusu olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 2006/10-124-165, 04/07/2006 gün ve 2006/10-128-177 sayılı kararlarında, kesin hükümde değişiklik yargılaması (uyarlama yargılaması) sonucu verilen hükümler ile tayin olunan cezaların kazanılmış hak oluşturmayacağı, bu hükümler yönünden cezanın aleyhe değiştirme ilkesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Kesin hükümde değişiklik yargılaması sonucu verilen yeni hükümler, infaz aşamasında ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle "aleyhe sonuç doğurmama ilkesi" bu hükümler yönünden geçerli değildir. Bu itibarla, uyarlama kararlarına karşı hükümlü aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulması halinde verilen kanun yararına bozma kararı hükümlüler açısından aleyhe sonuç doğurur. Bu durumda, ilgili dairece hükmün kanun yararına bozulmasına karar verilmesi ile yetinilmesi, bozma sonrasında ilk kesinleşmiş hükümdeki cezayı aşmamak koşuluyla daha ağır cezanın hükmü veren ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilmesi gerekmektedir. Bozma sonrası Yargıtay ilgili dairesinin işin esasına hükmetme hak ve yetkisinin kaldırılması veya daha hafif bir ceza verilmesi ile sınırlı olmasından dolayı, Yargıtay özel dairesinin daha ağır bir cezayı hükmetme yetkisi bulunmamaktadır. (Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, A. ... Kuyucu, Sayfa 198-199-200) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.01.2017 tarihli ve 2006/4-348 esas -2007/6 karar sayılı kararında: "Mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucunda verilen yeni hükümlerin, infaz aşamasında verilen ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle, “aleyhe sonuç doğurmama ilkesi”nin bu hükümler bakımından geçerli olamayacağı gözetilmeden, Özel Dairece, hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere yasa yararına bozulmasına karar verilmesi de isabetsiz bulunmuştur." şeklinde tespitte bulunulmuştur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Hükümlüler ..., ... ve ... hakkında Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.02.2010 tarihli ve 2007/335 Esas, 2010/86 Karar sayılı kararıyla mala zarar verme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 151/1, 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına dair hükümler kesinleştikten sonra, 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle yapılan değişiklikle ilgili kesinleşen hükümlerin infazı durdurulup dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesinin ardından uzlaşma sağlandığından bahisle Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 tarihli ek kararıyla mala zarar verme suçu yönünden kamu davasının düşürülmesine karar verildiği, bunun üzerine “uzlaştırma kapsamına girmeyen nitelikli hırsızlık suçuyla birlikte işlenmiş mala zarar verme suçu için uzlaştırma hükümlerinin uygulanamayacağı nazara alınmadan talebin reddine karar verilmesi gerekirken mala zarar verme suçu yönünden yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 11.04.2022 tarihli ve 2022/1208 Esas, 2022/7058 Karar sayılı ilâmıyla, Diyarbakır (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2017 tarihli ek kararının 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına karar verilmesinden sonra ise "Kanun yararına bozma istemine konu karar, gerçekleşen yasa değişikliği nedeniyle kesin hükümde değişiklik oluşturan yeni hüküm, bir başka deyişle uyarlama sonucu verilen "düşme" kararıdır. İnfaz aşamasında verilen bu hüküm yönünden “aleyhe sonuç doğurmama ilkesi”nin geçerli olamayacağı gözetilmeden, Özel Dairece, hükmün "aleyhe sonuç doğurmamak üzere" yasa yararına bozulmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı değerlendirilerek, 5271 sayılı Kanun'un 308. maddesi uyarınca olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.” şeklindeki gerekçeyle İTİRAZ KANUN yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve 2022/7366 Esas, 2022/19277 Karar sayılı ilâmıyla, "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2006 gün ve 2006/10-124 Esas-2006/165 Karar, 30/01/2007 gün ve 2006/4-348 Esas - 2007/16 Karar, 25/12/2007 gün ve 2007/3-272 Esas - 2007/279 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucunda verilen yeni hükümlerin, infaz aşamasında verilen ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle, “aleyhe sonuç doğurmama ilkesi” bu hükümler bakımından geçerli olamayacağından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/09/2022 tarihli ve KD - 2021/146494 sayılı itirazının KABULÜNE, Dairemizin 11/04/2022 tarihli ve 2022/1208 Esas - 2022/7058 Karar sayılı ilamıyla hükümlüler ..., ... ve ... hakkında “taraflar arasında uzlaşma sağlanması nedeniyle” şeklindeki gerekçeyle mala zarar verme suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmasına ve açılan kamu davasının düşürülmesine dair (Diyarbakır-Kapatılan-) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22/06/2017 tarihli ve 2007/335 E., 2010/86 K. sayılı ek kararın belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA ilişkin kararın KALDIRILMASINA karar verilerek yapılan incelemede; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesine eklenen 4. fıkra gereğince “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” Bu nedenle 19.12.2006 tarihinden itibaren hırsızlık suçu ile birlikte işlenen mala zarar verme suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden, inceleme konusu olayda 27.03.2007 olan suç tarihi itibariyle mala zarar verme suçunun uzlaşmaya tabi olmadığı gözetilmeyerek, infaz aşamasında uyarlama yapılması talebi üzerine yeniden ele alınan dosyada “taraflar arasında uzlaşma sağlanması nedeniyle” şeklindeki gerekçeyle hükümlüler ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmasına ve açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (DİYARBAKIR-Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22.06.2017 tarihli ve 2007/335 E., 2010/86 K. sayılı ek kararın, belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca yasa yararına BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine," karar verilmesinden sonra Mahkemesince 03.04.2023 tarihli karar ile 11.02.2010 tarihli kararın aynen infazına dair verilen karara itiraz edilmesi üzerine, hükümlüler aleyhine sonuç doğuracak şekilde yeniden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğundan bahisle itirazın kabulü ile anılan ek kararın itiraz merciince kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmış ise de, Anılan 21.11.2022 tarihli ilâmımızda da değinildiği üzere mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucunda verilen yeni hükümlerin, infaz aşamasında verilen ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle, “aleyhe sonuç doğurmama ilkesinin” bu hükümler bakımından geçerli olamayacağı gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı şekilde itirazın kabulü ile anılan 03.04.2023 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.06.2023 tarihli ve 2023/1218 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, itiraz merciine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.