KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/9608 E., 2010/6187 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
798 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 11/03/2009 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda.
Mahkemece davanın reddine dair verilen 14/05/2009 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/05/2010 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı.
Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve davalı yararına takdir olunan 750.00 TL duruşma avukatlık ücreti ile aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın bundan mahsubuna 25/05/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; ...
Gazetesinin 20.02.2009 tarihli ... ekinde yer alan davalının açıklamaları ile davacı hakkında asılsız, gerçekle bağdaşmayan ve hakaret içerikli iddialarda bulunduğunu, “… bu ülkücü camia, bu şeytanı rahman sanarak, … niye milliyetçi camia bu siyaset palyaçosuna bu ...’e oy versin, … bu siyaset sahtekârı, MHP’ye verilen oylar CHP’yi iktidar yapar diye kapı kapı ...’da ...’ta konuşan sahtekârdır. … yani onu en iyi tanıyanlardan biri ...’dur.
Nasıl bir siyaset sahtekârı olduğunu biliyor. … siyaset palyaçosunun unuttuğu bir şey var.Ben MHP’nin ... milletvekiliyim.. … sen MHP’ye karşı her türlü sahtekârlığı yapacaksın …” şeklindeki ifadeler ile davacının kişilik haklarını zedeleyici, hakaret ve iftira niteliğinde sözler sarf ettiğini, yaklaşan yerel seçimler öncesi ... halkının nezdinde davacıyı küçük düşürmek ve itibarını sarsmak amacıyla söylendiğini, böylece Borçlar Kanunu’nun 49.maddesine aykırı davranıldığını ileri sürerek 20.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı ... vekili cevabında kısaca; röportajda, hakaret ve iftira niteliği içeren ifadeler bulunmadığını, 29 Mart yerel seçimi sürecinde MHP adayı ... lehine ...’daki seçim çalışmalarına faal olarak katıldığını, davacının bu süreçte basın yayın organlarında çıkan beyanatlarına karşı cevap niteliğinde olduğunu, “rahmandır diyerek şeytana kandım” sözünün bilinen ve yaygın bir deyim olarak kullanıldığını, davacının “ben ülkücüyüm” demek suretiyle ülkücüleri kandırmasına işaret etmek için söylendiğini, “palyaço” kelimesinin komik söz ve hareketlerle insanları güldüren,
eğlendiren oyuncu ve taklit yapanları tanımlayan bir meslek anlamına geldiğini, “siyasi sahtekâr” benzetmesinin davacının siyasi ahlâk ve gerçeklerle bağdaşmayan tutumunu ortaya koyduğunu, siyasi bir kişi olan davacıyı eleştirmenin hukuka aykırılık oluşturmayacağını, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili cevaba cevap ve delillerin sunulmasına ilişkin dilekçesinde, gazete haberiyle ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, basın savcılığının 2009/762 sayılı dosyasında soruşturmanın sürdüğünü bildirmiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı ile davalının 29 Mart’ta yapılan ... Büyükşehir Belediyesi seçiminde taraf konumunda oldukları, yazı içeriğinin seçim çalışmalarına yönelik olduğu, siyasi kişiliklerin üslûp sertte olsa eleştirilere tahammüllü olmaları gerektiği, dolayısıyla manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğunca yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunarak onanmıştır.
Bilindiği üzere; basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, Anayasa’mız basın hürriyetinin 26 ve 27. maddeleri hükümleri gereğince sınırlanabileceğini öngörmüştür. Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi ile de şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin hakları hükme bağlanmıştır.
Somut olayımızda; uyuşmazlık, davalı ...’nın 20.02.2009 günlü ... Gazetesinin ... ekinde yayımlanan röportajında davacı ile ilgili olarak bir bölümünü müteaddit kez sarf ettiği “bu şeytanı rahman sanarak”, “bu siyaset palyaçosuna”, “bu siyaset sahtekârı” gibi sözlerin davacının kişilik hakkına saldırı teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.Şeytan, palyaço, sahtekâr kelimelerinin anlamları itibariyle hakaret ve sövme teşkil ettiği duraksamaya yer bırakmayacak kadar açıktır.
Bu sözleri eleştiri olarak kabul etmek mümkün değildir.Davacının siyasi kimlik taşıması onun kişilik değerlerine saldırıyı haklı göstermez, siyasetçi olmak kişilik haklarından feragat edildiği anlamına gelmez, başka ifade ve açıklama biçimi ile ilgilinin onur ve itibarını zedelemeden görüşünü serdetmek, ve cevabını bildirmek mümkün iken bu yolu tercih etmeyerek belirtilen yöntemi seçmek hukuka aykırıdır.Özle biçim arasındaki denge bozulmuştur. Şu haliyle, hakkın sınırları aşılmış ve hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde öngörülen tazminat koşulları gerçekleşmiştir.
Diğer yandan, davalı hakkında ... Basın Savcılığınca yürütülen soruşturmanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi gereğince ceza mahkemesinin beraat kararı hukuk hakimi yönünden bağlayıcı değilse de, ceza mahkemesince belirlenecek maddi olgular hukuk hakimi yönünden de bağlayıcıdır. Bu nedenle ceza soruşturmasının sonucunun araştırılması ve sonucunun beklenmesi gerekirdi. Onama kararı bu yönüyle dahi doğru olmamıştır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/9608, K. 2010/6187, 25 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama